"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

İlahi genel yayın yönetmeni

UFUK Güldemir, ölümünden sonra "My Way" şarkısının çalınmasını istemişti.<br><br>Siz de kendi kendinize sordunuz mu?

Bir gün kader tecelli ettiği zaman arkanızdan hangi parçanın çalınmasını isterdiniz?

Biz geçenlerde yazı işleri masasında uzun uzun bunu tartıştık.

Ben kendi şarkımı seçtim:

John Lennon’un "Imagine" şarkısı.

Çocukluğumdan beri hep hayal kurdum.

Hálá da kurmaya devam ediyorum.

Arkamdan, içinden sürüyle "hayaller", "hayalperestler" geçen bir şarkının çalınmasını isterdim.

* * *

Son günlerde, "Instant Karma" isimli bir CD’yi dinliyorum.

Aralarında U 2, REM, Lenny Kravitz, Aeorosmith, Green Day gibi şarkıcı ve grupların yer aldığı bazı sanatçılar John Lennon için bir tribute yapmışlar.

Hazırlanan CD’nin gelirleri de Darfur dramının kurbanları için harcanmak üzere Uluslararası Af Örgütü’ne verilecek.

Bu CD’de iki sanatçı "Imagine"ı söylüyor; biri Avril Lavigne, öteki Jack Johnson.

Ben ikincisini sevdim.

REM’in "9 Dream" şarkısı da çok iyi.

Ama bütün şarkılar, beni ben yapan bütün duygularıma götürdü.

Ben Harper’ın "Beautiful Boy"u ise tam bugünüme denk düştü.

Genç bir ölümün daha arkasından, ona yakılabilecek en güzel ağıt gibi duygusal anlar repertuvarıma girdi.

* * *

Gazetecilik tecrübem bana hep şunu söyler:

Bazı haberler, kendiliğinden gelip manşete oturur.

Onları manşet yapan güç ve duygu nedir?

Bu soruya her zaman mantıki cevaplar bulamazsınız.

Sanki ilahi bir güç emreder ve onlar da manşet olur.

Emin olun öyle günlerin genel yayın yönetmeni, işte o ilahi güçtür.

Bazılarının adını, belki de ilk defa o haberde duyarız.

Ya da duymuşuzdur da o güne kadar hayatımızda pek fazla bir şey ifade etmemiştir.

Onları, hayatımızdan çekildiği anda bıraktığı boşluktan fark ederiz.

Tıpkı duvardaki bir diğer tuğlanın boşluğu gibi.

Barış’ın hikáyesi de biraz böyle.

* * *

Gecen cuma gecesi Ankara’da uyumaya hazırlanıyordum.

Telefonum çaldı.

Arayan, Ankara yıllarımdan arkadaşım Sunar’dı.

"Çok feci bir kaza oldu. Çok iyi bir arkadaşım komada" dedi.

Barış Akarsu’yu iyi tanıyormuş.

Star TV’deki dizisinden söz etti.

Hemen yazı işlerini aradım.

Arkadaşlar, kaza haberini sürmanşete koydular.

Ertesi gün sadece Hürriyet, bu haberi gazetenin üstünden duyurmuştu.

Ama daha o sabahtan itibaren, bu habere müthiş bir ilgi akımı başladı.

Tıpkı Uzay Heparı’nın başına gelen kazada olduğu gibi.

Havada dolaşan duygu parçacıkları birleşti ve sonunda hepinizin kalbini Bodrum’da hastaneye bağlayan bir "sitcom" başladı.

Belki de hayatımızın en dramatik "reality show"larından birini izledik.

* * *

Ya beni bu genç çocuğa bağlayan şey neydi?

Acaba o uzun saçlı güzel çocukta, biraz kendi gençliğimi mi gördüm?

Yıllardan beri hep aynı şeyi yazarım.

Genç ölümler her zaman daha romantik, daha etkileyicidir.

Genç ölümler, sırayı ve ezberi bozan ölümlerdir.

Onlar, Gılgamış’ın ölümsüzlük iksirini bulan insanlardır.

Çünkü, sonsuza kadar genç kalmaya mahkûmdurlar.

Hayatın en güçlü çelişkilerinden biri de budur.

Genç ölüm, büyük şanssızlıktır.

Yaşanacak daha nice güzel günler ıskalanır.

Ama genç ölüm aynı zamanda şanstır.

Ebedi gençliğin keşfidir.

"Beautiful boy" payesine erişmektir...

X