Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İnek resmi geçidi

Terden sırılsıklam, Bebek Oteli’nin terasında oturuyoruz.<br><br>Bu ne sıcak Allahım.

Sıcaktan da beteri nem.

Saat akşamın yedisi olduğu halde havada esintinin e’si yok.

Hepimizin parmağı mor.

Yüzlerimiz de biraz sıcağın biraz da seçim sonuçlarının etkisinden olsa gerek, mosmor.

Buluşma nedenimiz benim ağustos başından itibaren İstanbul sokaklarında boy gösterecek inekler üzerine kendileri ile bir görüşme yapmak istemem. Çünkü inekleri, evet inekleri İstanbul’a getiren onlar. Yani Simpa A.Ş’nin kadınları: Yani Ayşe Zorlu, Hatice Süren ve Kesibe Karaosmanoğlu.

Üçü de daha önce Şişli Belediyesi için farklı etkinliklere imza attılar. Sokakta yılbaşı kutlamalarını onlar yaptı, parkları kermes alanı olarak onlar kullandı, tasarımı fildişi kulesinden çıkarıp onlar sokağa indirdi.

Bütün bu etkinliklerde Mustafa Sarıgül’ün açık desteğini aldıklarını yazmazsam boynumu sıkacak olanlar da onlar.

Gelelim İngilizce adı Cow Parade olan, Türkçe’ye İnek Resmi Geçidi olarak çevrilebilecek ve dediğim gibi ağustos ayının ilk günlerinden başlayarak, kasım ayında yapılacak müzayedeye dek İstanbul sokaklarında boy gösterecek ineklere.

Bundan yıllar önce bir Paris gezisinde yolum Champs Elysees’ye düşmüş ve Concorde Meydanı’ndan Zafer takına kadar geniş caddenin tam ortasına kurulan inekleri görünce neye uğradığımı şaşırmıştım.

Neyin nesiydi bu inekler böyle?

Tamam Fransızlar sokakları sergi alanı gibi kullanmaya bayılır. Örneğin Botero’nun koca popolu kadınlarını, tombul boğalarını gene bu uzun ve geniş bulvarda sergilerlerdi. Ama gördüğüm inekler tek bir sanatçının elinden çıkmış eserlere benzemiyor her biri ayrı havadan çalıyordu.

Belli ki boyu bosu endamı bir yüzlerce ineği farklı sanatçılar boyamış. Paris Belediyesi de onları alıp Champs Elysees’ye dizmişti.

Ne altlarında ne üstlerinde ne de başka bir yerde, sergilenen ineklerle ilgili açıklayıcı tek bir ibare olmadığından, serginin ne sergisi olduğunu önünde durduğumuz ineği en az benim kadar şaşkınlıkla izleyen yaşlı bir kadına sormuştum..

Hiç tereddütsüz Yeni Zelandalı sanatçıların sergisi demişti.

Fransızların, cevabını bilmedikleri bir soruya "bilmiyorum", demediklerini de o gün öğrendim.

Ne Yeni Zelandası?

Kadıncağız muhtemelen bir süre önce gene aynı yerde sergilenen Aborjin sanatçılarının eserlerini bir yerlerden duymuş, Avustralya’yı Yeni Zelanda ile karıştırmış eh, sergilenen inekler de bu uzak Pasifik ülkesinin ozon delen koyunlarının akrabaları olduğuna göre sergiyi Yeni Zelandalılara mal etmekte beis görmemişti.

Aynı akşam işin aslı ortaya çıktı.

Ortada Yeni Zelanda’nın Z’si bile olmadığı gibi, inekleri boyayanlar arasında tek bir adalı bile yoktu. Ayrıca ineklerin hepsi sanatçılar tarafından da boyanmamış, aralarında namlı isimler kadar adı sanı duyulmamış gençlerin, hatta çocukların da olduğu kimi sıradan, kimi ünlü, kimi ressam, kimi tasarımcı hatta mimar, mühendis, modacı gibi değişik alanlarda çalışan insanlar tarafından boyanıp, tasarlanmıştı.

Önemli olan ineklerin verdiği mesajın içeriği idi. Yoksa kimin yaptığı değil.

Tıpkı İstanbul sokaklarında yerini alacak bizim inekler gibi.

HÜRRİYET’İN ÜÇ İNEĞİ

Türkiye Türklerindir:
Karikatürist Latif Demirci’nin tasarımında ineğin her tarafı Press Bey karikatürleriyle bezeli. Beyoğlu Galatasaray Meydanı’na konacak. Aile İçi Şiddete Son: Hürriyet’in "Aile İçi Şiddete Son Kampanyası" ineği Reha Erdoğan imzalı. Teşvikiye’de. Aşkı Diline Vurmuş: Kelebek ineğini Nil Karaibrahimgil tasarladı. Bir de beste yaptı. İneğin üzerindeki sensör sayesinde biri ineğe yaklaştığı zaman otomatik olarak şarkı çalmaya başlıyor. Bebek Parkı girişinde. Fotoğraf: Fatih YALÇIN

Kuyruklarını kesmeyelim gözlerini oymayalım

Cow Parade, Walter Knapp adlı bir girişimci? aklıevvel? sanatsever? çevreci? dünyalı... tarafından düşünülüp hayata geçirilen bir etkinlik. Dünyanın hemen bütün başkentlerinde boy gösteren ve 2008 Pekin Olimpiyat oyunlarının açılışında da başrollerden birini üstlenecek bu sevimli inekler, önce sponsor firmaları tarafından satın alınıyor sonra da firmaların belirledikleri tema doğrultusunda düzenlemeleri yapacak kişilere yollanıyor. Ortaya çıkan eserler şehrin ana merkezlerinde sergilendikten sonra yapılan müzayededen elde edilen gelir sivil toplum örgütlerine bağışlanıyor.

Geçen yıl Chicago’daki etkinlikten sonra yapılan satıştan, bir milyon Euro’ya yakın bir gelir elde edildiği düşünülürse fena bir meblağ da toplanmıyor.

İstanbul’da 190 inek sergilenecek.

Galatasaray Lisesi önünde, Bebek Parkı’nda, Sultanahmet Meydanı’nda, Kanyon Alışveriş Merkezi’nde, Nişantaşı’nda, Etilerde, İkitelli’de... ve sayamayacağım daha birçok yerde.

Ana sponsor Sütaş ama Türkiye’nin önde gelen bütün firmaları da bir iki inek alarak bu etkinliğe katıldı.

Kimi çevre sorununu öne çıkarmış kimi Hürriyet’in üç ineğinden birindeki gibi aile içi şiddetin altını çizmiş, kimi Boğaziçi’nin oluşum efsanesi İO’dan yola çıkıp sırtında karasinek taşıyan bir inek tasarlamış, kimi dokununca mö diyen, memelerinden süt gelen teknolojik bir inek yapmış.

Firmalar kadar inekleri boyayanlar da farklı.

Ömer Uluç’tan tutun Zeynep Fadıllıoğlu’na, genç akademisyenler, reklamcılar, modacılar, envai çeşit insan var.

1 Ağustos’tan itibaren üç ay boyunca gelip geçeni izleyecekleri, gelip geçenlerin de onları izleyeceği mekanlarına doğru yola düzülecekler.

Bu fettan, tıpkıbasım, mahcup, şuh, kulağı kesik, kafası karışık, duyarlı, lakayt, eskil, çağdaş inekleri çok sevdim.

Bu sıfatlar benim onlara yakıştırdığım adlar.

İstanbulluların da her birine kendilerince bir ad koyacağından eminim.

Ama heykel sevmez bir halk olarak sağlarını sollarını boyayacaklarından, kuyruklarını kesip gözlerini oyacaklarından korkarım.

İstanbul bilindiği gibi 2010 yılında Kültür Başkenti olarak gelenleri ağırlayacak.

Zaman bu zaman.

Sanatın sadece kapalı ve güvenlikli yerlerde değil , tıpkı diğer Avrupa, Asya, Amerika kentlerinde olduğu gibi sokaklarda, parklarda, kısaca açık havada da başına tatsız bir şey gelmeden sergilenebileceğini gösterelim.

Ne zaman ki, resmi geçide çıkacak 190 ineğin tekinin bile kılına zarar gelmez, işte o zaman İstanbul bir kültür kentidir derim.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI