Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlk kez kendi adamları!

<B>ENERJİ </B>Bakanlığı’nda ortaya çıkarılan büyük yolsuzluk olayının bir numaralı zanlısı, <B>AKP </B>tarafından genel müdürlük görevine getirilen biri.

Cumhurbaşkanı bu şahsın genel müdür olmasını, ‘irticacı’ olduğu gerekçesiyle iki kez veto etmiş. Fakat kendisinden vazgeçemeyen iktidar, kendisini bu göreve vekáleten atamış.

Demek iş o boyutlara vardı ki, kendi adamlarının yaptığına bile daha fazla dayanmaları mümkün olmadı... Ya da işin ‘çok yüksek’ makamlara ulaşmasından korkup paniklediler.

Sevgili okuyucularım, Türkiye’de hortumlar ve yolsuzluklar genelde ikiye ayrılır.

1- İşi kitabına uydurup yaparsınız. İhaleyi kendi adamlarınıza verir, onlara köşe döndürür, elde edilen avantanın bir kısmını kendinize aktarırsınız.

Burada yakalanma olasılığı fazla değildir.

2- Gözünüz dönmüştür ve işi kitabına uydurmadan yaparsınız.

Bu durumda yakalanma olasılığı yüksektir.

Ancak bizim hırsızlarda sürekli bir ‘güven duygusu’ vardır. Her dönemde böyledir... Çünkü her iktidar hadiseye ‘benim hırsızım iyidir’ anlayışıyla bakar! İş zıvanadan çıkmadığı sürece, olanlara göz yumar.

Örneğin, varsayalım ki iktidar partisi, bir büyükşehir belediye başkanının muhteşem hırsızlığını biliyordu. Seçimde onu bir kez daha aday göstermek için kesin kararını bildirdi:

‘Arkadaş, sen ve adamların geçen dönem iyi götürdünüz. Biz şimdi seni yeniden aday göstereceğiz; ama bundan sonra bizim denetimimiz altında çalacaksın. Verdiğin her ihaleyi, yaptığın her alımı önce bizimkiler görecek, pastadan bizim gösterdiğimiz şirketler, müteahhitler de payını alacak.’

Koskoca büyükşehir belediye başkanı, yeniden seçilebilmek uğruna kuzu gibi olmuştu. Avanta ve rüşvet çarkını sürdürmek için kaderine ve genel merkezin göstereceği öteki partililere de pay vermeye razı oldu!

Yanına iktidar partisinin en güvendiği iş bitiricilerini koydular. Çark hiç aksamadan dönüyor, ancak hırsız başkan ve ekibinin payı giderek azalıyordu. Bu kez öteki yamyamlar -partililer- bol bol nasipleniyordu! Avantalar sıraya konulmuştu, paylaşım halkın sırtından yapılıyordu.

‘Varsayalım’ dedik ya!

* * *

Ortaya çıkan yolsuzluk olaylarında bir şey dikkatimi çekiyor. Herhalde sizin de çekiyordur. İktidar ne zaman ki bir olayın veya birilerinin üzerine gitse, hemen ardından medyada ‘telefon konuşmalarının bantları’ yayınlanıyor. Hem de çarşaf çarşaf!

Bu konuşmalar mahkeme kararıyla dinlenmiş. Çok güzel, elbette dinlenecek ki gerçekler ortaya çıksın. Gerçekler ortaya çıkacak ki, bunların üzerine yargı yoluyla gidilsin.

Ama bu bantlar gizli. Bunların bu aşamada açıklanması mümkün değil. Daha da önemlisi, açıklanması yasal değil.

O halde bunları medyaya kim sızdırıyor? Niçin sızdırıyor?

Belli ki birileri düğmeye basıyor ve iktidarın çıkarları doğrultusunda bunların açıklanması sağlanıyor.

Açıkça suç işleniyor.

Türkiye eğer bir ‘hukuk devleti’ ise bu iş nasıl oluyor? Devletin ilgili makamlarından, muhalefetten ve toplumun herhangi bir kesiminden bu konuda tepki gelmiyor.

Gelmeyince de, bantların açıklanması aynen devam ediyor.

AKP’nin işine geldiği sürece!

* * *

Eğer ben gazeteci olarak elime geçen böyle telefon konuşmalarını bu köşede açıklasam, hakkımda derhal soruşturma açılır.

‘Basın Yasası’nın 19. maddesi uyarınca suç işlemiş ve hakkında şu kadar yıl hapis istemiyle ceza davası açılmıştır...’

Ya da yüklü tazminat davaları!..

‘Adımın geçtiği konuşmaları açıklamıştır. Kendisinden 500 milyar tazminat talep ediyorum.’

Şaşırmayın, abarttığımı zannetmeyin. Davaları artık bu boyutta açıyorlar.

Ama bunları medyaya iktidara yakın, onun emrindeki kurumlar sızdırmışsa, sızdıran yer bilindiği halde ne dava açılır ne bir şey. Hiç kimse de bu konunun üzerine gitmez.

Türkiye işte böyle ‘çifte standartlarla’ yönetiliyor.

Her konuda böyle.

Adamına göre muamele!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI