Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlter Türkmen: Farklı bazı gerçekler

İlter TÜRKMEN

DÜNYANIN her yerinde basın, heyecan yaratacak haberlere ve dedikodulara düşkündür. Bunu varlıklarının nedeni haline getiren ihtisas gazeteleri de vardır. Türkiye'de, benim gördüğüm kadar, değişik olan özellik bütün gazetelerin ve televizyon kanallarının bu alanda kıyasıya rekabet etmeleridir. Ancak bununla da yetinilmiyor, daha başlangıçta doğruluğu kuşkulu haberler üzerinde uzun uzun tartışmalar yapılıyor, çarşaf çarşaf makaleler yazılıyor, siyasi kutuplaşmalar oluşuyor. Haberin gerçek niteliği anlaşılınca da yanlış bir deyim kullanılarak dezenformasyondan bahsediliyor. Dezenformasyon, kamuoyunu bilinçli bir şekilde aldatmak amacı ile haberlerin manipüle edilmesidir. Türkiye'de o da bol bol var, fakat benim kastettiğim daha çok ciddi bir araştırma yapmadan derlenen ve hemen koca koca puntolarla yayımlanarak ortalığı karıştıran haberler.

***

Birkaç örnek vereyim: Bir süre önce Merve Kavakçı'nın New York'ta Birleşmiş Milletler binasında düzenlenen ve Genel Sekreter tarafından açılacak bir toplantıya davet edilmesi üzerine kıyamet koptu. Mesele ise gayet basitti. Toplantı Birleşmiş Milletler'de akredite yüzlerce sivil toplum örgütünden biri tarafından tertiplenmişti. Bunlara kimlerin çağrılacağına kimsenin karışma hakkı yoktur. Bu tip toplantılar BM'lerin Cenevre merkezinde de sık sık oluyor ve PKK'nın destekleyicileri çoğuna katılarak Türkiye'ye ağır ithamlar yöneltiyorlar.

***

İkinci olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Necmettin Erbakan hakkında verdiği kararın takdim şekli. Bu konuda neler yazılmadı ki. Neredeyse kararı alan Yunanlı yargıca fahri vatandaşlık verilmesi önerilecekti. Oysa karar, Erbakan davasının özü ile ilgili bir değerlendirme içermeyen yöntemsel bir karardı.

***

İşin aslı şöyle: Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, gerek AİHM'nin yeni statüsü ona cezanın infazını erteleme gibi geçici tedbir almak hakkını vermiyor. Mahkeme bu yetkiyi kendi düzenlediği içtüzüğüne dayandırıyor. İçtüzük de önemli bir kıstas saptamış. Geçici tedbir, münhasıran ‘‘tamir edilemeyecek zarar’’ sözkonusu ise, başka bir ifade ile geriye dönülemeyecek bir durum yaratılması tehlikesi varsa, talep edilebiliyor. Öcalan davasında, idamdan geriye dönülemeyeceğine göre, böyle bir durum vardı. Erbakan için yok ve dolayısıyla AİHM'nin aldığı karar kendi içtihadına tamamen uygun. Bunu Erbakan'a bir sille gibi yorumlayanlar veya aksine bu yüzden Avrupa'yı ikiyüzlü olmakla suçlayanlar aynı derecede yanılıyorlar.

***

Üçüncü örnek daha da hayret verici. Birdenbire Türkiye'nin, eski Osmanlı fermanları sayesinde Küdus sorununa sihirli bir çözüm bulduğu müjdesi medyayı günlerce meşgul etti. Hele ilk başta ortaya atılan El-Aksa'nın Ayasofya gibi bir müze haline getirilmesi fikrine diyecek yoktu. Bütün Müslüman dünyasını çok haklı olarak ayağa kaldırabilecek böyle bir buluşu üreten hayal gücüne hayranlık duymamak imkánsız! Bereket versin basınımızı bu vesileyle kaplayan ego-masaj furyası başka ülkelerde yankı bulmadı.

***

Kudüs konusunda Türkiye'nin rolünün gerçek boyutları Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması ile aydınlığa kavuştu. Anlaşılıyor ki Arafat, kendi tezlerine destek bulmak için Müslüman ülkelere yaptığı turne çerçevesinde Ankara'ya geldiği zaman, Türkiye'nin tarihi deneyimlerine dayanarak çözüm arayışına katkıda bulunmasını istemiş. Dışişleri Bakanlığı da, Osmanlı Devleti'nin Kudüs'te dini toplumlar arasında dengeyi korumak için izlediği siyasetten esinlenerek geliştirdiği fikirleri taraflara sunmuş. Ne var ki, barış sürecini sekteye uğratan ihtilaf dini yetki ve sorumluluklara değil, fakat Doğu Kudüs üzerindeki egemenliğe ilişkin.

***

Olaylara bir de bu açıdan bakmak gerekmiyor mu? Gerçeğe inmek haberciliğe engel mi?

X