Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İnsan dediğiniz canlı sadece biyolojisinden mi ibarettir?

Bazı bilimcilere bakacak olursanız, evet, insan kendi biyolojisinden ibarettir.

Duygularımız, düşüncelerimiz, ‘ruh’umuz vs hepsi biyolojimizin bize yaşattığı yanılsamalardır. ‘Özgür irade’ diye bir şey yoktur; beynimizin faaliyetlerinin çok ama çok azı ‘bilinç’le yapılmaktadır, çoğunlukla bir bilince ihtiyaç duymayız.
Geçen hafta bu köşede neredeyse bütün kariyeri Amerika’da geçmiş olan Hintli nörolog V. S. Ramachandran’ın son kitabı ‘The Tell-Tale Brain’den söz ettim. Ramachandran, kitabında kavga boyutlarına erişmiş olan bu tartışmaya çok girmeden bence güzel bir özet yapıyor.
Önce Ramachandran’ın verdiği onlarca tuhaf vakadan bir tanesini aktarayım:
Beyninin V1 diye adlandırılan bölgesi hasar gördüğü için kör olmuş bir hasta. Kendisi de kör olduğunun farkında ve hiçbir şey göremediğini söylüyor. Oysa karşıdaki duvara mesela laser pointerla bir ışık tuttuğunuzda işler değişiyor. Hasta görmediğini söylemeye devam ediyor ama doktor ‘Duvardaki ışık noktasına dokun’ dediğinde de gidip tam o noktaya dokunuyor.
Çünkü hastanın retinası ile parietal lobu arasındaki bağlantı hala sağlam. Hasta ışığın rengini, bazı dikey ve yatay çizgileri görüyor ama gördüğünün bilincinde değil.
Hastanın görsel korteksi hasarlı ve burası bilinçle doğrudan bağlantılı. O yüzden hasta görmüyor. Ama öte yandan ‘görme’ eylemi dediğimiz şey sadece görmek değil; beynimizin başka yerleri mesela havadaki topu yakalamamıza veya anahtarı kilide sokmamıza yardımcı olacak karmaşık hesaplamalar yaparken de görsel algıyı kullanıyor. İşte hastaya duvardaki ışık noktasını buldurtan da o bölgeler. Biz o hesapları bilincimizin dışında yapıyoruz; unutmayın.
Evet bilinç ile bilinçdışı arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu bu örnekle hatırlattıktan sonra Ramachandran’a göre ‘ben’i oluşturan ana unsurlara geçebiliriz.

‘Ben’i ben yapan yedi unsur

1. Bütünlük: Duyularımız yoluyla hayatımızın her anında elde ettiğimiz bütün bilgi ve tecrübe bize tek bir kişi olduğumuzu bildirir. Bu bütünlüğün tamamen veya kısmen kaybolduğu durumlarda ‘ben’ acı çeker.

2. Devamlılık: Hayatınız boyunca başınızdan geçen onca şeyle birlikte bir ‘devamlılık’ duygusuna sahipsiniz. İstediğiniz zaman kendi aklınızda bir ‘zaman yolculuğu’ da yapabilirsiniz; geçmişi hatırlayıp ard arda dizmekle kalmaz geleceğe yolculuk da yapabilir, mesela sabah uyanıp gününüzü planlayabilirsiniz. Bu ‘geleceğe yolculuk’ kısmı insana özgüdür ve esasen bugün sahip olduğumuz uygarlığımızı var eden şeylerden biri de budur.

3. Vücut bulma: Uyurken veya uyanıkken fark etmez, her anınızda kendi vücudunuzdasınızdır. Hiçbir zaman, evinizin kapısını açmaya çalışırken o elin size ait olmadığı hissine kapılmazsınız. Ama bu duygu aynı zamanda çok da kırılgandır. Bazen doktorlar sizi sadece bazı optik yanıltmalarda vücudunuzun dışına çıkıyormuşsunuz gibi hissettirebilir. TV mağazası vitrinlerinde ekranda kendi görüntümüzü gördüğümüzde de bazen bu hissi yaşayabiliriz veya kendinizi videodan seyrederken video görüntünün çok ufak bir gecikmeyle ekrana yansıması aynı hissi verebilir.

4. Kendine özgülük: Aklınızdan geçenler, düşünceleriniz size aittir; başkaları tarafından gözlenemez. Evet, acı çeken birinin acısını kendinizde hissedebilirsiniz ama aynı acıyı yaşayamazsınız. Fakat bu kendine özgülüğün de sınırları var. Geçen hafta anlattığım ayna nöronlar sayesinde, mesela kolunuzu anesteziyle uyuştursak ve sonra da benim kendi koluma dokunmamı izleseniz siz de aynı dokunmayı hissedersiniz. ‘Ben’in kendine özgülüğü de bir yere kadar yani.

5. Sosyal birleşiklik: Evet, ‘ben’ kendine özgüdür, otonomdur ama öte yandan aynı zamanda diğer beyinlerle de bağlantılıdır. Neredeyse bütün duygularımızın başka insanlar söz konusu olduğunda anlam ifade etmesi tesadüf olabilir mi? Gurur, kabalık, kibir, hırs, aşk, korku, merhamet, kıskançlık, öfke, acıma, hatta kendine acıma bile... Bütün bu duygular bir sosyal vakumda veya sizden başka kimsenin yaşamadığı bir adada hiçbir anlam ifade etmez. ‘Başkalarının hakkımda ne düşündüğünü hiç önemsemem’ cümlesini aklınızdan geçirirken bir daha düşünün bence.

6. Özgür irade: Hepimiz şu hisse sahibiz: Eylemlerimiz kendi seçimimizdir; istesek başka türlü de yapabilirdik ama böyle yapmayı seçtik! Özgür irade tam olarak budur: Farklı eylem seçenekleri arasında kendimizce bir tanesini seçmek. Ancak bu ‘seçim’lerin bizim tarafımızdan değil de biyolojimiz tarafından (bilinç dışı beynimiz) yapıldığına dair bazı deneyler var. İşte bu deneylerin varlığı ‘özgür irade diye bir şey yok’ cümlesini çok kuvvetli biçimde söyletiyor. Özgür irade konusu ceza yargısında da çok tartışılan bir şey. ‘Cezai ehliyet’ denen şey, doğruyu yanlıştan ayırabilme yetisi, yani suç işleyen bireyin suç işlemek dışında seçeneklere sahip olup olmadığının belirlenmesinin adı.

7. Kendinin farkında olmak: İnsana özgü duyguların başında bu geliyor. Yani kendi kendinin farkında olmak. Bu duygu ile ayna nöronlar arasında ciddi bağlantılar var.


X