Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İngiliz kampındaki ayaklanmayı yaşadım…

<b>ST. ALBANS</b><br><br>Ne Irak, ne iç politika... Kendimi İngiliz Milli Takımının kampında buldum. Yetmiyormuş gibi, Yeniçeri ayaklanması gibi, futbolcuların isyanının ortasına düştüm (!). İngiltere hem şaşkın, hem de Türkiye’den şimdi daha fazla korkuyorlar.

Herşey aklıma gelirdi de, İngiliz Milli takımının kampında yaklaşık 8 saat süreyle adeta mahpus kalacağım ve İngiliz spor tarihinin en dramatik, en gerilimli olayının ortasına düşeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Ben, David Beckham ile söyleşiye gitmiştim. Devlet Başkanları, Başbakan ve Dışişleri bakanlarıyla konuşmaktan o kadar bıkmıştım ki, aylar öncesinden İngiltere maçını gözaltına, Beckham’ı da listeme almıştım.

Otele (Sopwell House Hotel) girene kadar heşey normaldi. Hatta, yoldan kampı aramış ve geldiğimi söylediğimde, “taman David sizi bekliyor” yanıtını almıştım.

Londra’dan St. Albans’a gidişimiz 1.5 saati buldu. Kapıdan içeri girdim ki, kıyametler kopuyor. “Ne oluyor?” diye soramadan, Milli takım sözcüsü Adrian kanter içinde, “Ali işler çok kötü. Biraz önce Manchester United’lı futbolcular ayaklandı ve Ferdinand İstanbul’a götürülmezse, bizde gelmiyoruz, dediler. Beckham’da onları destekliyor ve şu anda değil söyleşi yapmak, kimseyi görmek dahi istemiyor...” demez mi.

Tabii söyleşi için İstanbul’dan birkaç saatliğine Londra’ya geldiğimize mi, yoksa kamera ekibi dahil kanala dünya kadar masrafa mal olan operasyona, aylardır süren hazırlığın boşa gitmesine mi yanarsınız. İşin kötüsü, çok prestjli bir iş olduğu için gazetelere ilanlar verilmiş, tanıtımlar dönmüştü. Ancak beklemekten ve kadere boyun eğmekten başka yapılacak hiçbirşey yoktu.

İNGİLİZLER ŞOK İÇİNDEYDİ...

Olay böylesine büyüyünce, yarım saat içinde oteli ingiliz basını bastı. Şimdiye kadar duyulmamış bir durumla karşı karşıya idiler. Kulaklarına inanamıyrlardı. Nasıl olurdu da, futbolcular kazan kaldırır ve bir arkadaşlarının kadrodan çıkarılmaso üzerine, Milli maçı boykot etmek isterlerdi (!)

Tam bir kuvvet denemesine girilmişti.

Kim daha güçlüydü?

İngiliz futbol federasyonu mu, yoksa futbolcular mı?

Koridorlar arı kovanı gibi uğulduyor, saatler geçtikçe gerilim daha da artıyordu. En çok dikkatimi çeken, Futbol federasyonunun futbolculara , “isteyen gelir, isteyen gelmez. Gerekirse, Türkiye’nin karşısına genç takımla çıkarız” diyemiyordu.

Milyon dolarlık futbolcular, Federasyondan daha güçlü olduklarını, herkezi önlerinde diz çökertebileceklerini gösterdiler.

Bu gerilim, Çarşamba akşamına kadar sürdü. Perşembe günü İstanbul’a hareket edeceklerdi. İngiltere nefesini tuttu ve ilk defa, bir ayaklanmayı izledi.
Benim en ilgimi çeken, bunca gazeteci ve kameraya rağmen, hiçbiri otem lobisine grimiyordu. Benim de oturduğum salona Sol Campell bir arkadaşıyla geldi. Kimse yanına yaklaşmadı. Kameralar insanları çiğneyip üstlerine yığılmadılar. Nedenini sordum. “Nasıl olsa açıklama yapılacak. Futbolcuları rahatsız edersek, bizi bir daha buraya almazlar” yanıtı aldım.

Kimse belirli sınırları geçmiyor.

Herkes kurallara uyuyor.

İşte saatler bu şekilde geçti.

Akşamüstü, futbolcular kendi aralarında toplandılar. Kapıları kapattılar ve son karalarını verdiler.

Öyle bir açıklama yaptılar ki, yenilir yutulur gibi değildi. Futbol federasyonunun yerden yere vurdular. Mesajlarını çok net verdiler ve İstanbul’a gideceklerini belirttiler.

Bu olayın İngilizceye çevrilmesi “Futbol federasyonunun dayak yemesidir”. Kriz böylece atlatıldıktan sonra kapı açıldı , içeriye Beckham’ın basın temsilcileri girdi.

“David birazdan yanınıza gelecek. Ancak lütfen iki soru sormamanızı rica ediyoruz. Biri karısı ile ilgili diğeri futbolcuların bögünkü eylemleriyle ilgili. Bunları kabul ediyorsanız sizinle görüşmeye hazır”dediler.

O saatte yapacak bayka şeyim yoktu zaten. Peki, dedim.

Biraz sonra odama 27 yaşında küçük bir çocuk girdi. Ama çok farklı bir çocuk.

Merak ediyorsunuz değil mi?

Yarın da onu size anlatacağım.
* * *
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.) yayınlanmaktadır
X