Gündem Haberleri

    İnsan yüzü giderek kimliksizleşiyor

    Deniz İNCEOĞLU - dinceoglu@hurriyet.com.tr
    14.10.2011 - 23:58 | Son Güncelleme:

    Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi, fotoğrafçı Kamil Fırat, yeni sergisi Taş Yüzler’i Galeri G-art’ta açtı. İstanbul, Antalya, Bergama, Çanakkale gibi Türkiye’nin değişik arkeoloji müzelerinde çektiği heykel fotoğraflarına eklediği yeniliklerle ‘yüz’ meselesini kavramsal bir boyuta taşıyor Fırat. Ayrıca daha önceki işlerinde kullandığı yalın ve düz çizgiler yerine bu kez eğri çizgilerle müdahalede bulunuyor. 13 Kasım’a kadar görülebilecek sergiyi Kamil Fırat’la konuştuk.

    Taş Yüzler projesi aklınıza ilk düştüğünde kafanızdan neler geçiyordu?
    - Bu sergiyle ilgili ilk fotoğrafı yaklaşık 8 yıl önce çekmiştim. O günden bu yana da bu üzerinde düşünce üretmeye çalışıyorum. Her işin çıkışında olduğu gibi çok basit bir cümle, küçük bir anektod, işaret fişeği olabiliyor. Taş yüzler, geometrilerle gündelik hayat arasındaki hesaplaşmalar, sorgulamaların üzerinedir. Gündelik hayata dair eleştiriler, sorgulamalar ya sokağın kullandığı sözcükler ile olabilir ya da ‘taş yüzler’de olduğu gibi biçimlerle ve çizgilerle...

    Peki, fotoğraflardaki heykelleri ne zaman ve nerede çektiniz?
    - İstanbul, Antalya, Side, Bergama, Çanakkale gibi Türkiye’nin değişik arkeoloji müzelerinde çekildi. Tabii burada bir sorunun üzerine dikkat çekmek önemli. Bizim müzelerimizde heykeller genellikle resim gibi sergileniyor. Duvarların önüne sıra sıra diziliyor. Oysa üç boyutlu nesneler, etraflarında dolaşılabilir şekilde sergilenmeli. Bu sergide ortaya konulan heykeller; bundan binlerce yıl önce bu topraklarda üretilmiş ve bugünlere kadar gelmiş. Bu nesnelerden yeniden ‘yeni bir şey’ olarak yeni bir üretim yapma kaygısı, bu topraklara olan saygı diye bakıyorum.

    Bunlar bildiğimiz heykeller mi?
    - Evet, hepsi çok bilindik heykeller. Marsyas, Venüs heykelleri gibi...

    Peki, neden fotoğraflarda hep heykellerin arka tarafları var. Özellikle sergi başlığında ‘yüzler’ kelimesi kullanılıyor olsa da, fotoğraflarda görünen bölüm hep kalçalar. Burada nasıl bir gönderme yapmak istediniz?
    - Yine yukarıdaki problemden dolayı heykeller sadece ön cepheden anımsanıyor. Oysa heykellerin bir de arka yüzleri var. Taş Yüzler ismi de bir temsiliyet kaygısından yola çıkılarak konuldu. İnsan yüzleri tekil öznelerin temsiliyken, buradaki temsiliyet gruplandırılabilir insan toplulukları üzerine bir deneme. Ve bu boyutu ile bir anlamda ‘yüz’ meselesini kavramsal bir boyuta taşıyor. Aynı zamanda insan yüzü ‘form’ olarak giderek kimliksiz bir hale doğru götürülürken (makyaj, estetik vs.), insanın temsiliyetinin vücudun başka formları ile anlatılabileceği bir anlatımın temsilidir bu sergi.

    ÇİZGİLER BU KEZ BAĞIMSIZ

    Daha önceki fotoğraflarınızda düz çizgiler dikkat çekerken, bu kez heykellere eğri çizgiler eklemeyi tercih etmişsiniz. Bunun sebebi nedir?
    - Taş Yüzler çizgi üzerine bir üçlemenin ikinci bölümü olarak tasarlandı. Birinci bölümü ‘ufka dair’ idi ve bundan 4 yıl önce sergilendi. Bu üçlemenin arkasında ise çizgi, form-çizgi, çizgi ile nokta arasındaki ilişki yatmaktadır. ‘Ufka Dair’ sergisinde daireyi ikiye bölen bir düz çizgi üzerinden anlatımı oluşturmuştum. Orada fotoğrafın daireselliğiyle, bu daireyi tam ortadan bölen bir çizgi, çalışmanın temelini oluşturmuştu. Bu çalışmada ise, ‘çizgi’ bağımsız bir nesne olarak yüzeyde yer alıyor. Ve düzlemde yer alan nesne imajlarına ‘teğet’ oluşturuyor. Çizgi esniyor, şekil değiştiriyor. Bunu yaparken de yüzeyin geometrisinden ilham alıyor.

    Bu çizgiler fotoğrafa nasıl bir anlam katıyor? İzleyicinin belli bir noktaya odaklanmasını mı sağlıyor?
    - Bu işleri salt fotoğraf olarak değerlendirmiyorum. O anlamda da nesneyle çizgiyi birbirinden ayırmadan, ‘form-çizgi’ üzerinden bir okuma yapıldığında, anlamın ortaya çıkacağını düşünüyorum. İzleyici bildiği, her gün kullandığı nesneye, işlevinden bağımsız bakabilmesini bu çizgiler destekliyorsa, çizgi görevini yapmış demektir.

    Heykellere ışık oyunları ve lekelerle farklı bir kompozisyon katarken nelere dikkat ettiniz? Vurgulanmak istediğiniz neydi?
    - Serginin ‘ışık’ olarak çıkış noktası, ‘nesnelerin kendinden ışıklı olması’ idi. Tüm çalışma bunun üzerine kurgulandı. Burada yer alan nesnelerin üzerine düşen bir ışıktan söz etmiyoruz. Kendi doğasında var olan ışıktan söz ediyoruz.


    PHOTOSHOP İŞLERİMİN ÖNÜNE GEÇEMEZ
    Photoshop hayatımda yeteri kadar var. Geleneksel yöntem olarak karanlık odada baskı nasıl yapıyorsam, dijital ortamda da o sonuca ulaşmaya çalışıyorum. Bu seride yer alan işler film olarak çekilmiş, daha sonradan dijital ortama aktarılmıştır. Photoshop uygulamalarının hiç bir zaman yaptığım işin önüne geçmemesi çok önemli.


     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı