İmar Bankası faturasına bankalar da katılsın

Hürriyet Haber
27 Ekim 2003 - 00:00Son Güncelleme : 27 Ekim 2003 - 00:01

Finans tarihimizin en büyük soygununun maliyeti Türkiye ekonomisi için çok büyük olacak. Yapılan bazı işlemler devletin garantisi altında olmasa da, mali sistemin sağlığı açısından devletin eline cebine sokması gerekiyor.Çok fazla gecikmeden, İmar Bankası'na parasını kaptıranlara bir ödeme planı sunulmalıdır. Aksi taktirde, bazı işlemler kayıt dışında da olsa, mali sistemdeki devlet garantisinin güvenilirliği sorgulanmaya başlanacaktır.Bazı ödemeler vadeye yayılacaktır. Bazı ödemeler nakit yapılacaktır. Nakit ödemeler için Merkez Bankası'nın, yasası çerçevesinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) bir avans verebilecektir. Piyasaya çıkacak para mutlaka dengeleri bozacak anlamına gelmez. Merkez Bankası piyasaya sürdüğü parayı bir başka yolla geri çekebilir (sterilizasyon).İmar Bankası'na paralarını kaptıran yatırımcılar mali sisteme güvenlerini yitirmiş yatırımcılardır. Dolayısıyla, bu yatırımcılar paralarını aldıklarında bir süre sistem dışında kalabilirler. Nakit ödemenin geniş tutulması durumunda, Merkez Bankası sterilizasyona gitse dahi, dövize belli bir talep gelebilir.Devletin İmar Bankası soygunu karşısında alacağı tavır tüm mali sistemin itibarını kurtarması anlamına gelmektedir. Bu açıdan, devletin üstleneceği maliyetin bir kısmının mali sistemdeki kurumlarca da karşılanması olağan kabul edilmelidir. TMSF'nin Merkez Bankası'ndan alacağı avansı en kısa sürede geri ödemesi para politikasını rahatlatacaktır. Hedef bu olmalıdır.Hedefi gerçekleştirene kadar, bankalardaki mevduatlar üzerinden TMSF'nin aldığı sigorta priminin makul ölçülerde geçici bir süre için artırılması düşünülebilir. Çünkü, sistemin zaten yara almış itibarının bir ölçüde korunmasıyla, İmar Bankası müşterilerinin kurtarılmasından en büyük faydayı yine mevduat toplayan bankalar görecektir. Kár yaratmakta zorlanan bankacılıkta bu yolla gelecek ek yük sistemin itibarı için kaçınılmazdır.Hortumcu avı amacını aşmasınTürkiye'de yasalar borç vereni değil, daha çok borç alanı korur. Geniş anlamda, hortumcu hukuk önünde avantajlıdır. Şimdi, devlet bu yapıdan rahatsız olmuştur. Yasalar geriye doğru işletilerek hortumcu avına çıkılmıştır.Hortumcu kelimesinin anlamı kamuoyunda olabildiğince genişletilmiştir. Hortumlandı denen paraların bir kısmı Türkiye'nin her bir tarafında sanayi tesisleri olarak durmaktadır. Bu işletmelerde birçok insan çalışmakta ve ekmek yemektedirler. Hortumcu avına çıkarken işin bu yönü de hatırlanmalıdır.Devletin alacaklarını çabuk ve tam tahsil etmesi kadar doğal bir istek olamaz. Bu alacaklar toplum olarak bizim alacaklarımızdır. Tahsil edilemediği taktirde, zararlar bizim cebimizden çıkacaktır. Devleti zarara uğratanlardan en kısa zamanda tahsilat yapılması esas olmalıdır.Durum böyle iken, finans sektöründe işini doğru yapanlar da mağdur edilmemelidir. Hortumcu avı amacını aştığında, beş bankadaki alacağımızı tahsil edelim derken, elli beş bankanın da tepe üstü gittiğini görebiliriz. Finans kurumlarını çalışılamayacak yerler haline getirmemeliyiz. Bu kurumlarda çalışmanın manevi yükünü artırmamalıyız.Mali sistemdeki kuruluşların ehil insanlar tarafından yönetilmesi gerekirken, bu sektörü ikinci sınıf profesyonellerce idare edilmesine izin vermemeliyiz. Sırf yönetim kurullarında olmaları nedeniyle, suçsuz insanları savcılıklarda ve mahkemelerde süründürmemeliyiz. Konuyu inceleyen müfettişlerin 'ben suç duyurusunda bulunayım da, gereğini hukuk halletsin' yaklaşımını değiştirmeliyiz. Hukuk terörü başlatmamalıyız. Bunlar büyük risklerdir. Bu risklerin gerçekleşmesi durumunda, finans sistemini de, ekonomiyi de ayakta tutmak zorlaşır. 1999 yılı sonunda ve 2000 yılı başında yaşanan bankacı avı yeniden gündeme getirilmektedir. Suçluyla suçsuzu ayırt etmek için tüm sorumluluğu savcılara ve hakimlere bırakmak bu konudaki yetkililerin de işlerini yapmadıkları anlamına gelir. Kurunun yanında yaşın da yanmamasına çalışılmalıdır.On tane suçluyu yakalayabilmek için bin tane suçsuzun onurlarıyla oynamak bu ülkeye zarar verir. Sağduyu egemen olmalıdır. Yoksa, yaratılan rahatsızlıklar kurları da, faizleri de fırlatır.Almanya ekonomisi zorlanıyorİkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik mucizeler yaratmış olan Almanya son yıllarda zorlanıyor. Almanya'da uzun dönemli ekonomik büyüme eğilimi yüzde 4'lerden yüzde 1'in altına düşmüş durumda. Son üç yıldır da Almanya ekonomisi büyümüyor.Yarattıkları ekonomik mucize Almanya'yı şimdi sürdürülemeyen bir refah devleti haline soktu. İki Almanya'nın 1990'larda birleşmesi işin üzerine tuz biber ekti. Artık, Avrupa'nın en büyük ekonomisi ve lokomotifi tekliyor.Bütçe açıkları milli gelirlerinin yüzde 4'ünü geçti. Avrupa Birliği kriterlerini tutturamıyorlar. Brüksel'den bütçe açıklarını azaltmaları yönünde baskı altındalar. Almanya siyasi açıdan hoş olmayan seçenekler içinde kamu maliyesini düzeltmek, sosyal güvenlik sistemini rehabilite etmek, ücret dışı işçi maliyetlerini düşürmek ve B daha esnek hale getirmek zorundadır.Almanya ekonomisi hala rekabetçi bir durumda bulunuyor. Bir süre gerilere düştüyse de, Almanya, dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi konumundadır. Dış piyasaya üretim yapmakta zorlanmazken, iç piyasaya yönelik üretimi teklemektedir. Almanya ekonomisinin sorunu yapısaldır. Ekonominin, özellikle de üretimin yapısı değişmek durumundadır.İlk adım olarak Alman Hükümeti sosyal güvenlik reformuyla işe başladı. Çok ağır bir yük haline gelen işverenlerin çalışanları için ödediği sosyal güvenlik kesintilerinin daha büyük bir bölümü çalışanlara kaydırılıyor. Bu şekilde, ücret dışı işçi maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor.İşsizlik sigortasının yapısı değiştiriliyor. İki yıldan fazla işsiz kalanların aldığı primler düşürülüyor. Sosyal güvenlik sisteminin açıkları azaltılmaya çalışılırken işsizlerin ücret düzeylerinden fedakarlık ederek yeni iş bulmalarının özendirilmesi hedefleniyor. İşgücü piyasasına belli bir esneklik kazandırılması isteniyor.Almanya bütün bunları yapabilecek mi? Fiyat istikrarını hayatlarının vazgeçilmez bir ilkesi haline getiren Almanya, yapısal bozukluklarının enflasyonist baskılar yaratması riski ile karşı karşıya kaldığında, gerekeni mutlaka yapacaktır.Merkez Bankası kura seyirci kalamazBir önceki hafta kurlar yükselirken, olay 'haber' niteliğindeydi. Geçen hafta kurlar yükselirken, olay artık 'haber' olmaktan çıkıp yatırım kararlarını yeniden gözden geçirme aşamasına geldi. Bu hafta kurlar yükselmeye devam ederse, artık yatırım kararları kurların daha da yükselmesi yönünde alınmaya başlanacaktır.Kurlardaki ivme artmaktadır. Merkez Bankası her ne kadar 'benim kurların düzeyi hakkında bir görüşüm yok, dalgalı kur sistemindeyiz' dese de, gelişen olaylara seyirci kalamaz. Önce, döviz alım ihalelerinde alacağı döviz miktarını azalttı. Sonra, döviz alım ihalesine ara verdiğini söyledi. Şimdi, bolluktan bir anda kıtlığa dönüşen dövizde satım ihalesine geçmeye sıra gelmiştir. Eğilim devam ettiği taktirde, doğrudan müdahaleler kaçınılmaz olacaktır.Oyunun kuralı döviz kurlarının kazandığı ivmeyi kontrol etmektir. Aksi taktirde, makro ekonomik dengeler hepimizi üzecek yerlere giderler.
Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı