Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İktisadın cilvesi

Ege CANSEN

Yaklaşık on gün önce, Cenevre'de bir otel odasında, televizyonun karşısına oturmuş seyrediyordum. Ekranda, düne kadar ‘‘Asya Kaplanları’’ diye kendilerinden saygı ve hayranlıkla bahsedilen Pasifik ülkelerinin başbakanları. Mekân Londra. Muhatapları, bildiğimiz Avrupa devletlerinin başbakanları. Konu, Pasifik ülkelerindeki iktisadi krizin çözümüne Avrupa'nın nasıl yardımcı olabileceği.

Kaplanların başbakanları, süngüleri düşmüş askerler gibi sıram sıram duruyor. El sıkışmalar, saygıyla belden kırma selamlamalar... Derin bir düşünceye dalıyorum. Ne oldu, nasıl oldu da şu köhne (!) Avrupa ülkelerinin devlet adamları, yine Asya liderlerine ders verir hale geldi?

İsterseniz önce vardığım sonucu açıklayayım: ‘‘Çünkü, Asya ülkeleri oyunu kuralına göre oynamadılar.’’ Şimdi ayrıntılara geçebiliriz:

1. Pasifik'in kaplanları, gerçekten son 30 yılda inanılmaz iktisadi başarı sağladılar. Bugün, iktisadi kriz içine girmiş olmaları bu gerçeği değiştirmez.

2. Pasifik ülkelerinin, fikir Kabe'si Japonya'dır. Bu yöredeki ülkeler, esas olarak Japonya'yı referans almıştır. Japonya'nın iktisadi kalkınma stratejisi ise kısaca ‘‘Japonya A.Ş.’’ diye özetlenen ‘‘ulusal iktisadi bütünlük’’ politikasıdır.

3. ‘‘Japan Inc.’’ Yani, Japonya A.Ş., veya aynı mantıkla mesela ‘‘Türkiye A.Ş.’’ model yaratmak, bir ülke ekonomisinin, sanki tek bir şirket gibi yönetilmesi demektir. Bu durumda, şirketler arası ilişkiler, şirket içi ilişkiler gibi ele alınmaktadır. Bu modelin, hataya en fazla açık kesiti, ‘‘banka-şirket’’ ilişkileridir.

4. Şirketler arası ilişkiler, şirket içi ilişkiler haline gelince, şirketler arasında cereyan eden alışverişlerde kullanılan fiyatlar, ‘‘piyasa fiyatları’’ olmaktan çıkmaktadır. Adeta, sosyalist ekonomilerde bir tarihlerde kullanılan ‘‘muhasebe fiyatları’’ veya ‘‘gölge fiyatlar’’ denilen cinsten transfer fiyatları oluşmaktadır.

5. Bunun sonucunda, iktisadi kârlılığı olmayan firmalar tasfiye edilmemekte, aksine ‘‘bütüne zarar gelir’’ ve özellikle ‘‘istihdam daralır’’ kaygısıyla, batık firmalar yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bu mekanizmanın işleyişi ‘‘banka sistemi’’ sayesinde olmaktadır. Denetimi ise bir bakanlık, mesela Japonya'da MITI (Dış Ticaret ve Endüstri Bakanlığı) üstlenmektedir.

6. Ülke A.Ş. modelinin gerekçesi, iktisadi kalkınmanın ancak ‘‘ihracat artış’’ ile sağlanabileceğine olan inançtır. Bu ilke, 1950'lerde Türkiye'de uygulanmaya başlanan ‘‘ithal ikamesiyle sanayileşme’’ stratejisinden bir hayli farklıdır.

7. Ülke A.Ş. modelinde bankalara, zora düşen şirketleri yaşatma ve rehabilite ederek ekonomiye tekrar kazandırma görevi verilmektedir. Bu sebeple bankalar, bu ülkelerde sanayi şirketlerine hem ortak olmakta hem de yönetime karışmaktadır. Pek tabii bankaların, iktisadi kârlılığı olmayan firmaların hepsini adam etmesi ihtimali yok. Bu sebeple bankaların adeta birer ‘‘batık alacaklar mezarlığı’’ haline gelmesi muhtemeldi. Nitekim bu olmuştur.

8. Yine bu ülkelerde görülen ortak hastalık, gayrimenkul fiyatlarında ortaya çıkan anormal yükselişlerdir. Hızlı şehirleşme yanında, bunun diğer bir sebebi de, kolay kredi alan işletmelerde ‘‘iktisadi kârlılık’’ fikrinin zayıflaması, onun yerine ‘‘spekülatif kârlılık’’ anlayışının geçmesidir. Bankaların gayrimenkul ipoteği karşılığında verdikleri krediler de, emlak fiyatları düşünce, batık hale gelmiştir. (Devam edecek)

SON SÖZ: Kırık kol yen içinde kalırsa, tedavi edilemez.













X