İlk kedi tartışmasını Namık Kemal başlatmış, sadrazama ‘kedi’ demişti

Günlerdir, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, kendisini ‘türban yumağına dolanmış kedi’ şeklinde çizen karikatürist Musa Kart’ı tazminata mahkûm ettirmesini tartışıyoruz.

Başbakan’ı hiddetlendiren bu sevimli yaratığın siyasi hiciv tarihimizdeki yeri oldukça eskiye, bundan 133 sene öncesine uzanır. Bizde kediyi hiciv vasıtası yapan ilk kişi, Namık Kemal’dir ve 1872’de ‘Diyojen’ isimli mizah dergisinde yayınladığı ‘Hırrenáme’ yani ‘Dişi Kedi Destánı’ başlıklı hicvinde zamanın sadrazamı Mahmud Nedim Paşa’yı açgözlü bir kediye benzeterek yerin dibine geçirir, sonra hızını alamaz ve Paşa’ya hitaben bir de ‘Köpek Mersiyesi’ yazar.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın, kendisini ‘türban yumağına dolanmış kedi’ şeklinde çizen karikatürist Musa Kart’ı tazminata mahkûm ettirmesi üzerine, karikatür konusu gündemin ilk sırasına yerleşti. Günlerdir, devlet adamlarının karikatüre tahammüllerinin sınırını tartışıyoruz.

Yakın geçmişimizi çabuk unuttuğumuz için, kedi kavramının bir zamanlar Türk mizahının çok kullanılan unsuru olduğunu, meselá Demokrat Parti’nin en güçlü senelerinde, Başbakan Adnan Menderes’in de kedi şeklinde çizildiğini artık pek hatırlamıyoruz. ‘Akbaba’ gibi o yılların mizah dergilerinde yeralan ve Menderes’i de vaktiyle çileden çıkartmış olan bu çizimler, şimdi arşivlerin tozlu raflarında duruyorlar.

Ama, ‘kedi’ kavramının varlığı siyasi hiciv tarihimizde çok daha eskiye, bundan 133 sene öncesine uzanır ve kediyi hiciv vasıtası olarak kullanan ilk kişi, Türk Edebiyatı’nın en meşhur isimlerinden olan Namık Kemal’dir.

İşte, bu sevimli yaratık vasıtasıyla devlet büyüklerini ilk defa çileden çıkarmamızın kısa öyküsü...

Yıl 1872’dir; tahtta Sultan Abdüláziz, sadaret yani başbakanlık makamında da padişahın dışında hiş kimsenin hoşlanmadığı Mahmud Nedim Paşa vardır.

Rus taraftarı politikalar izleyen ve hemen her kararını İstanbul’daki Rusya Sefiri General İgnatiyef’e danıştıktan sonra veren Nedim Paşa’ya ‘Nedimof’ adı takılmıştır. Paşa’ya sadece ‘Nedimof’ değil, yüz biçimi ve sakal şekli yüzünden ‘kedi’ de denmektedir ve Paşa’nın iktidarı halk arasında rüşvet, komisyon ve yolsuzluk demek olmuştur. Bütün bu hadiseler Abdüláziz’in de canına tak etmiş olacak ki, 31 Temmuz günü Nedim Paşa’yı azleder ve yerine Midhat Paşa’yı getirir.

Namık Kemal, o günlerde arkadaşlarıyla beraber ‘Diyojen’ adında haftalık bir mizah dergisi çıkartmaktadır. Paşa’nın azlinin verdiği ilhamla ‘Hırrenáme’ yani ‘Dişi Kedi Destánı’ isimli bir şiir kaleme alan Namık Kemal, şiiri Diyojen’in 133. sayısında yayınlar.

Mısraların hemen üzerinde ‘Meraklı bir Bey’in, sevgili pamuk kedisinin bir savaşta farelerin vücuduna açtığı yaralar yüzünden ölüp gözlerden kaybolması üzerine üzgün bir vaziyette söylediği mersiyedir’ denmekte ve Nedim Paşa şiirde açgözlü, doymak bilmeyen, yüzsüz ve saldırgan bir kediye benzetilmektedir. Hayatı zaten sürgünlerde geçmekte olan Namık Kemal, Paşa’yı yerden yere vurduğu bu şiirden sonra bir de ‘Köpek Destánı’ yazacak, Diyojen ise yayınladığı bazı karikatürler ve şiirler yüzünden kısa müddet sonra kapatılacaktır.

Kedi kavramının siyasi tarihimizdeki geçmişi işte böyle ve Namık Kemal’in ‘Hırrenáme’ yani ‘Dişi Kedi Destánı’nın tam metni de yandaki kutuda.

Namık Kemal’in sadrazama yazdığı ‘Dişi Kedi Destánı’

‘Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti / Yok idi ni’metinin ráhatının hiç adedi / Çeşmi şehlá, nigehi fárik iken nik ü bedi (Gözü şehlá bakışı iyiyi-kötüyü ayırdeder iken) / Sardı etrafını bin dürlü adular (düşmanlar) türedi / Kedimi gaflet ile fare-i idbár (talihsizlik faresi) yedi / Buna yandı yüreğim áh kedi, váh kedi

Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken / Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken / Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken / Sofrada her kedinin def’ini hazırlar iken / Kedimi gaflet ile fare-i idbár yedi / Buna yandı yüreğim áh kedi, váh kedi.

Keseyi kapsa dökerdi yere hep páreleri (paraları) / Ciğere işler idi tırnağının yáreleri (tırnağıyla açtığı yaralar) / Koşturur, oynar idi kukla gibi fareleri / Deliğe sokmaz idi bir gün o áváreleri / Kedimi gaflet ile fare-i idbár yedi / Buna yandı yüreğim áh kedi, váh kedi.

Ürperip tüyleri bir kerre deyince mırnav / Korkudan başlar idi lerzişe (titremeye) bakkalla manav / Saldırırdı ádeme (insana) bulmaz ise başka bir av / Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav / Kedimi gaflet ile fare-i idbár yedi / Buna yandı yüreğim áh kedi, váh kedi.

Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi / Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi / Yiyecek görse gözü, mırlaması bitmez idi / Kedimi gaflet ile fare-i idbár yedi / Buna yandı yüreğim áh kedi, váh kedi’

Kediye benzetilen Sadrazam Nedim Paşa başbakanlıktan yalınayak kaçmıştı

GÜRCÜ Mehmed Paşa’
nın oğlu olan Mahmud Nedim Paşa, 1818’de İstanbul’da doğdu. Uzun yıllar valilik yaptı ve yakın çevresine girmeyi başardığı Sultan Abdüláziz’in gönlünü ‘Devlet sizin şahsi malınızdır, canınızın istediği gibi idare edersiniz efendimiz’ gibisinden sözlerle okşayınca, 1871’de sadrazamlığa getirildi.

Rus yanlısı olduğu için halk arasındaki ismi ‘Nedimof’ idi ve rüşvetle yolsuzlukta eşinin ve benzerinin olmadığı söylenirdi. Hakkındaki dedikoduların artması üzerine bir sene sonra görevden alındı ve valilikle İstanbul’dan uzaklaştırıldı ama 1875’te yeniden sadrazam oldu.

Mahmud Nedim Paşa, bu ikinci sadrazamlığında Türk iktisat tarihinin en meşhur faiz operasyonuna imzasını atacaktı. Nakit sıkıntısını o zamanlarda da yüksek faizli iç borçlanmayla halletmeye çalışan hükümet tek kuruş bile ödeyemez hale gelince, Paşa 1876 Mayıs’ında bir kararnameyle faizleri aniden yarıya indirdi ve piyasalar birbirine girdi.

Kendisinde ve yakınlarında bulunan tahvilleri bir gece önce el altından sattıran Nedim Paşa faiz operasyonundan zarar görmemiş fakat o gün binlerce kişi bir anda iflás etmişti.

İstanbul esnafı ve öğrenciler kararın açıklanmasından sonra ‘Gebertelim Nedimof’u’ haykırışlarıyla zamanın başbakanlık binası olan Babıali’ye yürüdüler. Nedim Paşa kılık değiştirip yalınayak Sirkeci’ye indi, bir kayığa binip yalısına sığındı. Saraydan gelip ‘Padişahımız efendimiz sizi emrediyorlar’ diyenlere ‘Hastayım, pek şiddetli nezle oldum’ diye cevap gönderince azledildi ve önce Çeşme’ye, oradan da Sakız Adası’na sürüldü. Daha sonra affedilip yeniden İstanbul’a dönen Paşa, bir ara İçişleri Bakanı yapılacak ama hastalanınca görevden alınacak ve 14 Mayıs 1883’te ölecekti.

Fatih’in o şiiri öyle değildir Çetin Bey!

ÇETİN Altan,
bir ay içerisinde iki defa, Fatih Sultan Mehmed’in Hristiyan olduğunu ileri sürdü ve şair hükümdarın eseri olan bazı mısraları da iddiasına dayanak olarak gösterdi.

‘Avni’ mahlásıyla şiirler yazan Fatih’in Hristiyanlığının kanıtı, Çetin Bey’e göre ‘Bir Frengi káfir olduğun bilürdi Avniya / Belde zünnarini boynunda çelipayı gören’ mısralarıydı. Çetin Bey bu mısraları günümüz Türkçesi’ne ‘Avniya, bilirdi senin bir káfir Hristiyan olduğunu. Belinde keşiş kuşağını, boynunda haçını gören’ şeklinde naklediyor ve daha sonra ‘Böyle tarihsel ve çarpıcı bir belgeyi görmezlikten gelmenin yararı kime?’ diye soruyordu.

Sözü uzatmadan, kısaca söyleyeyim: Çetin Bey’in yazdığı mısraların imlásı da, günümüzün diliyle karşılıkları da, yorumu da yanlıştır! Sözkonusu mısralar Fatih’in ‘Bağlamaz Firdevs’e gönlünü Galata’yı gören / Servi anmaz anda ol serv-i diláráyı gören’ beytiyle yani ‘Galata’yı gören kişi gönlünü cennete bağlamaz, o gönül alan servi boylu güzeli görenler de bir daha servinin adını anmazlar’ diye başlayan meşhur gazelinin son beytidir.

Fatih gazelde kendisinden değil, Galata tarafında rastladığı bir Hristiyan gençten sözetmekte, sonraki mısralarda o genci bir hayli övmekte ve şiirini, doğru biçimi ‘Bir Frengi káfir olduğun bilirdi Avniyá / Bilek ü boynunda zünnár u çelipáyı gören’ olan beyitle bitirmektedir. Bu mısralar, ‘Ey Avni (kendisi, yani Fatih)! Belindeki papaz kuşağını ve boynundaki haçı görenler onun bir Frenk káfiri olduğunu bilirler’ anlamına gelir. Dolayısıyla şiirin Fatih’in Hristiyanlığı ile hiçbir alákası yoktur!

Üstte, bu şiirin Fatih Sultan Mehmed’in bugün İstanbul Millet Kütüphanesi’nde muhafaza edilen elyazması divanındaki orijinal metni yeralıyor. Bilenler hemen okuyabilir, hattá ‘Böyle tarihsel bir belgenin anlamını çarpıtmanın yararı kime?’ diye sorabilirler.
Yazarın Tüm Yazıları