Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İkiyüzlülük...

RAHMETLİ Prof. Dr. Altan Günalp dostum, uzun ve yorucu emeklerden sonra kurduğu ve mucizevi bir başarıya ulaştırdığı ‘Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) sonunda Maliye Bakanlığı’na, hem de bugünkü Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a bağlanacağını eğer öteki dünyada duyduysa mezarında beş kere ters dönmüştür.

Günalp aslında tıp hocasıydı. Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi’nde çalışıyordu. Bağımsız kafalı bir aydındı. İyi bir Atatürkçü idi.

Günalp’i tanıyanlar onun organizasyon becerisine hayran kalırdı. Biz yakın arkadaşları da Günalp’in düzenlediği örneğin bir geziye katılacaksak, ‘Altan-Tur Organizasyonu’ diye hem takılır hem de koşa koşa giderdik. Çünkü o her şeyi baştan düşünür, hiçbir şeyin aksamasına izin vermezdi.

O, Üniversite Seçme ve Yerleştirme Sınavı (ÜSYS) diye bilinen merkezi sınav sistemini kuruncaya kadar Ankara ve İstanbul sokakları her yıl ‘üniversiteye giremeyen’ öğrenci nümayişleriyle çalkalanır dururdu. Çünkü öğrenciler üniversiteye girenlere torpil yapıldığını, kendilerinin haklarının yendiğini ileri sürer sokaklara dökülürlerdi.

Günalp önce yetkililere ‘merkezi sınav’ fikrini kabul ettirdi. Sonra teknik altyapıyı kurdu. Onun ardından personeli yetiştirdi. Sonra o tarihteki sayısı 600-700 bin diye anımsadığımız büyüklükteki öğrencilerle ilgili düzenlemeleri yaptı. Sınav yerleri, öğretmenler... Káğıtların arızasız toplanıp merkeze gönderilmesi... Kısaca, Türkiye’de sadece bir tek kalemlik kısmını gerçekleştirmenin bile imkánsız göründüğü onca karmaşık işi tıkır tıkır işler hale getirdi.

Ve Türkiye -test sistemiyle öğrenci seçmeye yönelik eleştiriler sürüp gitse de- hálá Altan Günalp’in koyduğu sistemden daha iyisini bulup uygulayamadı.

ÖSYM’nin 2006 yılı bütçesinin Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak TBMM’ye sunulacağına ilişkin haberlerden anlıyoruz ki, Günalp’in kurduğu, ‘hiçbir siyasi etkiye açık olmayan, hiçbir torpile izin vermeyen’, o nedenle de hálá sağlığını ve bağımsızlığını koruyan sistemin sonu gelmiş bulunmaktadır.

Bunu nereden anlıyoruz?

Biliyorsunuz birçok ülkenin üye olduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’na (OECD) mensup uzmanlar ‘eğitim’ düzenimiz hakkında bir rapor hazırladılar. Bu raporda öğretmen kalitesi; özel ilk ve ortaöğretim okulu açılması; Milli Eğitim Bakanlığı’nda reform yapılması; meslek okulları sayısının artırılması; İmam Hatip Liseleri sayısının azaltılması; ÖSYM’nin YÖK bünyesinden ayrılarak bağımsız hale getirilmesi gibi öneriler de var.

Velakin hükümet bu önerilerden sadece işine gelenleri okuyor. Örneğin, ÖSYM’nin YÖK’ten ayrılmasına ilişkin öneriyi görüyor ama bu kurumun bağımsız olmasının istendiğini bilmezden geliyor. Tam tersine onu YÖK’ten koparıp Maliye’nin eline teslim etmeye karar veriyor.

Keza (Teknik) Meslek Okulları ile ilgili önerileri okurken ‘İmam Hatip Liselerinin sayısını Türkiye’nin ihtiyacına göre indirin’ dendiğini bilmezden geliyor.

Samimiyetsizliğin ve ikiyüzlülüğün bu kadarına inanmaya mecbur muyuz?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI