Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İki olimpiyat vakasına yanlış okuma

OLİMPİYATLARA ev sahipliği yapma şansı yakalayamayan Türkiye, kendi Olimpiyat Stadı’nda sportmenlikle hiç uyuşmayan bir talihsizlik yaşadı.

Kimi iktidar sözcüleri her iki olumsuzluğu da Gezi göstericilerine fatura etmeye kalkıştı; manşetler, demeçler peşinen o yönlerde konuşturuldu. Daha ileri gidip Gezi göstericilerine “vatan haini” diyen yöneticiler çıktı.
Bir dayanakları da vardı; “Bu kış komünizm gelecek”, “Bu bahar irtica hortlayacak” söylemlerinin devamı haline getirdikleri “Bu eylemin amacı darbe yaptırmak” tezine inançları tamdı. Bu inanç, sosyal olayları polisiye yöntemlerle ezmeyi, kendi taraftarlarını sahaya davet etmeyi, kucaklamak yerine kavgayı yeğleme sonucunu getirdi.

FEDERASYONLARA MÜDAHALE

Oysa her iki ‘olimpiyat vakasında’ da ilk sorgulanması gereken siyasettir.
Birincisinde, sonuç centilmence karşılanmadığı gibi kabahat Gezi göstericileri ile dünyaya çıkarıldı, özeleştiriye hiç gerek görülmedi.
Gezi gösterilerinde suçlanan ülkenin dev firmalarının, olimpiyatların alınması için gösterdiği çabaya hiç atıf yapmayacağım, bunu en iyi iktidar bilir.
Ancak bazı gerçekler var ki, işe gelmediği için pek konuşulmuyor. Örneğin, Türkiye için oy isteyenlere, pek çok delege şu karşılığı verdi:
“Siz, bizim Türkiye’de bütün federasyonlara iktidarın ne kadar etki ettiğini, onların özerkliğini tamamen sıfırladığını bilmediğimizi sanmayın. Oysa sporda özerklik olimpiyatların ruhudur”.
Bu tespiti haksız bulan çıkar mı bilmem; ancak her kademedeki iktidar temsilcisinin, tüm federasyon seçimlerine etkili müdahalelerde bulunduğunu duymayan belki bir tek sağır sultan kalmıştır.
Hatta, bakan değişikliğinin artık federasyon yönetimlerinin yenilenmesi anlamına da geldiği; o yönetimlere, ‘En zıt parti döneminde seçilmişler’ muamelesi yapıldığı dahi söylenebilir.

YENİ TARAFTAR GRUPLARI

İkinci olimpiyat vakasına bakarken de önce Gezi gösterilerinin temel gerekçesi olan, “Benim özel alanıma karışma” mesajını anımsatalım.
Kulüp taraftarlarının Gezi gösterilerine kol kola katılımında futbola yapılan müdahalelerin izlerini aramalı.
Milli Takım’a kimin teknik direktör olacağından hangi takımın kimi transfer edeceğine kadar uzanan müdahale izlenimi taraftarı rahatsız etti.
Sonuçta da örneğin çArşı grubu, gösterilerde aktif tutum alınca hedef haline getirildi; birdenbire her kulüpte, hükümete yakın görülen taraftar grupları ortaya çıktı. Olimpiyat Stadı’nda seyirci sahaya inince, hemen çArşı’yı hedef alan bir dezenformasyona girişildi; ama dezenformasyon bir kez daha yenildi.
Bu sonuç toplumda, ikinci olimpiyat vakasına yönelik şu algıyı yarattı:
“çArşı grubuna karşı ve statlara polis sokma amaçlı derin provokasyon”.
Gezi gösterilerini doğru okumamak, yanlışlar silsilesi ile birlikte toplumdaki bölünmeyi de artırdı ve maalesef böyle de sürecek gibi.
Çünkü, Başbakan Erdoğan, gösteri yapan gençleri anlamak yerine, taraftarı olan gençlere, “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz”, “Birilerinin sesi çok çıkıyor, arsız diye, barbarlık yapıyor diye pısıp geri adım atmayacaksınız” diye seslenmeyi sürdürüyor.
Yine de umalım ki ayrışmalar hiç değilse başka alanlara sıçramaz.

X