Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İktidar asker ilişkisi yepyeni bir sürece girdi...

Sivil iktidarlarla “Asker” arasındaki ilişkileri şöyle bir hatırlayın.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, TSK adına, genelkurmay başkanları veya kuvvet Komutanlarıyla birlikte ortaklaşa yazılı açıklamalar yaparak tutum belirtmek modaydı.
 
1990'larda, özellikle de 28 Şubat döneminde, emekli komutanlar TV' lere çıkıp kişisel görüşlerini açıklar oldular. Ancak herkes o konuşmaların “TSK' dan geldiğine”  inanırdı .
 
2000'lerde ise  durum daha da yaygınlaştı ve genelde üç yıldızlı komutanlardan başlayarak, genelkurmay başkanlığına kadarki tüm rütbeler, fırsat buldukça hükümetleri fırçalar, sert şekilde eleştirir oldu. Özellikle devir-teslim törenleri, sivil iktidarları yerden yere vurma meydanına dönüştürülür, Türkiy 'nin nasıl yönetilmesi gerektiği dersleri verilirdi . Bütün bu süreçte siyasi iktidarlar hem sinirlenir  hem özel konuşmalarında verip veriştirir, ancak açık demeçlerinde de askerin iğnemelerini görmezden gelirlerdi .
 
Ak Parti'nin iktidar olmasından sonra bu "Uyarıların" hem tonu hem de içeriği sertleşti. Özellikle 2006-2007 yıllarındaki “Çankaya savaşları” sırasındaki “E-muhtıra” olsun, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının açıklamaları  olsun, “Asker-Sivil  sürtüşmesini” en üst düzeye çıkarmıştı .
 
Herşey, önce 2008'de başlayan soruşturmalar -  ( Ergenekon/Balyoz ) davalar , ardından 2010 şurasındaki atamalara Cumhurbaşkanı Gül'ün müdahelesi ve nihayet, 2011' de Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının istifalarından sonra değişti.

AK PARTİ, TSK'YA SAHİP ÇIKMAYA VE DESTEK VERMEYE BAŞLADI

Genelkurmay Başkanlığı’na Org. Özel'in gelmesinden sonra, “Sivil- Asker ilişkilerinde” son derece önemli değişiklikler yaşanır oldu :

- Başbakan , Yüksek Askeri Şura toplantılarına artık genelkurmay başkanlarıyla birlikte değil, tek başına başkanlık etmeye başladı. Bu resim, askerin sivil iktidarların denetimine girdiğinin en önemli simgesi sayıldı.

- TSK'nın, Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere , hiçbir komutanı siyasi demeç vermemeye ve siyasi iktidarla sürtüşmemeye özen gösterdi.

- Savcılar, tartışmalı olayların hesabını sorma cesaretini gösterirken, Genelkurmay da artık "Siz bu işlere karışamazsınız " yaklaşımını bıraktı .

-  Genelkurmay, kamuoyundan kaynaklanan şikayetleri yanıtlamada veya operasyonel hataları paylaşmada eskiye oranla çok daha açık davranır oldu.

- Ak Parti ilk defa, tüm gücüyle TSK'nın arkasına geçti ve tam destek vermeye başladı .
 
Başbakan olsun  diğer bakanlar olsun, konuşmalarında "Hesap soran" değil , aksine "Kol kanat geren" bir iktidar gibi davranıyorlar. Bir zamanlar "Allahtan bu paşalarla savaşa filan girmemişiz" diyenler, şimdi TSK'yı, hatalarıyla başbaşa bırakmak yerine, koruyup kollamaya özen gösteriyorlar .
 
Bugün , T.C. Devleti’nin işleyişinde “Askerin” eski yıllardaki etkinliğinin artık tümüyle “Sivil iktidarın” eline geçtiği çok rahatlıkla söylenebilir.

BAŞBAKAN, ESKİ GÜNLERİNİ ARATMADI ...

Salı günkü gurup toplantısı büyük bir merakla bekleniyordu .
 
Aradan neredeyse 43-44 gün geçmiş ve Başbakan uzun sağlık molasından bu yana ilk defa gurubuna konuşacak ve kendini gösterecekti.
 
Hepimiz TV ekranlarının önüne çöktük .
 
Acaba sesi kısık mı çıkacaktı?
 
Yorgun mu görünecekti?
 
Temposu düşecek miydi?
 
Başbakan eski günlerini hiç aratmadı. Kendi deyişiyle "Dizel arabalar gibi, önce sakin başladı ve konuştukça açıldı "
 
Genel duruşu, ses tonu ve temposuyla hastalığını geride bıraktığını gösterdi.
 
Kolları sıvamış ve siyasetin savaş meydanına girmiş, "Benim bittiğimi sananlar yanılır" der gibi bir hali vardı. Meclis’in de havası birden değişiverdi. Haftalardır pek ilgi çekmeyen gurup toplantıları yeniden ateşleniverdi.
 
Medya da , eskisi gibi “Salı günü şenliğine” kavuşmuş oldu (!)

İHMAL OLABİLİR , ANCAK KASIT DÜŞÜNÜLEMEZ...
 
Uludere'de hayatını kaybeden 35 kişinin hesabı gayet tabi sorulmalıdır, ancak konu gittikçe başka yerlere çekilmeye başlandı. TSK üzerinden Ak Parti iktidarına dayak atma operasyonuna döndü. Siyaset böyledir, muhalefet nerede bir açık bulursa iktidara yüklenir. Nitekim, 35 ölümün faturası Ak Parti'ye çıkarılıyor. Tamam da,  bu arada TSK da abartılı şekilde hırpalanıyor .
 
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben olayda bir kasıt olduğuna hiç mi hiç inanmıyorum . TSK'nın nice beceriksizliğini sert eleştirmiş bir gözlemci olarak, tüm ayrıntılara bakmadan dahi, bu sonuca varıyorum. TSK'nın hiçbir komutanının, bu saatten sonra, 35 kişilik bir kervanı, kaçakçı gurubu olduklarını bilmesine rağmen  kasten bombalattığı iddialarına itibar etmiyorum.
 
Buna karşılık , ortada bir “İhmal” veya bir “Yanlış değerlendirme” olduğuna dair çok koku var.
 
İşte asıl araştırılması gereken de budur .
 
Komutanların bir hatalı değerlendirmeleri veya ihmalleri varsa, "Canım, zaten çok istihbarat gelmişti. Baksanıza kervanla geliyorlar , risk almayalım, vuralım gitsin" deyip, uçaklar kaldırılmışsa, sorumluları mutlaka cezalandırılmalıdır .
 
Bu soruşturma ne kadar çabuk tamamlanırsa, TSK da gereksiz  ithamlardan o kadar çabuk kurtulur.

X