Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlter Türkmen: Hangisi daha kötü?

İlter TÜRKMEN

BAŞBAKAN Bülent Ecevit oldum olası uluslararası kuruluşlardan hazetmemiştir. Hatırlarım, 1970'li yıllarda o zamanki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim'ın Kıbrıs konusundaki bir girişimini beğenmediği için, Viyana'ya yaptığı bir ziyarette onu Avusturya Başbakanı'na şikáyet etmiş ve sonra ‘‘Genel Sekreter'i kendi Başbakanı'na şikáyet etmek zorunda kaldığım için üzüntü duyuyorum’’ şeklinde basına açıklamada bulunmuştu. Waldheim o zaman küplere binerek BM Genel Sekreteri görevi ile vatandaşlığının hiçbir ilgisi olmadığını vurgulamış ve Türk hükümetinden izahat istemişti. Sonunda Ecevit münasip şekilde beyanatını geri çekince mesele kapanmıştı.

‘‘Karakter kaderdir’’, kolay kolay değişmez. Son zamanlarda Ecevit, AB temsilcilerini az mı azarladı? Azarladı da ne oldu? Kendi egomuzu tatmin ettik, başka bir şey olmadı. Dikkati çeken nokta, Ecevit'in hışmından bu aşamada her nedense sadece ABD'nin kurtulabildiğidir. NATO galiba kutsal da ondan.

* * *

Şimdi sıra uzun süre öve öve bitiremediğimiz ve el üstünde tuttuğumuz Cottarelli'ye geldi. Her aşkın bir sonu vardır. Ecevit'in de hiç değilse siyasi aşkları uzun sürmez. Fakat yine de, geçen akşam Başbakan'ı TV'de dinlerken kulaklarıma inanamadım. Başbakan ‘‘yabancı kuruluşlar’’dan bahsediyordu, IMF'yi yabancı bir kuruluş olarak görüyordu. Türkiye'nin başından beri üye olduğu bir kuruluş nasıl yabancı olur? Uluslararası kuruluşla yabancı kuruluş arasındaki farkı Ecevit ya bilmiyor, ya da unuttu. Acaba hangisi daha vahim? Üstelik Ecevit'in IMF'ye çatarken adeta sinirlenmesi daha da şaşırtıcı. IMF ile anlaşmayı yapan kendi hükümeti. İstikrar programını Cottarelli ile işbirliği halinde yetkili bakanlarımız ve değerli ekonomi kurmayları saptadılar. Programın başarılı olacağına kamuoyunu ikna için dillerinde tüy bitti.

Ecevit bir şeyi daha unutuyor. Uluslararası kuruluşlarda birçok Türk önemli rol oynadı. IMF'nin kardeş kuruluşu Dünya Bankası'nda ilk Ecevit hükümetinin Başbakan Yardımcısı Attila Karaosmanoğlu uzun süre ikinci adamdı. Yine Dünya Bankası'nda Kemal Siber Endonezya ekonomik gelişme programının mimarı oldu. Kimse onlara yabancı demedi. Biz bu kadar mı içimize kapandık, bu kadar mı dünyadan koptuk?

* * *

Cottarelli'nin ileri sürdüğü bazı fikirlerin görüşlerimize uygun düşmemesinden daha tabii bir şey olamaz. Kimse bizi IMF ile anlaşmaya zorlamadı. Biriken hatalarımız yüzünden IMF'nin kapısını biz çaldık. Hastalandık, doktora gittik, şimdi reçetesini beğenmiyoruz. Olabilir. İlacı almazsınız, fakat doktora hakarete gerek yok.

Ecevit'in tutumlarında ve tepkilerinde ideolojik mazisinin etkisi açıkça görülüyor. Evet, bugün Ecevit'in solculukla partisinin ismi dışında bir ilgisi kalmadı. Fakat galiba o ilk ideolojik aşı bir ömür boyu hükmünü icra ediyor. Beklenmedik zamanlarda hortlayıveriyor ve akılcılıktan uzaklaşıyor. Pragmatizm yanından geçemiyor. Vehimler ve kalıplaşmış düşünce modelleri beyni tırmalamaya devam ediyor. İyi de, bugünkü küreselleşme ve bütünleşme sürecinde kapanmış bir devrin zihniyeti ile yönetilen ülke, cumhuriyet kurulduğundan beri hayal ettiği çağdaşlaşmaya nasıl ulaşacak? AB ülkeleri ile aramızda sadece ekonomik alanda değil, fakat politik, stratejik ve hukuki kültürde mevcut uçurumun gittikçe derinleştiği gerçeğine daha ne kadar gözlerimizi kapatacağız? Ecevit duvar metaforunu çok sever. Eskiden duvar delmek istiyordu, şimdi duvar örmek peşinde olanlara arka çıkıyor. Bunu yapmasın. Ekonomik reformlara ve AB üyeliğine kuvvetli destek versin. Daha vakit varken ayağına kadar gelen tarihi bir fırsatı tepmesin. Tarihe yapıcı bir lider olarak geçsin.

X