Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

İlyas Tüfekçi'nin savaşı!

Türk futbolunun önemli değerlerinden İlyas Tüfekçi, yakalandığı ALS hastalığıyla amansız bir savaş içinde.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Fanatik Gazetesi'ne röportaj veren efsane futbolcu, “Hastalığım ölümcül ama sonuna kadar mücadele edeceğim” diyor ve ekliyor: Benim gibi olanların umudu olabilirim.

Almanya‘nın en sevilen Türk Futbolcusuydum…

"İnternetten dolayı yeni jenerasyon gençler benimle ilgili bilgi sahibi olabiliyorlar. Beni tanıyorlar hem bu Almanya’daki gençler Türk çocukları hem de Türkiye’deki futbol severler özellikle Galatasaraylılar geçmişte hizmet ettiğimiz için o kulüplerde bizi araştırıp bizimle ilgili ciddi bilgi sahibi oluyorlar. Tabi Almanya konusu çok daha hassas. Beni iyi tanıyanlar iyi biliyorlar mütevazı bir insan olduğumuzu hiçbir zaman kibir nedir bilmedik bilmemde. 55 yaşına geldim kibirin k sini hiçbir zaman yaşamadım. Ama şunu söyleyebilirim. Ben 1977’de Hertha Berlin’in genç takımında oynarken A takım Bundesliga kadrosuna alınan ilk Türk çocuğu olarak onlarla antrenmana çıkmanın ne demek olduğunu ne kadar kıymetli bir şey olduğunu buradan söylesem de belki anlamayacaklar. Bundesliga açık, rakipsiz, dünyanın en iyi, en zor ligiyken genç takımında 17 yaş ekibi oyuncuya ön mükavele verip, orada antrenmanlara çıkmam ve o zaman bugünkü gibi yabancı oyuncu serbest değildi. Ben yabancı statüsündeydim. Sadece her Bundesliga takımında 2 oyuncu yabancı ülkeden oynayabiliyordu. Kulüpler yabancı haklarını genelde de Avrupa’nın en iyi oyuncularından mesela Yugoslavya milli takımından Brezilya’dan veya Hollanda’dan Fransa’dan gelen önemli iyi oyuncular olarak kullanıyordu. Dolayısıyla bir Türk çocuğu olarak onların arasına girmek, onlara rakip olmak öyle çok kolay bir şey değildi. Tam tersi zordu. Benim fiziksel yapım yani 1.65 boyumla 300 tane Bundesliga oyuncusu arasında 300.’cüydüm. Benden daha kısa bir oyuncu yoktu. Hertha Berlin’in teknik direktörü Kuno Klötzer, bu fizikle Bundesliga’da oynayamaz diye düşünüyordu. Beni fazla oynatmıyordu şans vermeyi bile düşünmedi. Bunu hissettiğim için de Hertha Berlin’in başkanı beni oğlu gibi çok sevmesine rağmen ben zor yolu seçtim ve çok daha zor şartlarla Stuttgart’a gittim. O takımın o sene en başarılı oyuncusu seçildim. O günkü şartlar hakikaten çok daha ağırdı.

İlyas Tüfekçinin savaşı

"Türkler dışarı diye bana hakaret ediyorlardı"

Bir de Almanya’da o zaman işsizlik tavana vurmuştu. Türklerden dolayı Almanların iş bulamadığı mağdur olduğu düşüncesi vardı. Bunları stada Türkler dışarı diye bana hakaret ediyorlardı. Yani Türklerin çilesini ben çekiyordum. Ben bunu 20 yaşta yaşamış birisiyim. İlk maçım Dortmund-Stuttgart maçıydı sahaya girdim daha ısınırken Türkler dışarı diye bağırmaya başladılar. Biliyorlardı ben Türküm oyuna gireceğim. Oyuna girdim Dortmund’un stadı hemen hemen 70.000 kişilikti. İlk Bundesliga maçım böyle bir atmosferdeydi. Normalde etkilenmem lazım ama bu beni daha da kamçıladı. Zaten benim en önemli silahım hırsım. Taraftarlar Türkler dışarı diye bağırırken ben oyuna girdikten 1 dakika sonra gol attım. Ondan sonra bir anda Almanlar sustu 70.000 kişiyi bir golle susturdum. Bunlar benim için çok özel. O günlerde Stuttgart’ın çevre illerden binlerce Türk, benim maçımı izlemeye geliyordu. Bu Almanya’da ilk bana nasip oldu. Almanya’da Cumartesi günleri saat 17.15’te maçlar biterdi 18.00’de devlet kanalı ARD, Bundesliga maçlarının özetlerini yayınlardı. Özetler, reyting rekoru kırardı. Kadın-erkek, çoluk-çocuk otururlardı benim maçımı izlerlerdi. Ben oradaki Türklerin sembolü oldum. Şunu da belirteyim o yıl arka arkaya Avrupa’daki Türk sporcular arasında yılın sporcusu seçimleri oluyordu. Erhan Önal ile Erdal Keser’in toplam oyu, bana verilen oyların yarısı bile değildi. Bana karşı olan sevgi çok farklıydı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen internetten görüştüğüm yurt dışındaki arkadaşlarım bana o kadar içten davranıyorlar ki bunu para versen yaptıramazsın. O dönemlerde Türk takımları Avrupa kupalarında çok zayıf kalıyorlardı. Daha 1. turda hemen hemen hepsi eleniyordu. Ben o zaman Stuttgart’da oynarken 3. turda oynuyordum. Türk bayrağını, Türklüğü temsil eden bendim. O arada Schalke kulübüne transfer oldum orada da 2 yıl oynadım. Schalke kulübü Türkleri hiçbir şekilde kabul etmeyen farklı yapıda bir kulüptü. Onlar bile beni kabul etti. Benim misyonum sadece gol atmak değildi ben orada Türklerin tek temsilcisiydim. Tabi Erdal ( Keser ) gibi çocuğuma Alman adı vermedğim için orada yaşayan vatandaşlarımız tarafından daha da sevildim…"

İlyas Tüfekçinin savaşı

"Galatasaray benim için bir vazgeçilmez…"

"Fenerbahçe’ye ilk geldiğimde benden 1,5 yıl önce Erhan Önal gelmişti. Erhan Önal geldiğinde Fenerbahçe’de sadece 6 hafta kalabilmişti. Fenerbahçe Erhan’a ancak 6 hafta tahammül edebilmişti. Erhan bana göre çok büyük oyuncuydu Türk futbolunu en iyi bilen Uluslar arası futbolu en iyi takip eden oyunculardandı. Benim de çok sevdiğim arkadaşım Erhan Önal. Fenerbahçe’ye çok zor şartlarda geldi. Çünkü Fenerbahçe o ara liderdi. 2. yarı başladı, 6 maç arka arkaya Fenerbahçe kötü gidinde Erhan kolay bir şekilde suçlu bulundu ve Erhan Önal’ı yolladılar. 1,5 yıl sonra ben Fenerbahçe’ye geldiğimde herkeste bir soru işaretiyle beni bekledi. Bundesliga’da çok başarılı, etkili oldum ama Türkiye’nin şartları değişik İlyas Türkiye’de ne yapacak diye. Fenerbahçe’ye geldiğimde orta saha oynamama rağmen hem takımın en fazla golünü attım hem de o sene yılın en başarılı oyuncusu seçildim. Ondan sonraki sene yine aynı şekilde takımın en fazla golünü attım. İnönü Stadı’nda şampiyonluğa oynadığımız o Beşiktaş maçında, hakikaten Beşiktaş Fenerbahçe’yi o gün ezdi. Benim 80. dakikada attığım gole kadar kaleye şutumuz yoktu. 4-1, 5-1 bitecek olan maç, benim yarı rövataşa çok zor golümle biz şampiyonluğu kazandık. Ama buna rağmen Türkiye’nin yapısından dolayı şampiyonluk bile yetmiyor bazen. Taraftar seni seviyor bağrına basıyor ama yetmiyor. Sağ olsun o dönemlerde Alp ağabey Galatasaray’ın 2. Başkanıydı. Ergun Gürsoy, futbol şubesine bakıyordu. Önemli insanlardı Galatasaray camiasında ve beni çok seviyorlardı. Galatasaray’a geldiğim günden itibaren benim için yetiştiğim ve 4 yıl oynadığım Hertha Berlin takımı, Stuttgart takımı, Fenerbahçe takımı da dahil o an hepsi öldü. Çok net ve samimi olarak söylüyorum."

"Bizde paran kalmaz masalı…"

"Ben bir daha Fenerbahçe Kulübü’nün kapısından içeri girmedim. ‘Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birtanesi’ hep böyle klasik laflar vardır. ‘Orada kimsenin parası kalmaz’ gibi. Bunlar hep masal, hikaye. Ben burada yaşayan insanım. Benim param o büyük denilen Fenerbahçe Kulübü’nde kalmıştır. Bana bu sözü veren imza attıran da Ali Şen’in başkanlık yaptığı dönemde beni Türkiye’ye getiren ve 2. başkan olan Ali Dinçkök’tür. ‘İlyas imzayı at, paran bende’ dedi. Ona güvenmeyip kime güveneceksin. Genç insansın, Türkiye’nin sayılı zenginlerinden biri. Ondan sonra da kendi verdiği sözü yiyebiliyor. Ama bunlar Türkiye gerçeği, kimse benim yanımda kimseyi konuşturmam. Yok şu kulüpte paran kalmaz. Ben Fenerbahçe’den Galatasaray’a geçmeyim diye bana Fenerbahçe, o zamanın parasıyla 100 Milyon Lira’lık kağıt imzalattılar. Eğer Galatasaray’a gidersen bu cezayı ödeyeceksin dediler. Benim zaten Fenerbahçe’den canım yanmıştı. Ben Alp Yalman’a durumu anlattığımda Alp ağabey bana; ‘Sen imzayı at, bir şey olursa ben öderim’ dedi. Aradan yıllar geçti Fenerbahçe beni mahkemeye vermiş, evlerimin üzerine haciz koydurmuş haberim bile yoktu. Fenerbahçe’den Galatasaray’a geleli 3 yıl olmuştu. Olayı öğrendiğimde Alp ağabeye gittim. Durumu anlattım Alp ağabey çıkarttı çekini o rakamı yazdı ve Fenerbahçe’ye o parayı gönderdi. Biz Galatasaray’da çok iyi bir takımdık birlik, beraberlik inanılmazdı. Ama Alp ağabeyin o hareketi beni Galatasaray’a daha çok bağladı. Hakan Ünsal, Karabükspor’da benim talebemdi. Fenerbahçe ve Trabzonspor Hakan Ünsal’ı almak için Karabüksporlu yöneticilerle ciddi görüşmeler yapıyorlardı. Ama bende Hakan’ın çok yetenekli ve iyi bir futbolcu olduğunu bildiğim için ‘Seni Galatasaray’a getireceğim ister misin?’ dedim. Hakan Ünsal bana ‘Hocam sen daha iyi bilirsin’ dedi. Hakan’ı Alp ağabeye getirdim o zaman Adnan Polat Galatasaray Futbol Şubesi sorumlusuydu. Alp ağabey Adnan Polat’ı aradı ve ‘İlyas’ı sana gönderiyorum Hakan’ın transferini hallet’ dedi. Bizim Galatasaraylılığımız böyle oldu."

İlyas Tüfekçinin savaşı

"Derwall bir futbol devrimcisi…"

"Ben çok şanslı bir futbolcuydum. Çünkü Almanya’da çok büyük oyunculara karşı oynadım. Rahmetli Turgut Özal, Josef Derwall’i inanılmaz bir güvenle çağırdı. Derwall, statları, tesisleri ve çim sahaları gezdi. Çim saha olayını başlatan Derwall’dir ve buna ilk desteği veren de ileri görüşlü Turgut Özal’dır. Milli takımlar bazında kulüp bazında başarı elde edilmişse bunun temelinde hep Derwall vardır."

"Futbolcuysan koşacaksın…"

"Eskiden en büyük sorun çalışma eksiliğidir. Buna basit bir örnek verirsek koşu mesafeleri diyebiliriz. Koşu mesafesinin farkı şu; Türkiye’de 1. Lig takımı 11 kişi oynuyor ama Bundesliga takımları 12 kişi oynuyormuş gibi oluyor. Ortalama her Bundesliga takımı Süper Lig takımlarından 10 km daha fazla koşuyor. Buda 1 kişi daha fazla oynamak demektir. Bu her şeyi anlatan bir neticedir."

"Ayıp değil tıbbı destek şart…"

"Antrenörlerimizin yetersiz kaldığı nokta var. Futbolcuların tutumunu ben büyük bir hayretle izliyorum. Devamlı hakeme tepki, devamlı sinir yani bu nedir? Bunu artık kimse durduramıyor mu anlamak mümkün değil. Bütün maçları izliyorum PTT 1. Lig de dahil her maçta itiraz ediyorlar. Nedir bu futbolcuların psikolojik rahatsızlıkları? Bunlar normal değil. Çünkü ben bütün ligleri takip ediyorum bizdeki tepkinin yarısı bile onlarda yok. Gerekirse futbolcularımız tıbbi yardım almaları lazım. İşler artık oraya gitmeye başladı zaten bu ayıp bir şey de değil. Ama bunu antrenman gibi psikiyatristlerin devreye girip futbolculara, kulüplere yardımcı olması lazım. Her şeye itiraz ederek futbolun seyir zevkini de kaçırıyorlar. Onların bir tek amacı; sahaya çıkıp iyi oynayarak maçı kazanmak olması lazım. Hakemler de zor durumda kalıyorlar. Ben bizim hakemlerimizin iyi olduğuna tarafsız olduğuna inanıyorum. Hatalar yapıyorlar tabi ama art niyetle düşünmekle de bir yere varılmaz. "

"Bayern Münih örnek alınmalı…"

"Yöneticiler olayları yumuşatması gerekirken tam tersini yapıyorlar. Futbolun yanından geçmemesi gereken insanlar büyük kulüplerde yöneticilik yapıyorlar. Adamın parası var, kimse bir yerde tanımıyor diye tanınmak için futbolu kullanıyor. Bunlar iğrenç. Önümüzde Bayern Münih gibi bir örnek var. Kulübün bütün kademelerinde kendi futbolcuları var. Düzen öyle bir kurulmuş ki en ufacık bir sorun olmadan tıkır tıkır yürüyor. Bir de 2.Ligde zorda olan kulüplere yardım ediyorlar borç veriyorlar. Dünyada bunu yapan tek kulüp Bayern Münih. Ben artık futbolun içinde futboldan gelen insanların olması gerektiğini düşünüyorum. Yönetici olduğu zaman maça giden, yöneticiliği bıraktığı zaman maça bile gitmeyen insanların artık sahalardan uzaklaşması lazım."

"Yabancı kuralı doğru karar…"

"Yabancı kuralının düzenlenmesi bence rekabet açısından iyi oldu. Türk futbolcuların belki bu düzenlemeyle burunları sürtülebilir. Avrupa’nın bile standartlarının üzerindeki paraları Türkiye’deki futbolcular çok kolay kazanıyor. Bu paranın daha hak edilerek kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Bana göre doğru bir kural. Çünkü rekabet olması lazım. Türk futbolcular boş itirazları bırakıp, daha fazla çalışması lazım ve gerçek performansını göstermesi lazım. Dolayısıyla da Türkiye Milli Takımı ve kulüpler güç kazanmış olur. "

"Hastalığım ölümcül ama sonuna kadar mücadele edeceğim…"

"Benim rahatsızlığıma yaklaşık 20 ay evvel Motor nöron teşhisi konuldu. Motor nöron hastalığı ALS hastalığının da bağlı olduğu beyinden sinirlere giden iletişimdeki arızadan dolayı kaynaklanan bir hastalık. Kaslara iletişim gitmediği için kaslar beslenemiyor hareket edemediği için de erimeye başlıyor ve güç kaybediyor. Motor nöron hastalığı çok ciddi ve ölümcül bir hastalık. Benim hastalığımın seyri çok şükür sporcu olmam ve sigara alkol kullanmamamdan dolayı bu hastalıkla mücadelem gayet iyi gitti. Bu hastalığın en önemli kısmı klasik olanında 2 sene içinde yatalak yapıp hareket edemez hale getiriyor ve ölümle sonuçlanıyor. Benim hastalığımın seyrinde çok şükür 20 ay içinde konuşmam da bir sıkıntı yok. Sadece sol ayağımda erime var ama günlük ihtiyaçlarımı giderecek kadar hareket edebiliyorum. Ben her durumda şükreden bir insanım ilk gün doktorum hastalığımı söylediğinde de ağlamadım. Her şey Allah’tan dedim. Burada en önemli konu benim hastalığımın klasik ALS hastalığı olmadığıdır. Bundan sonrasını bilemeyiz bakalım zaman ne gösterecek."

"Benim gibi olanların umudu olabilirim…"

"Allah kısmet ederse 15 gün sonra Amerika’ya gideceğim. Yale Üniversitesi’nde ALS kliniği var ve bu konuda en ileri olan yer tıbben o klinik. Orada yeni ilaçlarla benim hastalığımın seyrini daha da yavaşlatacak belki de durdurma noktasına getirecek yeni bir gelişimle karşılaşma umuduyla gideceğim oraya. Hastalığımın bendeki seyri dünyada çok fazla insanda yok. Bende hangi ilaç nasıl verilirse iyi gelir gibi denemeler olacak ve birçok insana umut doğacak. "

"Mehmet Ali Aydınlar ve Ünal Aysal ‘ a çok şey borçluyum…"

"Bu zor günlerimde maddi manevi bana destek olduğu için Mehmet Ali Aydınlar’a çok teşekkür ediyorum. Benim için hastanelerinde bütün imkânları sağladı. Mehmet Ali Aydınlar çok iyi bir Fenerbahçeli, insanlığı gerçekten takdir edilecek boyuta. Galatasaray Kulübü, Ünal Aysal Başkanım 6-7 önce Amerika’ya gittiğimde hep benim yanımda oldular. Bu konuda beni arayan soran Rıza Çalımbay, Ali Gürsoy, Levent Nazifoğlu onların ilgisi alakası beni çok mutlu etti. Bunun tam tersi olan 1 senedir 1 kere bile aramayan beraber Galatasaray’da kardeş gibi büyüdüğümüz takım arkadaşlarım var. Ama Muhammet gibi Köseköylü Yusuf gibi ayda bir arayan hatırımı soran insanlarda var. Trabzonsporlu Güngör Şahin gibi Fenerbahçe’den takım arkadaşım Nurettin Yıldız gibi haftada bir arayan, belki ismini bir anda hatırlayamadığım insanlarda vardır."

"Bazıları dost değilmiş…"

"Yıllarca çok yakın ailece görüştüğüm futbol yorumcusu arkadaşım vardı. Ama yazıklar olsun 1,5 yıldır 1 kere bile arayıp sormadı. 30 yıldır Galatasaray camiasından tanıdığım bir arkadaşım var mesela oda ağabeyinden korktuğu için bir ‘merhaba’ bile diyemeyen bu kadar zayıf karakterli olan da var. Çok ilginç şeyler yaşıyorsun. Bunlar insanı üzüyor ama o kadar içten olan insanlar var ki sosyal medya üzerinden bile."

"Şampiyonluğun en büyük adayı…"

"Spor Toto Süper Lig’de belki Beşiktaşlılar bana kızacak ama ben Beşiktaş’ın şampiyon olacağını düşünmüyorum. Sebebi de çok kısıtlı kadrosu olduğu için. Çok iyi, genç, sevdiğim beğendiğim futbolcular var ama takımı taşıyan 4-5 tane oyuncudan 1-2 tanesi sakatlandığı ya da ceza aldığı zaman takımın kimyası bozuluyor. Performans seviyesi bir anda yarı yarıya düşüyor. Onun için özellikle kış aylarından ben çok başarılı çıkacaklarını ben tahmin etmiyorum. Beşiktaş’ın çok ciddi bir handikapı daha var oda sahalarının olmaması. Bu iki ana sebepten dolayı ben Beşiktaş’ın şampiyon olma ihtimalini ben çok zayıf buluyorum. Her ne kadar bana Beşiktaşlılar kızsalar da küsseler de ben bunu Galatasaraylı olduğum için değil, sportif açıdan tarafsız bakarak söylüyorum."

"Hamza Hoca doğru karar…"

"Bu yıl çok daha ciddi olarak şampiyonluk Fenerbahçe ile Galatasaray arasında geçecek. Galatasaray’ın en büyük şansı Hamza’nın gelmesiydi bence. Hamza’yı kim düşündüyse kim getirdiyse çok doğru bir iş yapmış. Hamza Hamzaoğlu’nun yapısıyla, karakteriyle, anlayışıyla ve adaletiyle takımdaki o havayı çok daha üst seviyelere taşıyacağı gerçeği var. Bunun tam tersini Fenerbahçe için söyleyebilirim. Fenerbahçe’de, kazandığı maçlarda dahil hep sorunlar çıkabiliyor. İsmail Kartal ile oyuncular arasındaki iletişim veya reaksiyonlar yarına çok daha büyük bir bomba şeklini alabilecek durumda oluyor. Hem de iyi giderken lider olurken bile. Bu durum Emenike ile ilgili oluyori Meireles ile ilgili oluyor veya Emre ile ilgili oluyor. Emre antrenörüne dışarıda fırça atar gibi davranıyor. Orada biraz sorunun olduğunu düşünüyorum. Bu sorun iyi günde bile ortadaysa 2-3 maç Fenerbahçe tökezlerse bu çok daha farklı bir hal alabilir. Şampiyonluğun yolu bence huzur ve güven ortamından geçiyor. En iyi takımlar şampiyon olmaz, en huzurlu en çok birbirini seven takımlar olur. İnsanlar fikstür avantajında bahsediyor. Bunu düşünmek artık çağdışı böyle bir avantaj yok. Futbol takımın iyiyse formdaysa gerçek olan budur…"

"Enes yeni Arda…"

"Türkiye’de değil ama bence Arda Turan Türkiye’nin en yetenekli, rakipsiz futbolcusu. Yeni jenerasyondan Delifişek Gökhan var Beşiktaş’tan. Siz daha Gökhan’ı tanımadan ben Chelsea’nin kadrosundayken tanıyordum o zamanlar 18-19 yaşlarındaydı. Yapısı itibariyle tabi ama futbol dışı ve sergilediği davranışlarıyla beni şaşırtıyor. Beşiktaş’ın hala ona ciddi bir doktor bulmamasına şaşıyorum. Gökhan’ın ciddi bir desteğe ihtiyacı var. Fenerbahçe’de Alper’i beğeniyorum. Alper, gerçekten iyi ve yetenekli bir futbolcu bence. Bursaspor’daki Enes Ünal 1997 doğumlu olmasına rağmen genç Milli Takımda da beraber çalıştığım çok yetenekli bir oyuncu. Eğer yetenekleri ve karakteri doğrultusunda devam ederse inanıyorum ki Hakan Şükür’den sonra Türkiye’nin en yetenekli santrforlarından bir tanesi o olacak. Ben Galatasaraylı yönetici olsan ne pahasına olursa olsun Enes Ünal’ı alırım. Enes’in kumaşı çok farklı o bambaşka. Allah kısmet ederse Enes Ünal, Türkiye’de Arda’nın yerini alabilecek bir oyuncu…


Bunları da Beğenebilirsiniz