Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlk mektup

Yarım asırdır somut hayatta asla raslayamadığım "ideal kadın" (!) şimdi aniden, "sanal álem"de mi hüviyet kazanıyor? "Maskara Hanım" beni bu yaştan sonra "baştan çıkartıp", lánet okuduğum şu postmodern zamanlar karşısında beni bana maskara mı edecek?

SABAH, elektronik posta kutumda "Maskara" imzasıyla şu mektubu buldum:

"Demin hattı aniden kapattığım için çok özür dilerim. Utanıyorum. Fakat bilin ki, bu hareketim bir terbiyesizlikten ziyade, sanal dünyada bile olsa, hem size karşı duyduğum çekingenlikten, hem de kendime güvensizlikten kaynaklandı".

*

ANLADINIZ
, yukarıdaki cümlelerle başlayan mektup, dört pazardır burada ballandıra ballandıra anlattığım gibi, Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard’ın soyadını takma isim ve Avusturyalı ressam Moriz Jung’un desenini de fon görüntüsü olarak kullanarak internet álemindeki "chat meydanı"na çıkmış olan bendenize; onun kullandığı takma isim ve ayak fotoğrafından dolayı yine burada "kırmızı ojeli Maskara Hanım" diye sıfatlandırdığım, "sanal partöner"imden geliyordu.

Hani şu, bana ekranda okkalı láf oturttuktan sonra cevap vermeme fırsat bırakmadan "chat"i çat diye suratıma kapatan "hatun kişi" (!) var ya, işte ondan!

Anlaşılan, gece bir "vicdán muhasebesi" yapmış ve de elektronik posta adresim otomatik olarak belirdiği için, sabaha doğru falan, yukarıdaki mektubu yollamış.

Zaten gerisini de size olduğu gibi aktaracağım, çünkü tá o zaman bilgisayarımın hafızasına kaydetmiştim ve günü gelir de kullanırım diye, şimdiye dek silmedim.

İşte, "kırmızı ojeli Maskara Hanım" şöyle devam ediyordu:

*

"EVET evet, ’chat’i selámsız sabahsız terkettim, çünkü beni korkutuyorsunuz.

’Profil’inize yansıttığınız sinik ve sinikliğinden dolayı daha da çok cazibe kazanan ipuçlarıyla kişiliğinizi aşağı yukarı çizebiliyorum. Korkutan şey de bu!

Zira, ikimiz de ’
anlayana sivrisinek saz’ kategorisinden insan grubuna giriyoruz.

Yani, ortak dil konuştuğumuz aşikár! İlk bakışta göz çıkartıyor.

Zaten, bunu hemen farkettiğimiz içindir ki siz bana
’chat’ mesajı yollamak; ben de karşılığında size meydan okumak ihtiyacını hissettik.

Neyse, nezaketsizliğimi bağışlatmak için kendimi biraz tanıtayım ki, aynı zamanda, sorduğunuz sorunun ötesinde de cevaplar getirmiş olurum".

*

BAKIN
, bakın, bakın! Şu işe bakın!

Dün gece ekranı aniden suratıma kapatarak beni çileden çıkartmıştı ama, demek yine de ilk tahminimde kıl payı yanılmamışım.

Sadecene yukarıdaki girizgáh dahi, "kırmızı ojeli Maskara Hanım"ın son derece "vasatüstü" bir kişilik sergilediğini ispatlamaya yetiyor.

Evet haklı ve evet aşikár, aynı ortak dili konuşuyoruz.

Aynı "anlayana sivrisinek saz" kategorisindeki insan grubuna giriyoruz.

Zaten çok muhtemelen de, meslek hanesine koyduğu o "sağlık memuresi" sıfatıyla kasti bir provokasyon yapıyor.

Hadi zoka atıyor demeyeyim de, karşısındaki tartmak için bir ölçek belirliyor.

Aman aman, yoksa, yerde aradığımı gökte mi buldum?

Yani, birbirlerini sonsuz uyumlu şekilde tamamlayan kadın ve erkekleri tanımlamak için İspanyolların "portakalın yarısı" diye efsaneleştirdiği o "öteki yarım"a mı ulaştım?

Yarım asırdır somut hayatta asla raslayamadığım "ideal kadın" (!) şimdi aniden, "sanal álem"de mi hüviyet kazanıyor?

"Maskara Hanım" beni bu yaştan sonra "baştan çıkartıp", lánet okuduğum şu postmodern zamanlar karşısında beni bana maskara mı edecek?

*

İŞTE, mektubun ilk cümleriyle birlikte diyelim ki içimde bir "ateş tutuştuğundan"; en azından işin daha ciddi bir boyut kazanmakta olduğunu farkettiğimden, devamı okumadan önce hemen mutfağa fırladım.

Küçük kahve makinasında kendime, teneşir masasına uzanmış kadavrayı dahi bir çırpıda dipdiri ayağa kaldıracak cinsten bir espresso pişirdim.

Fincanı alıp tekrar ekran başına döndüm ve sabahın ilk cigarısını yaktım.

Bakalım, "Maskara Hanım" kendi niceliğini nasıl tasvir ediyor?

*

KUSURA bakmayın ve de sakın kızmayın, yavaştan yavaşa bir "sanal sevgili"ye (!) dönüşmekte olan "kırmızı ojeli Maskara Hanım"ın mektubundaki devam bölümünü gelecek pazara bırakıyorum.

Çünkü, işte kavun karpuzlu yaz mevsimindeyiz ve turfanda addedilecek bir "portakalın yarısı"nı öyle obur biçimde ve bir çırpıda yersek, onun tadına varamayız.

Önce parmak uçlarımızla pütürlerini hissedeceğiz; sonra burun deliklerimizle rayihasını koklayacağız; daha sonra da, usûl usûl kabuğunu soymaya başlayacağız.

Zaten "erotika" denilen şey de bunların toplamıyla oluşmuyor mu?

Kaldı ki, dediğim gibi, "Maskara Hanım"ın "chat" ekranına yansıtmış olduğu estetik ve cazibeli ayak fotoğrafı, bizzat aynı "erotika" için bir manifesto haykırıyor.

Dolayısıyla, teveccüh gösterip bendenize posta atan ama bu arada da, "n’olur, bana bir kıyak yap da gelecek pazarı bekletmeden şunun devamını mail’ime yollayıver" diye eklemeyi unutmayan "chat" ve "sanal álem" tiryákisi aziz okuyucularım hiç alınmasın.

İlkin, kimseye iltimas geçemem. Sonra da, tekrarlıyorum işte yaz mevsimindeyiz.

Yani, postmodern sanallığı "kırmızı ojeli Maskara Hanım"da "somutlaştıran" şu benim "yaz tefrikası"nı takvimsel sonbahardan önce aceleye getiremem.

Haftaya...
X