"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

İki tarafın da hoşuna gitmeyecek bir yazı

BENİM Süheyl Batum’u eleştirmem ile Başbakan Erdoğan’ın Süheyl Batum’u eleştirmesi arasında fark var.

Başbakan Erdoğan, Süheyl Batum’u...
-  Orduya “kâğıttan kaplan” dediği için...
-  “Kahraman” ordumuzu küçük düşürmeye yeltendiği için...
-  ABD’nin ordunun içini boşalttığını iddia ettiği için...
-  Orduyla top gibi oynadığı için...
Kıyasıya eleştirdi.
Oysa ben Süheyl Batum’u, “ordu eleştirisi” yaptığı için eleştirmedim.
Ben ona, ordunun darbe yapacak, güç gösterecek, kodu mu oturtacak bir yanının kalmaması karşısında hayıflandığı için, hatta öfkelendiği için itiraz ettim/ediyorum.

* * *

Mesele şudur:
Ordu eleştirisi yapmak hepimize helaldir.
Ordunun gücünü sorgularız, dış bağlantılarıyla ilgili ileri geri konuşuruz ve hatta icabında top gibi oynarız.
Ama şunu yapamayız:
“Ey ordumuz, sen eskiden amma da güçlüydün, kodun mu oturturdun, ne oldu sana ne oldu?” diye ağlaşamayız.
Çünkü bu tavır, demokrasi itikadına göre kesin ve açık haramdır.
Kısacası...
Süheyl Batum’a, “Vay! Demek sen bin kaplan gücündeki kahraman ordumuza kâğıttan kaplan dedin ha!” diye çıkışmak, tipik AK Parti kurnazlığından başka bir şey değildir.

* * *

“Tipik AK Parti kurnazlığıdır” diyorum.
Çünkü...
“İyi ki bu generallerle savaşa girmemişiz” sözünü anımsıyorum.
“Otur oturduğun yere, sen benim memurumsun” sözünü anımsıyorum.
Neyse... Uzatmayayım...
Demem o ki:
Eğer mesele “Kahraman orduma laf söyletmem arkadaş!” boyutuna taşınırsa...
Torba olmadıkları için büzülemeyen ağızlar haklı olarak şöyle konuşurlar:
“Bülent Abi yapınca demokrat, Süheyl Hoca yapınca ordu düşmanı... Şeytan bunun neresinde ağalar?”

Hayat kurtaracak tavsiyeler

-  DÖVMECİLERE: Eğer birine sırılsıklam âşık olursanız, hemen gaza gelip kolunuza ya da vücudunuzun herhangi bir bölümüne adamın ya da kadının ismini “dövme” yaptırmayınız. En az bin kere düşünün. Yoksa işler karışınca çıkarması çok zor olur.

-  İKTİDARCILARA: İktidar destekçisi bir yazarın, desteklediği iktidarın bin yıl iktidarda kalacağını zannetmesi normaldir. “Anketler yüzde 50 diyor” cümlesine güvenilir, coştukça coşulur. Ama her iktidar destekçisi yazarın, gelebilecek “kötü günler” için en azından birkaç iktidar karşıtı yazı attırmasında sayısız fayda vardır. İktidar gittiğinde, “Ben bunu da yazmıştım” diye çıkarıp göstermesi için.

-  FIRSATÇILARA: Siyasi görüşü nedeniyle öfke duyduğun bir babanın oğlunun başına bir iş geldiğinde akbaba gibi saldırıya geçmemekte yarar var. Gün gelir, siyasi görüş itibariyle pek sevdiğin bir babanın oğlunun da başına bir iş gelir, burnuna dayarlar o yazdıklarını...

Mümtazer’i unutma Sayın Başbakan

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında Süheyl Batum hakkında suç duyurusunda bulundu, savcıları göreve çağırdı.
Gerekçe:
Batum’un Türk Silahlı Kuvvetleri için “kâğıttan kaplan” demesi.

* * *

Tarih: 15 Temmuz 2010.
Yer: Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’nin köşesi...
Şöyle diyor Mümtazer Bey:
“Kağıttan kaplan gibi yere serilebilecek bir orduyla, bu kadar çaresiz bir ordu ile ülke savunulur mu?”
Bakalım Başbakan Erdoğan, Mümtazer Türköne hakkında da bir suç duyurusunda bulunacak mı?

Emekli askerlerden gecikmiş bir yarı özür

CNN Türk’te Tarafsız Bölge’de “Bütün yönleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri” üzerine bir tartışma yaptık.
Reklam arasında emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, yanıma yaklaştı ve şöyle dedi:
“Bir yazı yazmıştın, ‘Emekli generaller televizyonlara çıkmasın, gitsin balık tutsun’ diye. Ama bak, emekli generaller olmadan program yapamıyorsun”.
Hafiften utandım ve sendeledim.
Ama çok kısa bir süre içinde toparlanmayı da başardım.
Şöyle karşılık verdim:
“Ben o yazıyı yazdığım zaman bütün emekli askerler tek tipti. Fotokopi gibiydiler. Aynı şeyleri söylerlerdi. Şimdi ise her kafadan farklı ses çıkıyor. Dolayısıyla emekli askerler konuşmalıdır”.
Nejat Eslen, dudaklarına kondurduğu pek de tatmin olmamış kıvrımla bana baktı. Bir şey demedi. Sanırım lafı uzatmak istemedi.

* * *

Eve gidince arşive girdim ve söz konusu yazıyı buldum.
Aman Allah’ım! Nasıl da esip savurmuşum!
“Emekli Generalleri Rahatlatma Rehberi” başlıklı yazımda neler demişim neler. Saydırdıkça saydırmışım. “Gidin balık tutun, torun sevin, resim yapın” diye sözde kafa bulmuşum.
Hay bin mahcubiyet!
Nejat Eslen haklıdır.
Böyle bir yazıyı yazan adamın, televizyonda yaptığı tartışma programında emekli asker ağırlaması, kelimenin tam anlamıyla tutarsızlıktır.
Özeleştirimi veriyorum.

* * *

Fakat benim kendimi kurtarma çabam da yabana atılmamalıdır:
O yazıyı yazdığım dönemde emekli generaller ekranlarda kendilerini bir tür “Genelkurmay Sözcüsü” olarak konumlandırıyorlar ve bu konaumlandırmadan aldıkları güçle konuşuyorlardı.
Artık bu devir de bitti.
Tarafsız Bölge’de gördük:
Emekli askerler kurumsal yapıdan değil kendi entelektüel birikimlerinden güç alıyorlar, birbirleriyle tartışıyorlar, farklı ve özgün görüşler ileri sürüyorlar, içinden geldikleri kurumu kritik ediyorlar.
Eğer hep böyle olacaksa...
Ben böyle emekli askerleri, bir kıyı kasabasında balık avlarken değil ekranlarda görüş açıklarken görmek isterim.

Yalnızlığa övgü

-  Yüreğin derinliklerinden ara sıra kafayı çıkaran o esrarlı sancıyı saymazsak yeryüzünün en şahane şeyidir yalnızlık.
-  Cemal Süreya’nın dediği gibi, “bir ovanın düz oluşu gibi bir şey”dir yalnızlık.
-  Paylaşmak zorunda olmadığın bir şeydir yalnızlık.
-  Özdemir Asaf’ın dediği gibi, “insanın kendine mektup yazmasıdır” yalnızlık.
-  Yaşanması, edebiyatının yapılmasından daha süper olan bir şeydir yalnızlık.
-  Tek başına bir krallıktır yalnızlık.
-  Durup dururken bir çantaya iki tişört, üç kitap atıp uzaklara gidebilmektir yalnızlık.
-  Hiçbir zaman figüran olmamak, her zaman kahraman olmaktır yalnızlık.

Para ve görgü

ŞUNU anladık: İktidardakilerin zihniyetine göre parayı kim veriyorsa düdüğü o çalar. Hatırlayalım... Ne demişlerdi medya patronlarına: “Köşe yazarının parasını sen vermiyor musun? Dükkân senin değil mi?”

Şunu da hatırlayalım: “Koskoca stat yaptık/Utanmadan ıslık çalıyorsunuz” da demişlerdi. Şimdi de Kıbrıs halkına aynı mantıkla sesleniyorlar: “Paranızı biz veriyoruz, bir de tutmuş bize posta koyuyorsunuz”.

Sanırım birilerinin iktidar sahiplerine “Para pul ilişkilerinde temel adap ve görgü dersleri” başlıklı uzun bir konferans vermesinde büyük yarar var.

X