İlhan Selçuk’a mektup

SEVGİLİ İlhan Abi...

İzin verirseniz, selam-kelam faslına girmeden meseleye dalacağım:

Sizin gazetede yazan Deniz Som adlı bir yazar var.

Bu yazar şunu yapmıştır:

"Ahmet Hakan şöyle dedi" diye yazıp, ardından da Ahmet Hakan’a ait olmayan cümleleri sıralamıştır. Hem de tırnak içine alarak.

Sevgili İlhan Abi...

Benim yaşımı kat be kat aşan bir yazı hayatınız var...

Bu yüzden "Bir yazarın yazmadığı cümlelerin yazılmış gibi yansıtılması"nın ne denli bir haysiyetsizlik olduğunu benden çok daha iyi bilirsiniz.

Madem ki dünya görüşlerimiz, yaşam tarzlarımız ne denli farklı olsa da hepimizin ortak noktası haysiyettir.

O halde lütfen şu Deniz Som adlı yazarınızın kulağını bir çekiverin.

Çekiverin de bir daha bu tür ahlak dışı numaralar çevirmesin.

***

Sevgili İlhan Abi...

Hazır kulak çekme işine girişmişken, bir zahmet, o yazara şu soruyu da sorun:

"Deniz oğlum... Duyduğuma göre sen Avrupa Birliği’nin yerel yönetimler için ayrılan fonlarından yemleniyormuşsun... İşin içinde Kadıköy Belediyesi filan varmış. Doğru mu oğlum bu iddialar?.."

Eğer, "Evet İlhan Abi... Var öyle bir durum" derse o zaman kendisine şunu söyler misiniz:

"Oğlum Deniz Som... Hem yazılarında Avrupa Birliği’ne posta koyuyorsun, hem de Avrupa Birliği’nin tatlı fonlarından yemleniyorsun... Yahu bu ne iş?..." Hadi İlhan Abi...

Görelim bakalım "bizimki"nin yüzü kızaracak mı?

Doğan Bey’in kulakları çınlasın

GEÇEN perşembe CNN Türk’te "Tarafsız Bölge"de Doğan Hızlan konuğum olmuştu...

Edebiyattan, kuşaklardan, sanattan konuştuk.

Doğan Bey, program sırasında, sanata duyduğu ilgiyi açıklarken şöyle bir şey söyledi:

"Çimenlere bakmaktansa ressamın çimen tablosuna bakmayı tercih ederim." Hakiki hayat sahnelerine dalıp gitmektense o hayattan yola çıkarak kurgulanmış tasvirlerin peşinde koşmak!

Doğan Hızlan’ın ne demek istediğini, şair İsmet Özel’in "Gerçek Hayat" dergisindeki röportajında yer alan şu bölümü okuduğum zaman tam olarak anladım:

"İlkokulu bitirinceye kadar deniz görmemiştim. İlkokulu bitirdiğim zaman, annem, babam, Şükrü ağabeyim ve ben, memleketimiz olan Söke’ye gitmek üzere Ankara-Bursa üzerinden İzmir’e vardık. 1955 yazı... Ve ilk defa İzmir’de Eşref Paşa’dan denizi gördüm. Denizin sahicisini görmek bambaşka, daha tesirli olmalıydı. Olmadı. Mesela Nil Nehri’ni gördüğüm zaman da ’Görmez olaydım, Bu mudur yani?’ dedim. Zihnimdeki resim, her zaman, gerçektekinden daha parlak idi."

Upuzun tatil için küçük bir rehber

KEYİFLİ SÜRÜŞ: İstanbul’un en güzel yerleri, merkezi güçlerin sıcak yörelere akın etmesi nedeniyle boşalmıştır. Dolayısıyla merkez-kaç güçler, arabayla dolaşarak kentin merkezinin tadını çıkarabilir. Şöyle Beşiktaş’tan tutturup Emirgan’a uzanan bir Boğaz seferi için ne dersiniz?

İKİ FİLM BİRDEN: Madem ki sinemalar ’sömestr filmleri’ne teslim olmuş durumda... O halde doğru DVD’ciye... Gerilimden hoşlananlar için mönü şudur: "Seven" ile "Testere 1" alınır. Önce "Seven" ile havaya girilir, ardından "Testere 1" ile gerilimde zirve yapılır.

BİR ANI KİTABI: Orhan Birgit’in "Evvel Zaman İçinde" adlı kitabı, "Yaşamadığımız yılları yaşamış gibi olmak" şeklinde bulunmaz bir fırsat sunuyor bize... Birgit’in dingin, akıcı, titiz üslubuna kendinizi bırakıp, "Vay be! Eskiden amma da fakirlik varmış" demeye ne dersiniz?

YÜRÜMEK: Hava soğuk ve yağmurlu... Önce uzun bir yürüyüş yapıp alabildiğine üşüyün ve ıslanın... Ardından da sıcak eve kendinizi atıp ortaya çıkan lüksün keyfini çıkarın...

EROL EVGİN ŞARKILARI: Erol Evgin’in eski şarkılarını topladığı albümü dinleyenler, tabii ki sadece eski şarkıları dinlemekle kalmayacaklar. "Sevdan olmasa" adlı şarkı, onları alıp 1976 kışına götürecek. "Ah bu hayat çekilmez", 1978 yazına... Vokalini Sezen Aksu’nun yaptığı o çocuksu "Etme eyleme canım" adlı şarkı ise 1979 ilkbaharına... Yani demem o ki, 1976-80 arasında çocukluklarını yaşayanlar için kurabiye tadında bir nostalji fırsatıdır bu şarkılar.
Yazarın Tüm Yazıları