"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

İktidar nereye?

Bülent Arınç’ın “Birilerinin bizi uyarması, silkelemesi lazım” sözünü çok önemli buluyorum.

Arınç, AK Parti hareketinin üç öncüsünden biridir. Erbakan’a mutlak itaatle bağlı gençlerin “İşte ordu, işte kumandan” diye yeri göğü inlettiği 14 Mayıs 2000 kongresinde kürsüye gelip parti içi demokrasiyi ve özgür bireyi savunarak hareketin önünü açmıştı.
Arınç “uyarılma, silkeleme” işini kimden bekliyor bilmiyorum. Ben bunu harkesten önce partide Arınç’ın yapması gerektiğini düşünüyorum.
Tarihten bir anekdotla anlatmak istiyorum konuyu.

MENDERES VE BAŞGİL

1960 yılının nisan ayı, merhum Menderes’e karşı darbeyle sonuçlanacak gösteriler İstanbul’da başlamış, Ankara’ya yayılmıştır.
Menderes, danışmalarda bulunmak üzere anayasa profesörü Ali Fuat Başgil’i Ankara’ya davet etmiştir. Merhum Başgil dünya görüşü itibariyle “muhafazakâr liberal”dir. CHP egemenliğindeki üniversite camiasında DP’ye sempatiyle bakan birkaç bilimadamından biridir.
29 Nisan 1960, cuma akşamı, Çankaya köşkü; Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Zorlu, Başgil’i dinliyorlar. O sıralarda anayasaya aykırılığı iddia edilen bir “Yetki Kanunu” meselesi vardır; muhalefet ayağa kalkmıştır. Başgil Komisyon’u anayasaya uygun, verilen yetkileri aykırı bulur, ayrı bir konu.

SERT TEDBİRLER

Menderes “Sayın Hocam” diyerek, Bayar “Sayın Profesör” diyerek Başgil’e tavsiyesini soruyorlar. Başgil uzun konuşmasında “Yetki Kanunu’nu Meclis’e geri gönderin, muhalefetle konuşun, seçim hükümeti kurun” gibi tavsiyelerde bulunuyor; aynen diyor ki:
“Bilhassa gençliğe karşı çok sert tedbirlere başvurmamalısınız...”
Menderes bunların hepsine hazır olduğunu söylüyor fakat Bayar müdahale ediyor:
“Ben hiçbir şekilde bu görüşe katılmıyorum. Bilakis son derece sert davranmak ve tahrikçileri ibret örneği olmak üzere cezalandırmak lazımdır!...”
Başgil, kitabında, büyük bir üzüntüyle Bayar’ın görüşünün ağır bastığını, bunun CHP’ye ve darbecilere yaradığını anlatır. Ayrıntılarını merhum Başgil’in “27 Mayıs İhtilali ve Sebepleri” adlı kitabında okuyabilirsiniz.

BUGÜNKÜ DURUM

Bugün bırakın darbeyi, askerin herhangi bir müdahalesinden bahsetmek ancak deli olmakla mümkündür. Böyle bir şey, ebediyyen tarih olmuştur ve bu sivilleşmede AKP’nin hizmeti büyüktür.
Bugün sokaklarda iktidara karşı “ayaklanma” yoktur, erken seçime bile gerek yoktur; “Türk Baharı” lafı zırvadır. Bugün sokaklarda olanlar, “ayaklanma” değil, “protesto”dur.
Korkulan da müdahale değildir! Sokaklardaki gerilimin tırmanması ve ülkenin, Allah korusun, “yönetilemezlik” vehametine sürüklenmesi ihtimalidir. Ekonomiye olumsuz etkileri de görülüyor zaten.

İKİ SEÇENEK

İktidarın önünde iki seçenek var: Mitingler düzenleyip öfkeli konuşmalarla muhalif kitlelerdeki tepkiyi daha da körüklemek, aynı zamanda AK Parti tabanındaki karşıt duyguları bilemek!...
Yahut, sakin konuşmalarla, diyalog kurarak, gerektiğinde geri adım atma erdemini sergileyerek gerilimi düşürmek... Vandalları ve illegal örgütçüleri kitlelerden tecrit etmenin yolu budur.
Anekdotumuza dönersek; Menderes’in ve demokrasinin hakiki dostları kimmiş? Ali Fuat Başgil ve DP içindeki Sıtkı Yırcalı, Rıfkı Salim Burçak gibi “yumuşama”yı savunanlar mı?... Yoksa mesela Bahadır Dülger gibi muhalefete karşı İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasını isteyen “şahin”ler mi?!
Bugün de Erdoğan’ın ve demokrasinin hakiki dostları, öfkeli konuşmalarına alkış tutanlar değil, onu böyle olaylarda Batılı liderler nasıl davranmışsa öyle davranmaya, itidale ve uzlaşmaya davet edenlerdir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI