Teknoloji Haberleri

    İklim Değişiklikleri ve Türkiye

    PROF. DR. CENGİZ YALÇIN / cenyal1934@hotmail.com
    21.12.2009 - 17:27 | Son Güncelleme:

    Bu yazımızda Kopenhag zirvesinden çıkan sonuçların ülkemize yansımaları ele alınacaktır.

    Çevre duyarlı toplulukların dikkatle izlediği Kopenhag zirvesi geçtiğimiz günlerde sona erdi. Küresel ısınmayı takip edenlerin beklentisi doğrultusunda dağ fare doğurdu. Bu ekrana yansıtılan önceki yazılarımda belirttiğim gibi, toplumun gazı alındı ve bu günkü uygulamanın devamına karar verildi. Bu yazımızda zirveden çıkan sonuçların ülkemize yansımaları ele alınacaktır. Küresel ısınmadan çıkarları olan çok sayıda etkili ve yetkililer,  kutuplarda buzulların erimesinin yerel bir olay olduğunu Antarktika Larsen buzulun tümüyle ermesinin Akdeniz’e veya Karadeniz’e bir etkisinin olamayacağını iddia etmişlerdir. Kıyıları deniz sularının basacağının ciddi bir ihtimal olduğunun anlaşılması bile, iddiaların geri çekilmesine neden olmamıştır. Endüstriyel tesislerin CO2 salınım yapmasının doğayı karbon açısından zenginleştireceğini ve bitkilerin daha sağlıklı yetişeceği gibi saçma sapan iddiaları bile yapmaktan çekinmemişlerdir. Bir iki hafta önce CNN bir yayınında Kopenhag zirvesi hakkında konuşan bir yetkili kuzey kutbu buzullarının erimesinin yerküre için çok yararlı olacağını iddia etmekten çekinmemiştir. Dayandığı gerekçe ise, kuzey kutbu deniz yatağında saptanan petrol rezervidir. Buzullar eridikçe ham petrol daha ekonomik elde edilebilecektir.

    Dünyayı zaman zaman domuz gribi veya kuş gribi gibi salgın hastalıklar tehdit eder. Özellikle şu günlerde domuz gribi korku salmaktadır. Bilim bu salgınlara karşı aşılar geliştirmekte ve toplumu uyararak bireylerin kendilerini nasıl korumaları gerektiği hakkında aydınlatmaktadırlar. Ancak kanımca insanlığı,  H1N1 virüslerden çok sermayenin kar etme virüsü tehdit etmektedir. CNN’de dinlediğim o yetkili milyonlarca yıl yerkürenin kazandığı doğal dengenin bozulması hiç umursamamaktadır. Buzullar erirse erisin önemi yoktur. Onun için esas olan deniz dibindeki ham petrolü daha ucuza çıkarmaktır.

    Küresel ısınmanın büyük boyutlu iklim değişiklerine neden olacağı, neden-sonuç ilişki ekseni üzerinde kurgulanan iklim modellerinin ortak tahminidir. Toplum bu değişimlerin kendi yaşam kalitesine etkilerini en fazla su bağlamında hissedecektir. Günümüzde tropik bölgelerin ortalama sıcaklığı kutup bölgesinden 25, orta enlem bölgelerinden 15 santigrat derece yüksektir. Sera gazlarının yani CO2 emisyonuna karşı etkin önlemler alınmadığı takdirde, sıcaklığın tropik bölgelerde okyanuslarda ve kıyılarda minimum, orta enlemlerde ve özellikle kutuplara yaklaştıkça daha yüksek değerlerde artacağı tahmin edilmektedir. Bu tahminleri günümüz meteorolojik ölçümler doğrulamaktadır.  2003 de Avrupa 500 senenin en sıcak yazını yaşamıştır. 2007 Mayıs ayının sonunda başlayan sıcaklık dalgası eylül başlarına kadar sürmüştür. Şimdiye kadar alışık olmadığımız uygulamalar ile karşılaşmaktayız. Futbol maçlarının birinci ve ikinci devrelerinin 22’inci dakikasında su molası verilmektedir. 1950’li yıllarda eylül başlarında, top peşinde koşan bir genç olarak böyle bir gereksinim duyulmamışımdır; nede yöneticileri böyle bir uygulamaya yöneltecek iklim koşulları olmamıştır. 1952-53 kışını çok kişi anımsar, İstanbul boğazından buz kütleleri Marmara denizine kadar erimeden geçmişlerdir.

    Yağış rejimlerinde sıcaklık artışının neden olduğu değişimler, toplum yaşamını derinden etkileyecektir. Isınan hava normalden fazla nem tutuğu için, yağışlar azalacaktır. Birçok iklim modeline göre orta ve yüksek enlem bölgelerinde yağmur mevsimleri uzarken; tropik, subtropik kuzey Afrika ve Akdeniz coğrafyasında ciddi miktarlarda azalacaktır. Türkiye iklim değişiklerinden en fazla etkilenen ülkelerin başında yer almaktadır. İklim değişikleri ve onun olası etkileri konusunda Birleşmiş Milletler örgütünde çok sayıda bilim insanının ve uzmanın katıldığı çalışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında Nicolas Stern başkanlığında hazırlanan rapor ‘The Economics of Climate Change’ başlığı ile yayınlanmıştır. Rapor Birleşmiş Milletler bünyesinde yapılan tüm çalışmalara atıf yapmıştır. Ayrıca bu konuda bir başvuru belgesi olan IPCC( İnternational Panel of Climate Change) raporlarını, OECD gibi diğer benzer çevre duyarlı kuruluşların çalışmalarını göz önüne alınarak hazırlanmıştır. İklim değişikleri konusunda,  çok sayıda uzmanın akademisyen ve uzmanın katkısı ile yapılan en kapsamlı yayıdır. Bu kitabın 39’uncu sayfasında çizilen harita Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Umarım yetkililer ve bakanlık uzmanları bunun farkındadırlar.

    İklim Değişiklikleri ve Türkiye

    Haritanın düşey ekseninde, 90 güney, 90 kuzey enlemi: yatay ekseninde ise 180 batı 180 doğu boylamı gösterilmiştir. Model verilerine dayanılarak 21’inci yüzyılın sonlarına doğru yerkürenin nasıl bir yağış rejimine sahip olacağı tahmin edilmiştir. Mavi ve mavinin açılan tonları 2-2,5 santigrat sıcaklık artışına karşın yağışların %75 oranında artacağı bölgeleri, kahverengi ve onun açılan tonları yağışların azalacağı bölgeleri göstermektedir. Bu haritanın mutlaka gerçeği yansıtacağının garantisi yoktur, ancak sıcaklık artışının hangi bölgelerde kuraklığa neden olacağını yaklaşık da olsa vermektedir. Avrupalı liderlerin neden küresel ısınmayı savsadıklarının nedenini bu harita açıklamaktadır. Avrupa’da sıcaklık aratacak fakat yağışlarda artacaktır. Yağış artışını kontrol etmek mümkün fakat sıcaklık artışının sonuçları, o bölgeler için ölümcül olacaktır. Görüldüğü gibi Türkiye küresel ısınmadan en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer almaktadır. 2 santigrat derece sıcaklık artışı Akdeniz bölgesindeki yağışların %30, 4 santigrat artışın %40-50 azalmasına neden olacağı tahmin edilmektedir. Bu ülkemiz için bir felakettir, önemle üzerinde durması gereken bir bulgudur.

     Kuraklığı yağmur duasına çıkarak çözmenin imkânı yoktur. Belediyeler toplumun su gereksinimine çare olacak su havzalarını kayıplarını en aza indirecek ıslah çalışmaları yapmak yerine futbol kulüplerine enerjilerine harcamaktadırlar. Daha da kötüsü bu havzalarda yapılaşmaya izin vererek toplumun geleceğini tehlikeye atmaktadırlar. Konya ovasının veya Çukurova’nın veya Bafa ovasının çölleştiği bir Türkiye’de çocuklarınızın, torunlarınızın yaşamasını istemiyorsanız küresel ısınma konusunda tavrınızı koymanın zamanı gelmiştir.  Özellikle burada yaşayan çiftçiler küresel ısınmaya karşı önlem almamak en fazla size zarar verecektir. Yarın her şey çok geç olabilir.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı