Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İLK OLMANIN SIKINTISI…

    Hürriyet Haber
    07.10.2005 - 21:00 | Son Güncelleme:

     /images/100/0x0/55ea9663f018fbb8f889b87dHazım kapasitesi de önemli.

    Avrupalı “sözde dostlarımızın” gerçek yüzü netleşmiş değil.

    Hıristiyan ortaklarına ve AB adaylarına bize dayattıkları sorunların hiç birini öne sürmediler.

    Kıbrıs gibi, Ermeni soykırımı gibi, limanların açılması gibi hiç mi sorunları yoktu yeni üyelerin?

    Hiç mi insan hakları ihlalleri yoktu İtalya’nın?

    Fransa’nın sömürgecilik dönemlerindeki “toplu kıyımları” AB standartlarına çok mu uygundu?

    Tabii ki çifte standartları var AB’nin.

    Sıkıştıracaklar, kanırtacaklar yıllar boyu.

    AB komiserleri şehirlerimizde cirit atacak.

    Patlıcanın standardına takacak kimisi.

    Kimisi “Gebze’deki herhangi bir fabrikanın suyu denize akıtılıyor, arıtma tesisi hâlâ yok” deyip bu fabrikanın kapanmasını isteyecek.

    Kimileri “hamsinin tatlısı mı olur?” deyip taam zevkimizi sorgulayacak.

    Bütün bunlara karşı ya düzeleceğiz, ya da tepki gösterip “bu kadarı da fazla ama…” deyip bindiğimiz trenin ara istasyonlarından birinde ineceğiz.

    İnan onlar bizi trenden atmayacaklar.

    Bizi sabırla test edecekler.

    En önemlisi Hıristiyan dünyasına aldıkları Türkiye’nin, ilk Müslüman ülke olmasının getireceği artıları, olumlu yanları inceleyecekler, irdeleyecekler, izleyecekler.

    Avrupa sınırları, Türkiye sayesinde diktatörlükle yönetilen ülkelerin sınırına dayandı.

    Türkiye sayesinde bu ülkelere demokrasi ihraç edilebilir mi diye bekleyecekler.

    Daha da önemlisi de 10-15 yıl sonra belki 80-90 milyona dayanacak Türk nüfusunun durumu.

    Bu kadar büyük bir ülkeyi Avrupalılar içlerine nasıl sindirecekler?

    Onların kapasitesi tam üyelik anında yeterli olacak mı?

    Çok ders çalışmalıyız, çoookkk.

    “ilk” olmak o kadar kolay değil.

    Bunun getirdiği dar boğazlar, tıkanıklıklar, sıkıntılar 25 ülkeninkinden çok ağır olacak belli ki.

    Peki hep menfi tarafını görüp vaz mı geçelim bu sevdadan?

    Bardağın boş tarafına bakıp, devamlı eleştirip tam üyeliğe takoz mu koyalım?

    Avrupa’nın Türkiye’yi kendi içlerine almak isteyişinin, bu ülkenin dünyada ne kadar güçlü olduğunu görmezlikten mi gelelim?

    Yaşadığımız evrenin iki büyük patronu var.

    Global oyuncular ABD ve İngiltere ne yaptı?

    Kayıtsız şartsız Türkiye için ağırlığını koydu.

    Avrupa’nın irili ufaklı da olsa -Fransa, Almanya dahil - 24 ülkesi bizim için elini taşın altına koymadı mı?

    Peki bunun adına “Türkiye de artık global dünyanın aktörleri arasına girdi” demek çok mu ayıp?

    Eğer ayıp ise “Ulusalcı” görüş “inkârcılık” hastalığına yakalandı demektir ki, bunu da ben içime sindirmekte güçlük çekiyorum.

    Sevgiler,

    Sezai

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı