Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

IMF sopası olmadan olmaz

Türkiye ile IMF arasında yürütülen stand-by anlaşması 2008 yılı mart ayında son bulacak.

Anlaşmanın  son bulması sonrasında Türkiye’nin IMF ile yeni bir program yapacağı konusunda kimsenin şüphesi yok. Programın nasıl bir yapıya sahip olacağı konusunda ise elimizde nerdeyse hiçbir veri yok.

Geçen hafta Salı günü Anka ajansı bir haber yayınladı. Haberde IMF ile yapılacak yeni anlaşmanın çapasının faiz dışı fazla (FDF) yerine Merkez Bankası Döviz rezervi olacağı bilgi yer alıyordu. Haberde ayrıca “Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in ABD'de, IMF ile garanti edeceği rezerv miktarı için görüşmeler yaptığı öğrenildi” deniliyordu. Haber 27 Eylül’de bütün gazetelerde yer alıp televizyonlarda bolca tartışıldıktan sonra 28 Eylül’de Devlet Bakanı Mehmet Şimşek bir açıklama yaparak haberlerin gerçekle ilişkisi olmadığını belirtti.

Açıklamada “Şu andaki çalışmalar mevcut programın gözden geçirmelerinin öngörüldüğü şekilde gerçekleştirilmesine odaklanmış bulunmaktadır” deniliyor ve yine bu çerçevede IMF heyetinin 4 Ekim’de Türkiye’ye geleceği, İstanbul’da 4 gün kaldıktan sonra 8 Ekim’de Ankara’ya geçerek resmi temaslara başlayacağı belirtiliyordu.

Göründüğü kadarıyla, Türk ekonomi basınının da, ekonomi bürokrasisinin de kendine güven konusunda bazı problemleri var. Bazı netameli konuları ancak genel bir uzlaşma oluştuktan sonra “yorumlamaya” değer buluyorlar. Bahsedilen IMF anlaşmasının sakıncalarının ne olduğuna ya da en azından bu tür bir anlaşmanın ne anlama geldiği konusunda da, eldeki tüm eksik bilgiye rağmen, ilk gün birkaç muteber isim dışında kimse kalem oynatmaya yorum yapmaya cesaret edemedi. Bu isimler arasında Abdurrahman Yıldırım, Güngör Uras isimlerini muhakkak zikretmek gerek. Bakanın yalanlaması sonrasında ise herkes “Zaten böyle bir anlaşma olmazdı. Nerede görülmüş mali disiplinin, bütçe performansının dikkate alınmadığı program” diyerek güya tavır göstermiş oluyor. Dostlar alışverişte görsün mantığı işte. Madem söyleyecek sözünüz vardı açıklamanın geldiği gün nerdeydiniz.


Neyse biz konuyu aynı gün sabah YKB Stratejik Planlama ve Araştırma Bölüm Başkanı Ahmet Çimenoğlu ile enine boyuna konuşup gerekenleri söylediğimiz için içimiz rahat. Biz ta o programda sadece rezerve bağlı bir programın Türkiye için uygun olmadığını, haber doğru olsa bile böyle bir programa karşı çıkılması gerektiğini dile getirmiştik.

Tartışmalar bir yana içimde şöyle bir hissiyat var. Bana Anka’nın haberi pek de yalanmış gibi gelmiyor. Açıkçası haberin bir Hazine kaynağı tarafından sızdırıldığını düşünüyorum. Sanki AKP’nin eski bir adım geri iki adım ileri taktiğinin bir benzeri ekonomi cephesinde işliyor. Önce “dâhiyane bir fikir” bulunup basına sızdırılıyor. Konu yeterince tartışılıp hazmedilince ortaya çıkan sonuca ve kamuoyu algısına göre ileri ya da geri adım atılıyor…

Durumun yaklaşık bu şekilde olduğunu Merkez bankası yetkililerinin dün yaptıkları basın toplantısında Erdem Başçı’nın söylediklerinden de anlayabiliyoruz,"Hükümetle görüşüldüğünü sanmıyorum. IMF'de bile bu konuda görüş birliği henüz oluşmadı.”

Madem Bakan Şimşek’in söylediği gibi haberlerin hepsi yalan O zaman Erdem Başçı’nın sözlerini nasıl yorumlayacağız?

Peki IMF ile nasıl bir program yapılmalı sorusuna yanıt bulabilir miyiz?

Bu soruya Fortis Ekonomik Araştırmalar Bölümü’nün 28  Eylül tarihli Makroskop raporundan bir bölümle yanıt verelim:

“Büyük resim için daha önemli olan 10 Mayıs 2008’de süresi dolacak olan mevcut anlaşmanın nasıl bir dönüşüm geçireceğidir. Mevcut ekonomik ve finansal görünüm ve yüksek cari açık devam etse de hızla değişen finansman yapısı, genellikle ödemeler dengesi krizlerinde başvurulan IMF kredi desteğine önümüzdeki dönemde ihtiyaç olmayacağına işaret etmektedir. Bunun analistler arasında konsensüs bir görüş olduğunu düşünsek de, daha önemli olanın yeni dönemde programların gözetim ve denetim içeriğinin alacağı şekil olacağını belirtmeliyiz.”

IMF’nin parasına ihtiyacımız olmadığını sadece Fortis değil herkes söylüyor. Ama yine de IMF ile bir program çerçevesinde birlikteliğin sürmesi isteniyor. Çünkü Türkiye’nin, kendi başına bırakılırsa ipleri salıvereceğinden korkuluyor.

Yani diyorlar ki “bi bu ekonomiyi tek başımıza yönetemeyiz. Mutlaka tepemize bir sopa lazım”

Sizce de nasıl bir program yerine asıl bu durumu, Türkiye ekonomisinin neden hiçbir hükümet tarafından tek başına yönetilemediğini konuşmamız gerekmiyor mu?

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI