Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İnsaf edin, 10 yıl tutuklu kalınır mı?

Kelimenin tek anlamıyla, buna "ayıp" denir. Düşünebiliyor musunuz, sanık olarak bir ihbar veya şüpheden dolayı tutuklandınız ve tam 10 yıl boyunca, gerçekten suçlu olup olmadığınız anlaşılmayacak ve belki de, 10 uncu yıl size "Kusura bakma, senin bu olayda suçun yokmuş" denecek. Adalet, insanlık bunun neresinde?

Yooook! Bu kadarı artık fazla.
 
Bir toplumun sabrıyla oynayabilirsiniz, aynı toplumu koyun gibi görüp ona herşeyi kabul ettirebileceğinizi de sanabilirsiniz; ancak bir toplumu hem aptal hem de her türlü dayağa hazır sayamazsınız.
 
Bu yaklaşımı iktidarlardan bekleyebilirdim de, Yargıtay'dan beklemezdim.
 
İktidarlar, bir süre sonra, kendilerini oraya oturtanları koyun gibi görürler ve her istediklerini kabul ettirebileceklerini sanarlar.
 
Peki, Yargıtay'a ne oluyor?
 
Bu garabeti engellemeye çalışması gerekirken, onay vermesini siz anlayabildiniz mi?
 
10 yıl tutukluluk süresinden söz ediyorum.
 
CMK (Ceza Mahkemeleri Kanunu) çerçevesinde ve özellikle "Devletin sırlarını açıklama, Devletin Güvenliğini  ve Anayasal Düzeni bozma" suçlarında, tutukluluk süresi en çok 10 yıl ile sınırlandırıldı.
 
İnanılır gibi değil.
 
Düşünebiliyor musunuz; imzasız bir mektup, bir ihbar veya bir kuşku sonucu tutuklandınız. Suçunuzun tam ne olduğunu dahi size söylemeden, soruşturmanın selameti gerekçesiyle, devlet sizi tam 10 yıl süreyle içerde tutabilecek.
 
10 yıl sonra, hücrenizin kapısını çalıp "Kusura bakmayın, sizi biraz fazla tuttuk, ancak suçsuz olduğunuz anlaşıldı, artık evinize gidebilirsiniz" deme hakkına da sahip olabilecekler.
 
Geride ne eviniz, ne işiniz kalmış. Kimsenin umurunda değil.
 
Devleti mahkemeye verip, hakkınızı aramaya, tazminat istemeye kalksanız, kendilerini devletin koruyucusu gibi gören yargıçlarımızın, cebinize bahşiş gibi bir para konmasına hükmedeceklerinden de emin olabilirsiniz.
 
Bu ne insafsızlıktır.
 
Bu ne adaletsizliktir.
 
Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay'ın yerine kendinizi koyun, o zaman ne demek olduğunu daha da iyi anlarsınız.
 
Bir de neymiş efendim...
 
Devlet, şefkat doluymuş...
 
Allah Allah, şefkatin ne olduğunu bilmeyen insanlar devlet yönetirse, işte böyle olur.
 
Bizler de sesimizi çıkartmadıkça, "Bana dokunmayan yılan...” hesabı yaptıkça, daha nice dayaklar yeriz.
 
Meheldir...
*   *   *
BU KİTABI OKUYUNCA, PAKİSTAN VE SUUDİLERE KIZIYOR, ABD’DEN İSE KORKUYORSUNUZ...

Eğer, siyaset yapıyorsanız...

Eğer, Üniversitede siyasal eğitimci veya öğrenciyseniz...

Eğer, medyada siyaset yazıyorsanız...

Eğer, diplomatsanız veya diplomat olmak istiyorsanız...

Eğer, ABD’nin nasıl yönetildiğini, Beyaz Saray ile CIA veya diğer istihbarat  kurumları, Dışişleri başta diğer bakanlıkları ve kongre arasındaki ilişkileri, yurtdışı müdahalelerde kararların nasıl alındığını, kararlarda medyanın gücünü merak eden bir düşünürseniz...

Mutlaka, ama mutlaka bu kitabı okumalısınız.

Steve Coll’un GHOST WARS (Hayalet Savaşları- Penguin Books ISBN 978-0-14-303466-7) komplo teorilerine dayandırılmış hayali bir hikaye değil.

1979’da, Sovyetler Birliği’nin  Afganistan’a girişinden, Amerika’nın Tabilan’ı elleriyle yaratıp, din savaşı açtırması; Cihat adına Pakistan ve Suudi Arabistan ile birlikte, Sovyetleri çekilmeye zorlayana kadar verdiği “görünmeyen savaşı” anlatıyor.

11 Eylül 2001’de de, yarattığı Taliban canavarının ABD’yi nasıl vurduğunu, bu defa da aynı CIA’nın Taliban ve Bin Laden’e karşı savaşını hikaye ediyor.

Kitabın tümü, açık veya gizli belge ve söyleşilere dayanıyor. Müthiş bir araştırma. Bunca yıldır aynı tip kitap yazar ve TV belgeseli yaparım, yüzlerce kitap okumuşumdur, böylesine dökümana dayalı bir çalışmaya rastlamadım.

ABD SİSTEMİ İNSANI KORKUTUYOR

Pertagon, CIA ve diğer istihbarat örgütlerinin çalışma yöntemleri, Beyaz Saray’da nasıl karar alındığı ve uygulamalardaki farklılıklar, insanı korkutuyor.

Karar vermekteki “kararsızlıklar”, sürekli kaçırılan fırsatlar ve özellikle sınırdışı operasyonlarda, kendi dışlarındaki insanları hiçe sayma alışkanlıkları, tüyler ürpertiyor.

Özetini çıkarmam gerekirse:

1. Afganistanın bugünkü duruma girmesinin, yani aşiret reisleri  tarafından parçalanmasının ve İslam adına savaşılmasının temel nedeni, ABD ve İngiltere’dir.  Tek amaçları, Rusları kovalamak olmuş. Pakistan’ın medreselerindeki din öğrencilerini ve istihbarat servisinin (ISI), Suudilerin de parasını kullanmışlar. Rusları atmak için Cihat fikrini adeta zorla yaymışlar. Bin Laden’i teşvik etmişler. Ruslar dayanamayıp çıkınca da, arkalarında paramparça bir ülke bırakıp ülkelerine geri dönmüşler.
2. Amerikalıların bıraktığı bataklığı da, Taliban’ı besleyerek Pakistan kontrolü altına almış, Bin Laden’e göz yummuş.
3. Amerika, 11 Eylül 2001’de El Kaide tarafından vurulunca uyanıp geri dönmüş ve Taliban’ı devirmiş, ancak kontrolü tümüyle ele geçirememiş.
4. Eğer bugün Afganistan hala paramparça ise, dünyada İslam adına cinayetler işleniyor ise, bunun altında Pakistan’ın medreseleri ve Suudi Arabistan’ın parasıyla desteklediği silahlı müslüman komandoları yatıyor.
5. Pakistan-Suudi Arabistan-ABD üçlüsü, adeta bilinçli şekilde, İslamcı ölüm mangalarını yaratmış ve hala da kullanıyorlar.

SONUÇ: AFGANİSTAN’A ACIDIM, PAKİSTAN’A KIZDIM, ABD’DEN İSE KORKTUM...

Kitap beni çok etkiledi.

Nedeni de, aynı yıllarda defalarca Afganistan’a, Pakistan’a gitmem ve bu savaşı yakından izlememdir. O dönemde işin iç yüzünü böylesine açıkça bilmiyorduk. ABD’nin haklı bir savaş yaptığı sanılıyordu.

CIA’nın, Afgan aşiret reislerini, Pakistan gizli servisini parayla nasıl satın aldığı, nasıl avucunda oynattığı bilinmiyordu.

Emin olun, Afganistan’a çok acıdım.

Pakistan’a, başımıza aşırı İslam’ı bela etmesinden, parayla kendini satmasından dolayı kızdım.

ABD’den ise, çok korktum...

 

X