Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İktidar farklı olsaydı, yine hukuksuz olacak mıydı?

<B>YSK </B>kararını açıkladı. Seçim sonuçları iptal edilmedi. Haliyle yeni seçim de yok.

Şimdi bu kararın hukuki olmadığını söyleyenler var.

Bu iddiayı ortaya atanlar, genelde Türkiye'nin sorunlarını sırtını dayadığı kurum ya da kişilerin gözüyle görüp yazılarını onların ‘‘arzuları’’ doğrultusunda yazanlar.

Aslında onların meselesi hukuk değil.

YSK'nın kararı sonrasında seçime girip kazanma ihtimali olan parti DEHAP olsaydı ya da iktidarı bırakıp seçime gitmesi gerekecek olan parti kendi meşreplerine uygun olsaydı ‘‘hukuk’’ lafını ağızlarının kenarına bile almazlardı.

Onların derdi gerçekten hukuk değil.

Çünkü onların derdi Türkiye değil. Kendi güçleri, kendi egemenlik hakları.

Onlara göre seçimin aradan 1 yıl geçtikten sonra alınmış bir kararla yasadışı sayılması ‘‘hukuki’’, bu hayli ‘‘acayip’’ duruma ‘‘Bırakın bu işleri de önümüze bakalım’’ demek ‘‘gayri hukuki’’.

Bence YSK'nın kararı ile Yargıtay'ın kararı ‘‘eşit’’ derecede hukukidir.

Bir yıl önce yapılmış seçimlerin hukuksuzluğunu bir yıl sonra öne sürmekle, ‘‘Geçti Bor'un pazarı’’ türküsünü söylemek arasında fark yoktur.

Zaten hukuk her halükárda ülkenin önünü açmak için var olmalıdır.

Hiçbir kaygı gütmeden maaşını önünde bulanların mastürbasyonu için değil.

Kuyuya taş atacakların önünde 6 ay var


BİR süredir Türkiye'deki yatırım ortamını anlatmak için yurtdışında temaslarda bulunan bir arkadaşımla konuşuyorum.

Keyfi çok yerinde değil.

‘‘İşler iyi gidiyor. Anlatacak çok şeyin olmalı. Ama keyfin yok’’ diyorum.

Dertli...

‘‘Türkiye'ye 300 milyar dolar aktarma gücüne sahip bir grupla toplantıdayken, karşımdaki adama bir not iletiliyor. Notta Türkiye'de seçimlerin yeniden yapılacağı ve parlamentonun düşmesi yolunda bir yargı kararı alındığı yazıyormuş. Adam hemen bu durumu soruyor. Bu durumda nasıl mutlu olursun bana bir anlatsana’’ diye yanıtlıyor beni.

Gerçekten durum bu.

Türkiye uzun zamandan beri yabancı yatırımcılar için sağlıklı bir ortam sunamıyordu. Enflasyon, siyasi belirsizlik, bürokrasi ve hukuksuzluk, yabancı yatırımcıyı caydırıcı etkenlerdi.

Bugün bunlarda önemli aşamalar kaydedildi. Enflasyon düşüyor, siyasi belirsizlik neredeyse ortadan kalktı, yabancı yatırımcılar için kolaylaştırıcı tedbirler alındı, hukuksuzluk ise ne yazık ki hálá sürüyor. Buna rağmen yine de yatırım ortamı oluşuyor.

Ancak para korkak ve tedirgin. Türkiye'yi bir süre test etmek istiyor.

Türkiye tam bu test süresinin sonları yaklaşırken bir hata bulup yapıyor ve süreç yeniden sıfırlanıyor.

Yaklaşık 6-7 aylık bir ‘‘stabil’’ dönemin ardından kuyuya ‘‘seçim taşı’’ atıldı ve yabancı yeniden düşünmeye başladı. 5-6 ay sonra yeniden yatırım ortamı oluşmaya başlar. Türkiye'yi rahatsız etmek isteyenlerin düşünmek için bu kadar zamanı var demektir.

6 ay sonra kuyuya atacakları taşı şimdiden aramaya başlasınlar.

Bu kadarı olur mu?


BAZI şeyler var ki, bu ülkeye has. Başka yerde göremezsiniz.

Mesela bir ülkeyi sadece bir banka aracılığıyla 7 katrilyon lira soyup sonra da Türkiye'yi kurtarma nutukları atan bir adamı başka ülkede göremezsiniz.

Türkiye'yi soyduğu, dünyayı dolandırdığı netleşmiş bu adamın soygun yoluyla Türkiye'yi de kurtaracağını düşünerek bu adama oy veren çok geniş bir lümpen taifesinin, sandıkta kendini kanıtladığı da başka memleketlerde sık görülen bir olay değildir.

Kendi bankasını gerçek anlamıyla dolandırıcılık yaparak boşaltan, bankacılığın en temel kuralı olan kayıtları bile tutmayan bir ailenin bir bankasına el koyulurken, öte yandan diğer bankasına hálá sahip olduğunu da modern tarih Türkiye'den başka yerde yazmaz.

Her şeyi kayıtdışı olan bir şirketin kayıtlarına ‘‘ihtiyati tedbir’’ koymanın o şirkete hiçbir etki yapmayacağını, tam aksine işini kolaylaştırıp ekmeğine yağ süreceğini bile anlamaktan aciz bir denetim biçimini de kolay kolay göremezsiniz.

İnanılır gibi değil ama durum bu.

Uzan Ailesi'nin İmarbankası'nı soyduğu, bu bankada kayıtdışı hesaplar tutulduğu, yasal yükümlülüklerin hiçbirinin yerine getirilemediği açıkça ortada.

Bütün bunları yapan bir ailenin, Türkiye'den başka bir yerde değil banka, bakkal sahibi olmasına bile izin verilmez. Ancak bu ailenin elinde hálá bir banka daha var.

BDDK ne düşünüyor bilmiyorum ama İmar Bankası konusunda yıllardır yaptığım uyarıları dinlemediğine göre, herhalde, Uzanlar'ın diğer bankasındaki rezaletin de İmar Bankası boyutuna ulaşmasını, bu ailenin oradan da birkaç katrilyon toplamasını bekliyor olmasından başka seçenek aklıma gelmiyor.

Hiç utanıp sıkılmadan hálá televizyonlara çıkıp konuşan Cem Uzan'la ilgili olarak ise BDDK'nın bir suçu yok.

Orada suç, köfte ekmek ve İbrahim Tatlıses konserine ‘‘tav olan’’ açgözlü sorumsuzlarda.

Bunların köfte ekmeği onurlu ve namuslu adamın kursağında kalır.

Köftesinin içinde kaç yetimin hakkı, kaç garibanın ahı var kimbilir.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Kendi gücümüze olan sevgimiz, Türkiye sevgimizin önüne geçmediği zaman.
X