Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İmajına kurban

Málûm reklamı boşverin şimdi: Susuzluk, açlık, ıvır kıvır, hiçbir şeydir; imaj her şeydir...

Tornadan çıkmışmış; olsun varsın, hiiiç fark etmez. Taklit maklit olsa bile, geçer akçe hesabından bir imajın yoksa, sen de yoksun. Naçiz bedeninin ve ruhunun bedeli, üç kuruşa değmez... O kadar!.. Bu da böyle biline! Ne kadar ekmek, o kadar köfte modeli: Köfte yani şöhret dediğine lezzeti, ekmek, su, tuz kadar, hatta daha da önemli bir malzeme olan İMAJ katar...

Geçenlerde kıymeti kendinden menkûl bir şimal yıldızımızın da buyurmuş olduğu; ‘İnsanın kendisini değiştirmesi mühim değil, önemli olan imaj değiştirmeyi başarmak,’ şeklindeki veciz cümlesi sebebiyle, kurban olduğumun imaj politikaları üzerine derin tefekkürlere dalmak üzereydik ki ne görelim: The Sunday Times’ın Style ekinde, imaj üzerine bir ‘haberimsi...’ Ki mefhumun ehemmiyeti göz önünde bulundurulduğunda mühim mi mühim...

Üç ‘imaj eksperi’ İngiltere’nin tabloid manşetlerinden hiç inmeyen yıldızların imajları hakkında yorumda bulunmuşlar. İmaj borsası adına Madonna, Beckham Ailesi ve Prens William nezdinde spekülasyonlar geliştirmiş, son kertede faideli bir esere imza atmışlar.

Jüri, Saatchi&Saatchi’nin CEO’su ‘Marka Adam’ Kevin Roberts, Sex and the City’nin moda gurusu Patricia Field ve müvekkilleri arasında David Bowie’nin de bulunduğu PR şirketi The Outside Organisation’ın CEO’su Alan Edwards’dan mütevellit... Bilanço şu minvaldedir:

MADONNA - İmaj sorunu nedir: Gittikçe yaşlanıyor. Nasıl bir kez daha baştan varolabilir?

<ı>Marka Adam der ki: Madonna bir ikon; hiçkimse ‘O’ olamaz. (Madonna, kendisini, son olarak ve taze taze Marie Antoinette olarak sundu! Artık daha n’apsın?!) Bu durum, bir anlamda onun günümüz piyasasından ve hayatın gerçeklerinden kopmasının da esas nedeni. Ben olsam, bu kadar didinmekten ve lüzumsuz rekabetten vazgeçerdim. Şahane bir kocan, çocukların ve yeteneğin var. Daha ne? Madonna işleri biraz fazla zorluyor. Mesela şimdi de Musevi lobisine girmeye uğraşıyor ama doğal olarak kafası karışıyor. Dışıyla uğraştı durdu, şimdi içinde bir yerlerde kendini arıyor. Bulsa da rahata erse.

Stilist der ki: Madonna, şahane yıllanıyor. İmaj değişimlerindeki devinim, hafiften yavaşlamış vaziyette ama tümden bitmiş değil. Yaşlandıkça bu iş daha da zorlaşır; yüzün, kıyafetlerle uyum sağlamalıdır. Fakat tıpkı Sarah Jessica Parker gibi, Madonna da işini çok ciddiye alıyor ve imaj da bu konuda büyük bir önem arzediyor. <ı>PR uzmanı der ki: Madonna’da bir ‘Eee, şimdi sırada ne var?’ takıntısı mevcut. ‘Sex’ isimli kitabından ve sayısız ‘Tanrı’m beni baştan yarat’ vukuatından, yani oyunculuktan, muhtelif sahne şovlarından sonra işi gittikçe zorlaşıyor. Medyanın ilgisini ‘yeni’ bir şekilde çekebilmek için çocuk kitabı yazarlığı benzeri enteresan şeylere ihtiyacı var. Zor yani... Madonna son 20 yılın en önemli şöhretten-markaya hadisesidir. Şans için ne derler bilirsiniz: Büyük oranda planlamaya dayanır. Madonna’nın hakkı Madonna’ya: O bu konuda en kayda değer örnektir; başarmıştır.

BECKHAM ÇİFTİ- İmaj sorunu nedir: İngiltere’nin mükemmel çiftinin imajının David’in ihanetleri yüzünden mundar olması.

<ı>Marka Adam der ki: Son senaryoya göre David’e yegáne tavsiyem, suçu aşikar olduğuna göre adam gibi ortaya çıkması ve imajını dezenfekte etmesi olurdu. O hayranlarına ait ve kendisini affetmesi için onlara yalvarması gerekmektedir. Beckhamlar’ın acilen; ‘Yalnızdık ve bir hata yaptık’ demeleri lázım. Unutmayın ki insanlar mükemmeliyetçi tiplerden hoşlanmazlar.

Stilist der ki: Doğruya doğru, Victoria’nın esasında bir stili yok. Sadece biraz sonra fotoğrafı çekilecekmiş gibi giyiniyor. Giydiği birçok şeyi üstünde iyi taşıyor, tamam ama kendine özgü bir tarzı yok. David’e gelince, bence ne yaparsa yapsın, hep kendisi gibi: Aşırı çabalıyormuş gibi görünmüyor.

<ı>PR uzmanı der ki: Dışarıdan bakınca mükemmeldiler. İyi bir imaj takımının gayretleri sağolsun, hiçbir şey şansa bırakılmamıştı; hiçbir falso vermediler. Bu tam da medyanın istediği şeydir.

PRENS WILLIAM - İmaj sorunu nedir: Sosyalleşme özürlü kraliyet üyesi manşetlerde yer almayı tamamen reddediyor. Fakat ne çare; bu konuda uçarı kaçarı yok, bununla barışması gerekiyor.

<ı>Marka Adam der ki: Prens William’ın iyi bir vitrin adına potansiyeli var. Prenses Diana’nın genlerine sahip ve geçmiş ile gelecek arasında iyi bir bağ. Zannımca Kraliyet Ailesi, onu fazla kasmaz ve formel mevzularda dayatımlarda bulunmazsa, özetle çocuğun nefes almasına izin verirse, durumu gayet iyi olabilir. Onun kendisi olmasına izin vermeli ama aynı zamanda, bir maraz çıkaracak olursa, arkasını toplamayı da ihmal etmemeliler.

Stilist der ki: Prens eğer her gün gazetelerde yer alacaksa, en azından yüzüne bakılır bir şey olması gerekir. Fiziksel açıdan annesine benziyor ki bu iyi bir şey. Eğer prens, kısa, şişko, burnunda et beni olan biri olsaydı, bugün monarşinin hiçbir şansı kalmamıştı, orası kesin. William, nesillerden beri Kraliyet Ailesi’ne nasip olmuş en büyük şans. Çok yakışıklı. Fakat tabii bir karar vermeli: İyi vakit geçirmekten hoşlanan bir playboy mu yoksa kasıntının teki mi?

<ı>PR uzmanı der ki: Ne kadar normal insanlar gibi davranır, ayaklarıne yere ne kadar sağlam basarsa, Kraliyet Ailesi açısından o kadar iyidir.

***

Valla siz bu durumdan ne çıkardınız bilemem. Ben şahsen, ‘Aman abi benden uzak imaj bin yaşasın’ derim. Bu kadar ağır yük, bunca kasıntı, çekemem. Hadi imajınız bol olsun diyelim; yıldızınız hiç sönmesin e mi? Amin...

Asparagas

Risottinin Efendisi

Dört yıldır beklenen albümünü, yaklaşık 1 milyon dolarlık anlaşma imzaladığı A1 Müzik’ten çıkaracak olan ve kendisine firma sahipleri Ozan İçkale ve Sertaç Demirtaş tarafından ‘Müziklerin Efendisi’ isim takılan Mahsun Kırmızıgül, yeni şirketinden çok memnun olduğunu, yine de kendisine ‘Risottinin Efendisi’ ya da en olmadı ‘Pizzaların Efendisi’ denilmesinden daha çok hoşlanacağını beyan etti: ‘Müzik dediğin çeşit çeşit. Beni hálá arabesk ve kebap platformuna çekebilirler. Böyle bir tehlike mevcut. Ben olsaydım ne bileyim, ‘Carpaccio’lu Pizza’nın Hamuru Kadar İnce Ruhlu Prens’ derdim. Ya da ne bileyim; meselá ‘Müziğin ve Penne Arabiata’nın Sarmısak Ruhu’ hoş olmaz mıydı? Hem böyle Arabiata marabiata, bizim tarzı da çağrıştırırdı? Mamma mia, eyvah, ben ne dedim? Siz şimdi beni Arabik’ten Arabistan’dan filan yine dönüp dolaşır, arabesk ve kebap platformuna çekersiniz. Hay canına; kendi ağzımla kebaplara geldim!’
X