"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

İki hayat, bir tutku

TC Atina-Pire başkonsolosu Beyza Üntuna’nın himayesinde gerçekleştirilen Türkiye’den manzaralar konulu fotoğraf sergisine giderken, doğrusu bu kadar güzel iki insanla tanışacağımı hiç ummuyordum.

Prof. Dr. Ömer Türel 62 yaşında. Gözleri gülen insanlardan. Hayatı, derler ya “film gibi”. Vefa Lisesi’ni bitirinceye kadar tornacılık yaptı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirinceye kadar da opera sanatçılığı...
Fakülteyi bitirince üniversitede parlak bir kariyerin ilk adımlarını attı. Cambridge Üniversitesi Adenbrookes Hospital’de çalıştı. İngiltere dönüşünde Çapa’da “ilk ve acil yardım anabilim dalı”nı kurdu. Yıllarca hem genç doktorlar yetiştirdi, hem de genel cerrah olarak binlerce ameliyat gerçekleştirdi Prof Türel. Mesleğinin dışında bir sürü ilgi alanı var. Anıt Çevre ve Turizm Değerlerini Koruma Vakfı üyeliği bunlardan biri. Ayrıca motosiklet sevdalısıdır. Halen 1050 cc’lik Triumph Tiger motoruna binip dolaşıyor İstanbul’u. Bir dönem için Futbol Federasyonu mili takımlar sağlık kurulu başkanlığı da yaptı. İyi bir kayakçı da üstelik. Bir tutkusu daha var: Fotoğraf.
Kamil Ercüment Atak 51 yaşında. İstanbul Konservatuvarı yüksek keman ve piyano bölümünün son sınıfında iken fotoğraf merakı yüzünden terk etmiş okulu. İsveç’e gidip fotoğrafın sırlarını öğrendi. Dönüşünde bir süre eski Günaydın gazetesinde görev aldı. Sonrasında serbest çalışarak dünyayı dolaştı. Kimi zaman kameranın, kimi zaman fotoğraf makinesinin objektifinden anlatmaya çalıştı sevinci, kederi. İran-Irak savaşı, Afganistan-SSCB savaşını görüntüledi. 1987’de Lübnan’daki savaşı izlerken “iş kazası”nda yaralandı. Bir süre için ara verdi mesleğine. Kalbini, İstanbul’a turist olarak gelen Kalamatalı Yianna’ya kaptırdı. Evlenip 1993 yılında Yunanistan’a yerleşti. Yunan devlet televizyonu için, İngiliz Sky televizyonu için bir sürü belgesel çekti. Fotoğrafları burada defalarca ödüllendirildi. Yine dolaşıyor, yine objektifinden ölümsüzleştirmeye çalışıyor hayatı. Dolaşırken dünyayı Ercüment Atak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bıraktığı tüm kültür mirasını da görüntüledi. Elinde 140 bin dia’lık inanılmaz bir Osmanlı arşivi var.
İşte bu iki ayrı dünyanın insanı 2005 yılında, meraklıları bilirler, İstanbul Sirkeci’deki ünlü Cevizli Fotoğrafçılık’ta karşılaşmışlar. Ortak tutkuları sayesinde de dost olmuşlar.

EN İYİ FOTOĞRAF DAHA ÇEKİLMEMİŞ

 Her ikisiyle de konuşurken defalarca “insan sanatçı doğar” diye düşündüm.
Fotoğraf nedir? diye sorduğumda Ercüment “Hayatın bir parçası, hayatı görmek. Mileti ne olursa olsun insanı görmek”, Prof. Ömer de “Sevginin başlangıcı. Bir karenin içinde yer alma isteği”, diyor.
Atina’da birbirinden güzel 49 Türkiye fotoğrafının teşhir edildiği sergiden sonra da sürecek birliktelikleri. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde projeleri var. Prof. Ömer 3 yıl sonra emekli olunca neşteri makası bırakıp  kendini tamamen fotoğrafa verecek. Ercüment ise son nefesinde bile boynunda makinesinin olacağına inanıyor.
“En iyi fotoğrafı çektiniz mi?” soruma hiç tereddüt etmeden ikisi de “hayır” cevabı verdi.
“Ya en sevdiğiniz makine?” Ercüment için Laica M serisi, Prof. Ömer için “Hasselblad”. 
Haklısınız dostlarım, dijital makinesinin, cep telefonlarındaki kameralar icat edileli bence de “mertlik” bozuldu.

X