"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

İlahi Cemil Bey

<B>SAYIN Cemil Çiçek...<br><br></B>İlk <B>‘işaret fişeği’</B>ni siz çaktınız.

Meclis kürsüsünden, ‘Hainler! Bizi arkamızdan hançerliyorlar!’ diye gürleyerek ‘Ermeni Konferansı’na katılacakları hedef gösterdiniz.

Öyle bir gürlediniz ki şu soruyu sormadan edemedik:

‘Kürsüde konuşan bu kişi, hedefi AB olan bir hükümetin ‘Sözcüsü’ ve ‘Adalet Bakanı’ mı? Yoksa ‘Yeniden Milli Mücadele’ örgütünün ateşli militanı mı?’

O kadar şaşkındık ki, ‘Adalet Bakanı hedef gösterir mi?’ filan diye sormayı bile akıl edemedik.

Sadece yaptığınız o çıkışın ardından konferansın ertelenmesini sessiz sedasız izlemek zorunda kaldık.

Ve gün geldi, hedef gösterdiğiniz bilim adamları, bilimin namusunu kurtarmak adına yeniden harekete geçtiler.

Ama bu kez bir ‘İdare Mahkemesi’ sizden rol çaldı ve konferansı iptal etti...

Gözüm hemen size çevrildi...

Baktım, öfkenizden eser kalmamış...

‘Hamamın namusu’ uğruna eleştirel tutumunuzu bir parça sürdürüyordunuz; ama ağzınızdan ‘Hainler’, ‘Arkadan hançerliyorlar’ filan gibi laflar çıkmıyordu.

Yani gürlemiyordunuz...

Ne gürlemesi!

Hatta...

Mahkeme kararına hukuki bir yorum getirip, ‘Konferans Bilgi Üniversitesi’nde yapılabilir’ diyerek, ‘Hainler’ diye suçladığınız kişilere yol göstericilik bile yapıyordunuz.

Tabii ki olacağı buydu...

‘Yeniden Milli Mücadele’ fantezileriyle ‘AB’yi hedef olarak seçmiş hükümetin sözcüsü’ olmanın getirdiği sorumluluğu birbirine karıştırırsanız, işte böyle açığa düşüverirsiniz.

Başbakan, tavrını net bir şekilde ortaya koyunca işte böyle ‘Hainler için yol göstericilik görevi’ni üstleniverirseniz.

Neyse...

En iyisi ‘İlahi Cemil Bey’ demek, başka da bir şey dememek...


Tuğçe’nin seçimi


BUGÜN Türkiye’de kendisini ‘Müslüman’ olarak tanımlayanların büyük çoğunluğunun ‘bilinçli bir seçim’ yaptıklarından söz edebilir miyiz?

Tabii ki edemeyiz.

Olan biten şudur:

Müslüman bir çevrede doğuyoruz...

Doğduğumuzda kulağımıza ezan okunuyor...

Çocukluğumuzdan itibaren bize ‘Müslüman’ olduğumuz söyleniyor...

Sonra aklımız ermeye başladığında herhangi bir sorgulamaya gerek duymadan kendimizi ‘Müslüman’ olarak görmeye devam ediyoruz.

Bu serüvene baktığımızda bir bilinç yolculuğu ya da bir arayış hikáyesinden ziyade ‘Uydum kalabalığa’ havası görürüz.

Oysa dinler, ‘bilinçli bir seçim’ talep ederler...

Manken Tuğçe Kazaz’ın, ‘Ben İslam’ı bıraktım, Ortodoks Hıristiyan oldum’ açıklaması işte bu açıdan anlamlı.

Çünkü Tuğçe Kazaz’la ilgili eldeki delillere baktığımızda şunları görüyoruz:

O da birçoğumuz gibi ‘bilinçli bir din tercihi’ yaparak Müslümanlığı seçmemiş, ana-babasından gördüğüne uymuştur.

Hıristiyanlığı da büyük bir arayış ve sorgulama sonucunda seçmemiş, ‘müstakbel eşi’nin etkisi altında kalarak tercih etmiştir.

Bu durumda...

Diyelim ki Tuğçe, yeni eşiyle anlaşamadı ve karşısına şöyle ‘yakışıklı ve havalı bir Budist’ çıktı...

Tuğçe’nin Budizm’e kaymayacağının garantisi yoktur.

Yani...

Ortada dinleri ontolojik açıdan sorgulayan bir bireyin, çileli ve acılarla dolu bir yolculuğu yoktur.

Ben bu nedenle olaya ‘bir gönül macerası’ denmesini teklif ediyorum.1
X