Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlter Türkmen: Kıbrıs için iyimserlik

İlter TÜRKMEN

BİRLEŞMİŞ Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 12 Eylül'de dolaylı görüşmelere katılan KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve GKRY Başkanı Klerides'e yaptığı açıklama Türk basınında çok geniş yankı buldu. Kofi Annan'ın söyledikleri kuşkusuz Türk tezi doğrultusunda yoruma elverişliydi, fakat bunun Kıbrıs sorununun gelişmesinde son derece önemli bir aşama oluşturduğu yolundaki değerlendirmeler galiba biraz abartılı oldu.

Kofi Annan'ın açıklaması iki kısım içeriyor. Birincisi eşitliği yöntem açısından, ikincisi ise çözümün özü açısından vurguluyor. Yöntem konusunda Annan'ın söylediği şu: ‘‘...Görüşmelerde taraflardan her biri kendisini -ve başka kimseyi değil- diğerinin siyasi eşiti olarak temsil eder.’’ Genel Sekreter, bu suretle müzakere sürecindeki eşitliği teyit ediyor. Bunun Türk tarafı için taktik bir kazanç olduğu inkár edilemez. Ancak yöntemsel eşitliğin daha önce de mevcut olduğu unutulmamalıdır. Görüşmelerin dayandığı 1964 tarihli Güvenlik Konseyi kararı, çelişkili bir yaklaşımla, bir yandan Rumların artık o tarihte tamamen ele geçirdikleri ‘‘Kıbrıs Hükümeti’’ne atıfta bulunurken, diğer yandan müzakerelerin toplumlar arasında olacağını belirtiyordu. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yıllardan beri sürdürülen görüşmelerde bu çizgiden hiç uzaklaşılmamış, sadece Kıbrıslı Türkler'in tercihi yönünde, toplumlar yerine taraflar denmeye başlanmıştır. Denktaş'ın başlıca şikáyeti, Genel Sekreter'in yanından çıktıktan sonra Klerides'in ‘‘Kıbrıs Cumhurbaşkanı’’ şapkasını giymesiydi. Bu durumda bir değişiklik olmadı.

Kofi Annan'ın, açıklamasının ikinci kısmında ortaya koyduğu prensip daha önemli. Annan diyor ki: ‘‘...Müzakerelerin iyi niyetle ve ön şartsız hızlandırılması, kapsamlı bir çözüm şeklinde tarafların eşit statüde olacaklarının açıkça kabul edilmesine bağlıdır. Taraflar, ayrıntılı müzakereler yolu ile bu kavramı açık ve pratik hükümlere dönüştürmelidirler.’’ Burada Genel Sekreter, konfederasyon tezinin esasını teşkil eden siyasi statü eşitliği prensibine kuvvetli destek vermiş görünüyor. Yine de pratik hükümler denirken ne kastedildiğini zaman gösterecek. Amerikalıların ‘‘Bazıları diğerlerinden daha eşittir’’ deyimini hatırlatmakta yarar var.

Klerides'in itiraz ve protestoları sonunda Annan'ın gerilediği de söylenemez. Gerçi, temsilcisi Alvaro de Soto, bir Rum gazetecisinin sorusuna cevabın, Genel Sekreter'in açıklamasının KKTC'yi tanımak anlamına gelmediğini belirtti, fakat sual yersizdi, çünkü Annan'ın ifadelerini KKTC'yi tanımak şeklinde yorumlamak zaten mümkün değildi. Clinton'ın temsilcisi de ABD'nin KKTC'yi ayrı bir devlet olarak tanımak fikrini desteklemediğini bildirmekte gecikmedi.

Neyse, Annan'ın sözlerinin yarattığı çalkantı sonunda duruldu ve Klerides müzakere masasına döndü. İşin ilginç tarafı, büyük heyecana yol açan bu olayın, New York'ta ilk defa sessizce umutlu bir hava estiği zamana rastgelmesiydi. Tarafların sundukları önerilerin özü hakkında fazla bilgi yoksa da, Denktaş'ın bu sefer yapıcı ve gerçekçi bir yaklaşım sergilediği ve hatta somut öneriler getirdiği kanaati yaygın. Öyle görünüyor ki, hemen değilse bile, orta vadede, ne konfederasyon ve ne de federasyon etiketini taşımayan, fakat taraflar arasında kurumsal eşitliği garanti altına alan bir çözümün parametreleri ortaya çıkabilecek. Bu olasılık gerçekleşirse, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar kadar, Türkiye ve Yunanistan için de yepyeni bir devir başlar. Kıbrıslı Türkler AB üyeliğinin avantajlarından istifade ederler. Türkiye'nin Avrupa politikası ciddi bir ipotekten kurtulur ve Türkiye ile Yunanistan Ege'de her ikisini de yıpratan silahlanma yarışına son verebilirler. Dostluk hakiki bir içerik kazanır.

X