Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlk kez bölgenin değil, Türkiye’nin sorununu konuşuyoruz, iyi oldu

ANKARA<br> <br>TÜRKİYE ahalisinin Kürt açılımı nedeniyle içine düştüğü ve muhtemelen siyasi sonuçlarını yaşayacağımız travmayı -hatta nevroz bile diyebilirim- en iyi anlayacak kişilerden birisi olduğuma inanıyorum.

Güneydoğu ile çok genç yaşta fotoğraf merakım nedeniyle tanıştım.

Boyuma yakın teleobjektifi havan topu sanan jandarmayı gördüm.

Kızıltepe minibüsünde dil sorunu nedeniyle ücret ödeyemedim.

Ama tamamı Karl May romanlarındaki gibi çocukluk macerasıydı. Tabir yerindeyse duvara 1985’teki ilk sınır ötesi operasyonda çarptım.

Yeni evliydim, bölgede geçirdiğim 10-15 günden sonra halimden karım bile korktu. Çünkü, sadece bir saatlik uçuş mesafesinin yarattığı farka inanamadım. Bombalar, keleşler, kan ve gözyaşı dünyasını terk ettikten sadece bir saat sonra... İstanbul veya Ankara’nın parlak şehir ışıkları ve milyonların onca acıya bigâne yaşamı beni adeta delirtti.

Sonra... Modern zamanlarda ben de değiştim. İyi mi oldu bilmiyorum; ama kaşarlandım, derim sanki kabuk tuttu. Bölgeye sayısız ziyaretimde eskisi kadar etkilenmedim, belki de o sayede Türkiye Cumhuriyeti’nin zaaf ve gücünün aynı reflekste yattığını fark ettim:

Sorunu Güneydoğu’ya hapsetmek...

* * *

1986 yılında çizilen Olağanüstü Hal Bölgesi Haritası sanki Kürt meselesinin coğrafi değil ve fakat siyasi/askeri sınırlarını belirledi.

Oyuncular, yani Devlet ve PKK ile gözlemciler -ki medya ve sivil toplum- bölge sınırları içinde ve dışında farklı davrandı, konuştu, gerçekleri sakladı.

Masum değiliz, hiçbirimiz... Çünkü ikiyüzlü davrandık.

Ankara ile Diyarbakır arasında sıkıştık, İstanbul’a satıldık.

İşte bu yüzden yaşları bugün 20’yi geçkin genç kız ve erkekler...

Eğer ki birbirlerine kurşun sıkmamışsa sorundan bihaber büyüdü. Savaşanlarsa cepheyi sadece dağdan ibaret sandı, siyasetini yok saydı.

* * *

Tabii ki  geçen 25 yılda Türkiye çok kez Kürt sorunuyla yüzleşti, tartıştı.

Ama belki de ilk kez mesele bölge sınırını aştı. Türkiye’nin sorunu olarak ele alınıyor. Laz’ı, Abhaz’ı, Gürcü’sü, Oset’i de fikir yürütüyor. Diyalog PKK, asker ve korkak siyasilerden oluşan şeytan üçgeninde tıkanmıyor.

İyi ve güzel de... Hükümet elini çabuk tutmazsa ve tartışma bu hararetle devam ederse... Korkarım çatışma ortamı doğar.

Sivil darbe riski bu nedenle azımsanamaz.

Taklitten kaçının

YABANCI dili kıvıran Türk aydını kopyayı sever.

Ne zaman ki Kürt ve PKK sorunu açılır, gündeme hemen IRA ve ETA örnekleri getirilir.

İyi de PKK ile IRA ve ETA’nın tek ortak noktası merkezi otoriteye karşı silahlı isyandan ibarettir. İrlanda sorununun dini motifleri Türk örneğinde yoktur. Güneydoğu ile ETA’nın anayurdu Bask arasındaki refah farkı ortadadır. Kürt coğrafyası fakirlikten kırılırken Bask’ta milli gelir ülke ortalamasının birkaç katıdır. Yani teşbihte hata olmaz; bizim İspanya modelini örnek almamız için para içinde yüzen Kürtlerin yoksul Türkleri kovması gerekirdi.

Son olarak rakamlara bakarsak... IRA’nın en parlak zamanında 400 dolayında silahlı adamı vardı, ETA’nın da o kadar. PKK ise dağda 7 bin savaşçı besliyor. O yüzden PKK ile pazarlık olmaz.

PKK’nın tasfiyesi zorunludur. Kürt’ün ve Türk’ün hayrına tek yol budur. 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI