Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İkinci adam

SEZAR’ın hakkı Sezar’a, hiç şüphesiz ki Şevket Süreyya Aydemir Cumhuriyet İdeolojisi’nin en kalburüstü ve en bilgili aydınları arasında yer alır. İdealist bir entelektüeldir.

"Enver Paşa" ve "Suyu Arayan Adam"a ek olarak da üç temel eser bırakmıştır.

İlk biyografi Atatürk’ü anlatır. Çok isabetli olarak "Tek Adam" başlığını koymuştur. "İkinci Adam" serlevhasıyla basılan diğer araştırmanın kahramanı ise İnönü’dür.

Sonuncusu da, şimdiki Danıştay Başsavcısı hanımın idamına "el oğuşturduğu" 27 Mayıs maktûlüne atfen "Menderes’in Dramı" ismiyle yayınlanmıştır.

Ve, bugün kısmen aşılmış olsalar dahi her üçü de hálá referans niteliğini korurlar. Şimdi, bunlardan yola çıkarak şöyle bir faráziye yürüteceğim.

***

ŞEVKET Süreyya hálá yaşıyor olsaydı, acaba, biyografilerin sıralamasındaki "İkinci Adam" başlığını değiştirmek ihtiyacını hisseder miydi? Yani İnönü’nün yerine, 15. vefat yıldönümü idrak ettiğimiz ve rahmetle andığımız Turgut Özal’ı o "ikinci" kelimesiyle sıfatlandırır mıydı? Açıkçası, pek ihtimal vermiyorum.

Hem üç biyografi de ilk Cumhuriyet dönemini kapsadığından; hem de Aydemir o "Cumhuriyet İdeolojisi"ne "idealist sözcü" olduğundan, buna niyetleneceğini sanmıyorum. Farketmez, ben kendi hesabıma söz konusu sıfatı verdim.

Evet verdim, çünkü 1923’den bu yana süren bütün bir Cumhuriyet tarihi çerçevesine oturtulduğunda, Turgut Özal hiç tartışmasız olarak "İkinci Adam"dır ve nokta!

***

ANCAK, bunu söylediğim için İnönü’yü küçümsediğim sanılmasın. Tam tersine!

Her ne kadar "Milli Şef" yıllarını şiddetle reddetsem de, dünün gerçeklerini bugünün kıstaslarıyla yargılamak hakkına ve lüksüne sahip değilim. Bu tür bir girişim şımarıklık olur. Kaldı ki, sırf Türkiye’yi 2. Savaş’tan uzak tutabilmesı ve nihayetinde de demokrasiye geçişi benimsemesi, İsmet İnönü’yü çok büyük bir devlet adamı kılmaya yeter de artar bile!

Fakat, aynı İnönü son tahlilde ancak bir "devrim bekçisi"dir. Mevcudu korumuştur. Başka bir deyişle, Mustafa Kemal’den devraldığı bayrağı yukarıda tutmak becerisini ve sağduyusunu göstermiştir ama, her hangi yeni bir "devrim"in öncüsü olmamıştır. Dolayısıyla da, aynı zamanda, aşınmakta olan bir statükonun muhafızlığını yapmıştır.

Oysa Turgut Özal "Tek Adam"dan sonra "devrim" gerçekleştiren yegáne önderdir.

Ve, madem Aydemir sıralamada devrim liderliğini kıstas alıyordu, o halde, kendisinin tanımadığı Özal’a şimdi hiç tartışmasız biçimde esas "İkinci Adam" sıfatını vermek gerekir.

***

DOĞRU, 1923’den farklıdır ama Özal’ın öncülük ettiği "devrim" de çok büyüktür. Şüphesiz ki bunun dinamiğini ve derinliğini, dün "yalaka" küfürlerinden, "Chiquita muz" alaylarından, "takunyalı takımı" hakaretlerinden medet uman; bugünse "ulusalcı-laikçi" cihete kalemşör ve silahşör kesilen vasatlar anlayamaz. Algılama kapasitelerini aşar.

Çünkü, Turgut Özal’la yaşadığımız siyasi, iktisadi, zihni, kültürel ve toplumsal dönüşüm, Şevket Süreyya’nın "İkinci Adam"ı tarafından temsil edilen statükoyla çelişir.

İnönü’deki "İkinci Adam"la özdeşleşen bir önceki "devrim" paradigması; yani artık ihtiyaca cevap veremeyen eski statüko, Özal’daki yeni "İkinci Adam" tarafından sarsılmıştır.

Şablon ve kalıplar 1923’ü andıran bir devrimci atılımla sorgulanmıştır. Fakat, statüko o şablon ve kalıplar "ebedi" addettiğinden, bunun bir "karşı devrim" olduğunu iddia etmiştir.

Oysa, tabii ki aslında roller değişmiştir. Tabii ki Turgut Özal, Cumhuriyet tarihimize damga vuran yegáne diğer devrimi gerçekleştirmiştir. Tabii ki "Eski Rejim"i silkelemiştir. Evet evet, vefatını idrak ettiğimiz Özal o e-s-a-s "İkinci Adam"dır, zira tıpkı "Tek Adam" gibi, siyasi cesareti ve insani zafiyetiyle bir bütün olarak,d-e-v-r-i-m lideridir.

X