"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

İnsan, doğa ve hayvan bir bütündür

Geçtiğimiz iki haftayı annemin acısı ve karmakarışık duygularıma çeki düzen vermekle geçirdim. Bir yandan da gece gündüz dört bir yandan gelen, masum canların, sokakların sakinlerinin yine kimlikleri ortaya çıkarılamayan birileri tarafından zehirlenerek, acı içinde saatlerce can çekişerek ve titreyerek can verdikleri haberleriyle sarsıldım. Bu artık çok fazla geldi bana.

Birileri, yine belediyelere, sağlık bakanlığına ve içişleri bakanlığına çağrıda bulunuyor; sokaklar hayvanlardan temizlensin, yok edilsinler ki AB’ye uygun yaşayalım diyorlardı... Ki aynı çağrıyı bundan birkaç yıl önce yaptıklarında sadece İstanbul’da 150 bin kedi ve köpek öldürülmüştü. Üstelik, genellikle hayvan sevmeyen halkımız zaten hemen her gün birçok hayvanı sadistçe eğilimleri sonucunda üzerlerine benzin dökerek yakıyor, jiletleyerek kanlar içinde bırakıyor, sahipli olanları bile kurşunlayarak öldürüyor. Kendinden güçsüze yönelen insanoğlu bunları hayvana yapıyorsa, aynı şeyi insana da yapmaz mı? Nitekim bugün artık 10 yaşında çocuklar bile birbirini şişliyor, 50 bin lira için adamı sokak ortasında öldürüyorlar; vahşileşiyoruz...

Ben yaşamım boyunca ve gözümü kapatıncaya kadar hep aynı şeyi iddia edeceğim: İnsan, doğa ve hayvan bir bütündür. Onlar yaşamın ayrılmaz parçalarıdır. Hayvan seven, insan da sever, doğayı da, yeşili de...

İşte size bir okur portresi...

Ne olur Allah onun gibileri çoğaltsaydı... Ne olurdu yüreklere onun duygularını üfleyebilseydik... Ah ne olurdu insanlar daha çocukluktan itibaren hayvan sevmeyi öğrenebilselerdi... İnsan sevmeyi, insan olmayı öğrenmiş olurlardı.

Ne mutlu ki, "Artık her şey bitti, dünya bir cinnet geçiriyor, her şeyin sonu geldi, insanlık kalmadı" diye düşündüğüm her anda, her umutsuzluğa düştüğümde Allah’ım böyle bir işaret yollar bana. Şükürler olsun. İşte böyle bir yazı geldi yine. Sanki kendimi buldum, kendimi gördüm bu satırlarda. Tıpkı benim gibi güvercinlere yem veren, tıpkı benim gibi arabasının arkasında yemek taşıyan, tıpkı yıllar boyu kediler ve köpekler için mücadele eden, zaman zaman kapıcılardan, yaşlı teyzelerden, amcalardan hakaretler işiten benim gibi. Yüreğim yeniden canlandı, umutlandım. Yok hayır, hálá var onlar bu dünyada ve asla yok olmayacaklar. Her şeye rağmen!

Ben bir şirkette yöneticiyim. Evet; o lacivert takımları olan, siyah ayakkabılı, saçları jöleli yöneticilerden. Ama ben hepsinden farklı olarak akşamları personel yemekhanesinden artan yemekleri toplarım. Evet, o lacivert takımlarımla. Arabamın arkasında kuru mama, konserve, ilaç, damla vardır. Her an karşıma çıkabilecek kedi ve köpek dostlarım için. Ve o aldığım yemekleri dağıta dağıta evime varırım. Bazen içime dert olur aç hayvanlar. Yolumu aklıma gelen yerlerden uzata uzata giderim. Ellerim de, arabam da yemek kokar ama bazıları gibi ruhumu ekşitmem.

Pahalı bir sitede otururum. Bir sürü suratsız ve sevgisiz komşum var. İlk taşındığımda kedi yavrularını kapıcılara attırdıklarını duymuştum. Kışın kapalı garajlarına gelen kedileri tekmelediklerini de. Yeşilliklerde gezen güvercinleri camlara kondukları içingüvenliklere kovdurup, bahçe duvarına ekmek koydurtmadıklarını da.

Hepsiyle mücadele ettik eşimle beraber. Şimdi beslediğimiz sekiz kedimiz ve yem verdiğimiz güvercinlerimiz var. Suratsız komşularımın benim arabamdan çok daha eski arabaları var. Ama sürekli "çizilen bir yer var mı?" diye bakarlar ve ufacık bir şey bulurlarsa suçlusu hayvanlardır.

DÜĞÜN YEMEKLERİ SOKAK HAYVANLARINA

Geçenlerde işyerinden bir arkadaşımızın düğününe gittik. Tabaklarda kalmış, dokunulmamış yemekler. Eşimle bakıştık, içimiz el vermedi. Gittim mutfağa. Sokak hayvanları için artan yemekleri toplarlar ise dağıtacağımızı söyledim. Gecenin sonunda beyefendilerin ve hanımefendilerin sofrasından toplanan yemekleri sokaktaki dostlarımıza götürdük. Bir keyifle yediler ki!

Bu ülkenin siyasetçisi, belediyecisi hayvan sevmez. İlahiyatçısı hayvan sevmez. Öğretmeni, hacısı, hocası hayvan sevmez. Başörtülü bir teyze gördüm geçenlerde; çöpte rızkını arayan sıska bir kediyi kovalıyordu. Ne zararı vardı ki o kediciğin acaba? "Nasıl olacak bu işler böyle teyzeciğim" dedim içimden ona bakarken. Sorsam; anlamazdı tabii.

"Ne önemi mi var hayvan sevmelerinin" diye sorarsanız cevabım: Var elbette... Eğer yukarıda saydıklarım hayvan sevselerdi, insan da seveceklerdi. Çocuk da seveceklerdi. Kimsesiz çocukları yurtlara atıp unutmayacaklardı. Sokak çocuklarına alışmayacak, onlara adam gibi bakımevleri kuracaklardı. Dayak yemeden, saçlarından çekiştirilmeden yetiştirildikleri, doğru düzgün yerler yani. Ve milyon dolarlık konakların karşısındaki kömürsüz bir kulübede titreşmeyecekti çocuklarve yaşlılar.

Din adamı, devlet adamı, belediye adamı bu ülkede sevginin, karşılık beklemeksizin sevmenin ne demek olduğunu bilmez, anlayamazlar.

Ben hayatını yardıma, hayvanlara ve insanlığa adamış değerli insanlar tanıdım yine de. Her sabah uyanıp, ilk işi aç hayvanları doyurmak olan değerli insanları bildiğim için, onlara teşekkürden başka sözüm yok.

Sözüm vicdanını çöpe atmış insanlara. Belki de kediler çöplerde kaybedilmiş vicdanları arıyorlar zaman zaman. / Alp G.
X