"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

İlişkiler ve aldatmaya dair

Jacques Attali son kitabı “Le sens des choses”da diyor ki:

“Eskiden homoseksüellik hakkında konuşmak tabuydu; ama bugün homoseksüellik hakkında konuşabildiğimiz gibi, evlenmelerini de legal kabul ediyoruz. Aynı şekilde yakında, monogam ilişki diye bir şeyin hiçbir zaman olmadığını, insanın doğasına aykırı olduğunu ve gelecekte böyle bir dayatma kalmayacağını konuştuğumuz gibi kanıksayacağız. Ileride, ‘paralel ilişkiler’ dediğim, insanların sevgililerinin varlığını gizlemektense, tüm ilişkilerini alenen yaşayabildikleri gibi bunun için yargılanmadıkları hayat şekilleri ‘doğal’ algılanacaktır.” 

Oha mı dediniz?

Demeyin; çünkü bu çok yalın bir gerçek. Ha tabi siz mesela homoseksüelliğe hâlâ hastalık olarak bakan takımdansanız, daha çok katedecek yolunuz var demektir. Üzgünüm. Hiiiiç bana sinir yapıp tepinmeyin arkadaş. Zaten bir ileri iki geriyiz, bizden ileridekiler boşuna laga luga yapıp toplumlarının geleceğine dair kafa patlatmıyor. Biz o kadddar kendi kakamızla kavga etmeye dalmışız ki, ilerimize dair düşünecek halimiz yok. Bu toplum neydi ne oluyor, insan ilişkileri neydi nereye gidiyor filan bakamıyoruz.

Artı, aldatma/aldatılma bizde de gayet “sözde çaktırmadan” ve giderek daha sık ve çokça yaşandığına göre, belli ki yukarıdaki noktaya er ya da geç geleceğiz. Bu durumda bunlar üzerine acık düşünüp tartışsak hiç kötü olmaz, iyi olur. Ama cıssss! Vur bakim ağzına Yonca... Amman buraları kurcalama. Malum, “doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar!” pek makbul bir çifte standarttır sınırlarımızda!

Çoğu insan aldatıyor ve aldatılıyor olunca bunu hâlâ daha “aldatma” olarak anmak bir garip değil mi? Bu da yeni bir yaşam şekli filan oluyor sanırım. Eskiden bir Hülya Avşar’ın aldatılma hikayesi vardı magazinde, şimdi her gün her yerde herkes hakkında var aldatma haberi... Bu sizi hiç düşündürmüyor mu?

İnsanın doğasında hiçbir şey olmasa merak var merak... Yasak olana, öteki olana, farklı olana karşı merak var ve üstelik sıkılmak da insanlara mahsus. Bir de üzerine bir dolu cinsellik olmayan ilişki ekleyin; dert tasa, karısını annesi gibi görme, karısını anne olduktan sonra kadın gibi görememe, kocasını itici bulma, beğenememe, zevk alamama, alternatif arama ya da ne bileyim farklı insanlarla cinsel deneyim sevme, depresyon vesaire de binince üzerine... Demek ki bişeyler olur oldu ki insanlara, iki günün bir başı bir aldatmadır gidiyor. Birilerini, bir şeyleri eleştirirken bunu da düşünmek lazım. Ama tabii işin içine kendimizi de katarak eleştirmek lazım. Bir tek erkekler aldatmıyor ki, kadınlar da aldatıyor! Buna bilerek göz yuman erkek de var, kadın da. Üstelik bu durumun mutluluk verdiği durumlar da var hayatta. Biz yok sayıyoruz ama var. Insanlar boşanıyor ve başka ilişkiler kurup mutlu oluyor. Hatta boşanmadan başka ilişkilerle barınarak da mutlu olabiliyor. Inanın en kolayı çamur atmak, en zoru gerçeklerle yüzleşmek. En zor olanı kabul etmek, en kolayı yok saymak.

Biz bu olanları, yaşananları hep ayıpsadığımızdan, ayıplamanın da marifet olduğunu -ki bu da çamur atma kültüründen gelir- öğrendiğimizden bir türlü açık açık doğruları konuşamıyoruz. Ayol baksanıza; daha millete “bakirelik önemli değildir” diye anlatacağımıza, bekaret zarını diktirmeyi salık vermeyi marifet sanıp tasvip ediyoruz hâlâ! Diyoruz ki; gelişeceğine, doğru söyleyeceğine yalancı ol! E hani ikiyüzlü olmak kötüydü????

O yüzden korkarım, bir süre daha, bir yerlerde basılana kadar galiba, bazıları şakacıktan “sadık” numarasını oynamaya devam edecek. Gerçekler bir gün burnumuzun dibine gelip dayanana, yeterince fazla aldatma olayı su üstüne çıkıp konu banal olana, ve “ne var bu kadar yaygara yapmaya, hayat ve insan doğası böyle” diyen “zırrr deli” birileri çıkana kadar sürecek bu saçmalık.

Aldatmalar çok olacak, biz kendimizi aldattıkça.

Yonca
“kulakları küpeli”

Evcilik oyunu

İnsanların evlenince tapu ile mal sahibi olur gibi birbirlerine sahip olamadıklarını anladığımız güne kadar, daha çok üzüleceğiz. Ve dahası, bakın “korkarım” filan demiyorum, evlilik müessesesi bir gün mazide kalacak. Beraber olmak istedikleri sürece beraber olan insanlar çoğalacak. Benim böyle evli olmayan ama çocuklu arkadaşlarım var yurtdışında. Çok mutlular.

Bu durumda çocuklar da “anam babam ayrı” travması değil, “anam babam böyle daha mutlu” hissi yaşayacak belki. (Boşanma ve çocuklara dair iki çift lafım da var. Yazacağım mutlaka.) Ilişkilere, insanlara kötü sıfat takılmayacak; aşk, saygı, dürüstlük, haz, mutluluk ve tatmin esas olacak. O zaman dürüstlük ve saygı gerçek anlamını bulacak. Ilişkilerden “politika” çıkınca, belki daha huzurlu ve sakin, yumuşacık insanlar olacağız ne belli? Korkusuz ve baskısızca sevip hayattan zevk alacağız, gerçekten zevk alacağız belki! Ve hatta, evde kalma paniği ile acelece evlenen ya da evlilikten ve ilişkilerden sırf bu dayatmalar ve korkular yüzünden nefret edip paranoya yaptığı için güzel şeyler yaşamayı ıskalayan, erteleyen, mutsuz ve yalnız insanlar olmayacak aramızda...

İnsanlar hafiflemiş olacak bu ağır yükler kalkınca, aşkı yaşayacaklar rahatça...

Sıkı durun... Yakında.

Yonca
“bodoslama”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI