İlter Türkmen: Ordu ve Avrupa Birliği 2

İlter TÜRKMEN
Haberin Devamı

28 Aralık tarihli yazımda, AB'nin savunma ve güvenlik alanında üstlenmekte olduğu işlevin uzun sürede Türkiye bakımından önemine değinmiştim.

‘‘Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’’ (AGSK) konusunda son zamanlarda çok yazıldı. İşin özü, bazı ülkelerin bu yoldan AB'ye daha büyük bir politik ağırlık kazandırmak istemeleridir. Savunma ve güvenlik konularında daima ABD'nin dümen suyunda giden ve AB'ye mesafeli duran İngiltere, ekonomik ve parasal alanlarda Fransa ve Almanya'nın liderliğine karşı AGSK'nın başını çekerek bir nüfuz ve prestij dengesi kurmaya heveslendi. Geleneksel olarak ABD'den hiç değilse bir ölçüde bağımlılıktan kurtulmak siyasetini güden Fransa da bu girişimin öncülüğünü İngiltere'yle paylaştı.

* * *

ABD'nin yaklaşımı ise karmaşık. Bir yandan AB ülkelerinin askeri güçlerinin Soğuk Savaş sonrası misyonlar için yeniden yapılanmasını istiyor, diğer yandan siyasal kontrolü tamamen elden bırakmaya yanaşmıyor.

Sonunda, çok kere olduğu gibi bir uzlaşmaya varıldı. Helsinki AB zirvesinde kesinleşen bir kararla Batı Avrupa Birliği (BAB) lağvedilerek birimleri AB'ye bağlanacak. AB, NATO'nun müdahale etmediği uluslararası buhranlarda kendi başına operasyonlara girişebilecek ve bu amaçla 50.000-60.000 kişilik bir kuvvet oluşturulacak. Bu kuvvet bir Avrupa ordusu niteliğinde olmayacak.

* * *

BAB'da ortak üye durumunda olan Türkiye bu gelişmeden kaygı duydu ve AB karar ve eylemlerinin dışında kalmamak için yoğun diplomatik çabalar harcadı. Resmi açıklamalara göre 15 Aralık tarihli NATO Bakanlar Konseyi'nde çok iyi bir sonuç alınmış, bir müdahale kararından önce Türkiye'nin AB tarafından görüşünün alınmasını öngören bir yöntem saptanmış. Oysa NATO bildirisinden tam bu anlamın çıktığını söylemek zor. Bildiri, AB üyesi olmayan NATO ülkeleri ile diyalog, danışma ve işbirliği yöntemlerinin ileride geliştirileceğini belirtmekle yetiniyor. NATO imkánlarına başvurulmadığı hallerde, bu ülkelerin katılmalarının ancak AB'nin kararıyla mümkün olacağı da vurgulanıyor.

Bildirilerin yazılış biçimlerinin ötesinde önemli olan şu: Daha birkaç yıl AB, Kosova'da NATO'nun yaptığı müdahale niteliğindeki operasyonları yürütecek düzeye varamayacak. Bu kapasiteye eriştiği zaman da ister istemez Türkiye'nin jeopolitiğinin gerçeğiyle karşılaşacak. Çünkü AB operasyonlarının en fazla olası bulunduğu bölgelerde, örneğin Balkanlar ve Kafkasya'da, Türkiye'ye ihtiyaç duyulacak.

* * *

AB adaylığımızı ciddiye aldığımızı ispatlayan çok kapsamlı ekonomik önlemler paketinden sonra her alanda artık dikkatimizi üyeliğe yöneltmeliyiz. AB'nin güvenlik politikası ve dış siyasetteki yeni atılımları, tam üyeliğin Türkiye için açtığı perspektifleri büsbütün zenginleştiriyor. Şimdiye kadar Türkiye'nin stratejik önemini daha çok ABD takdir ediyordu, bundan sonra AB de aynı değerlendirmeyi özümseyecek. TSK'nın, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerine oranla son yıllarda kazandığı deneyim, Türkiye için büyük bir avantaj teşkil edecek. Genelkurmay Başkanı'nın bir süre önce verdiği demeçte belirttiği yönde, Türk ordusu profesyonel bir ordu olmak sürecine girerse, çevikliği ve esnekliği artacak. Gerçekten teknolojinin egemen olduğu modern askeri operasyonları artık birkaç aylık eğitimle yetiştirilen askerlerle yürütmek imkánı kalmamıştır. Mecburi askerlik hizmetinin daha uzun süre vazgeçilemeyecek milli kültürümüze uygun sosyal işlevi ile çağdaş teknolojinin gerektirdiği ihtisaslaşma arasında orta bir yol bulunmalıdır.

Güvenlik ve ekonomik açılardan AB üyeliğine hazırlıklarımız iyi yolda. Demokratikleşme ve dış politika alanlarında ise aynı ivme şimdilik yok. O da gelecek...

Yazarın Tüm Yazıları