Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlginç atamalar!

<B>BİR </B>süre önce bir yere davetliydim. Yanıma birileri geldi, kendilerini tanıttılar. Ankara adliyesinden bazı hákim ve savcılar...

‘‘Emin Bey önümüzdeki günlerde bir atama yapılacak. Lütfen bunu şimdiden yazın...’’

Sordum:

‘‘Ne ataması?’’

‘‘Şimdi Ankara'da 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı boş. Buraya İbrahim Kozan atanacak.’’

‘‘Kimdir o?’’

‘‘Ankara'da Asliye Ceza hákimi... Recep Tayyip Erdoğan'ı malvarlığı davasından beraat ettiren arkadaş. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na atanmak en büyük terfidir, ödüldür. Onu atayacaklar...’’

‘‘İyi de böyle bir şeyi ben nasıl yazarım? Ya atanmazsa?’’

‘‘Emin Bey iş bitirildi. Kararname yakında sevk edilecek.’’

***

Hákim ve savcılara böyle bir şeyi şimdiden yazmanın mümkün olmadığını, eğer ismi geçen kişi atanmazsa gazeteci olarak zor durumda kalacağımı söyledim ve yazmadım. Sonra birkaç yerde daha bu atamanın yapılmak üzere olduğunu duydum.

Haber dün patladı. Recep Tayyip Erdoğan'ı beraat ettiren hákim gerçekten de bu göreve -terfi ettirilerek- atanmıştı. Adalet Bakanlığı kararnameye onun ismini yazmış, Yüksek Hákimler ve Savcılar Kurulu bu atamaya onay vermişti.

İbrahim Kozan kuşkusuz iyi bir hákimdir. Sicili yeterlidir. Ancak bu atama akla ister istemez kuşkular ve sorular getirmektedir.

Yargıya siyaset bulaşıyor. Belli kararları veren hákim ve savcılar terfi mi ettiriliyor? İktidara yakın durmayanların, ters karar verenlerin durumu ne oluyor?

Burada defalarca yazdım:

Siyasetin eli, yargının taaa göbeğinde. Hákim ve savcılarla ilgili tüm atama, terfi, ceza ve diğer kararnameleri Adalet Bakanlığı hazırlıyor. İsimleri Bakanlık belirliyor. Kararname Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından onaylanıyor.

Bu Kurul 7 kişiden oluşuyor. Başkan Adalet Bakanı! Onun emrindeki Müsteşar ise Kurul üyesi. Bu ikili aynı doğrultuda oy kullanıyor. 2 üyeyi daha yanlarına aldıklarında 4 oya ulaşıp istedikleri her kararı çıkarmayı başarıyor. Her iktidar döneminde böyle.

Yargının güya ‘‘bağımsızlığı’’ Türkiye'de işte bu!

Türkiye'de yargıya güven duygusu giderek yok oluyor. Yargı, ağır iş yükü altında bunalmış durumda. Para yok! Pek çok yanlış, tutarsız, haksız kararlar veriliyor.

Kararlar gecikiyor. Geciken adalet, adalet olmaktan çıkıyor.

Bu sorunların üzerine hiçbir iktidar gitmiyor çünkü bu durum hepsinin işine geliyor. İnsanlar kendi haklarını mafya veya başka yöntemlerle aramaya başlıyor. Dedikodular, söylentiler, iddialar ayyuka çıkıyor.

***

İşte bu ortamda uyanık sahtekárlar türüyor. Adliyelerde yüzlerce davası olan bir belediye başkanı ile avukatını tanıyorum. Bu sahtekár avukat Kurul üyelerine ve adliyelerdeki tüm hákim ve savcılara yanaşmaya yeltendi. Yemekler düzenledi, bazılarının odalarına girip ‘‘Bakan bizim adamımız. Kurul'da ayrıca adamlarım var. Bizden yana karar ver, seni Yargıtay üyesi seçtireceğim’’ diye sözler söyledi.

Bazı odalardan kovulduysa da, inanılmaz yüzsüzlük ve pişkinlikle işlevini halen sürdürüyor...

Ve ne acıdır ki, bu çabalarında önemli ölçüde başarılı oldu!

Nice düzgün ve onurlu insanlar arasında yargıyı işte bu gibiler yıpratıyor.

Yargıtay Başkanı ‘‘vicdan-cüzdan’’ ikilemini gündeme boşuna getirmiyor.

Hukukçu değilseniz çevrenize sorun. Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyelerine, adli ve idari yargıdaki hákim ve savcılara, hatta kalemde çalışanlara sorun. Birinden bile ‘‘işler iyi gidiyor’’ yanıtı almanız mümkün olmayacak. Hepsi yakınacak.

Ama en acısı, yargının içinde siyasetin, iktidarların eli! Hoşuna giden karar verenleri terfi ettir, ötekileri bir köşede unut!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI