"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

İki fotoğraf, beş benzerlik

BİR: Birincisinin zamansızlığını, ikincisinin ise tam zamanındalığını saymazsak iki fotoğraf karesi de birbirini tekrar ediyor.

İKİ: Birinin başrolünde masaya konan çiçeğin oynadığı rolü, ikincisinin başrolünde masaya konan okey taşlarının almasını saymazsak iki fotoğraf karesi de aynı telden çalıyor.

ÜÇ
: Birinde “Dağı biz de severiz” havasını, diğerinde ise “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” türküsünün söylenmesini saymazsak iki fotoğraf karesi de aynı havada.

DÖRT
: Birinci fotoğraf karesinin, ikincisinin oluşacağının erken habercisi olduğunu saymazsak da iki fotoğraf karesi de umuda işaret ediyor.

BEŞ
: İki fotoğraf karesi de hepimizde “Bir an önce barış gelsin de Cudi’de hep birlikte piknik yapalım” arzusu yayıyor.

İki fotoğraf, beş benzerlik

Deniz Gezmiş ve Erbakan Hoca

ERBAKAN Hoca’nın vefat yıldönümü, Deniz Gezmiş’in de doğum yıldönümü imiş... Twitter’da şu mesajı yazdım:

İyi ki doğdun Deniz Gezmiş... Rahmet olsun Erbakan Hocam.”

Kıyamet koptu.

Deniz Gezmiş yanlıları, “Sen nasıl bizim idolümüzle Erbakan gibi birinin adını yan yana anarsın” derken...

Erbakan Hoca yanlıları, “Deniz Gezmiş kim oluyormuş da adını Erbakan Hoca’nın yanında geçiriyorsun” demeyi tercih ettiler.

* * *

Amacım ortalığı karıştırmak değildi.

Şöyle bir şeydi:

-  Bir insanın hem Deniz Gezmiş’e, hem de Erbakan Hoca’ya saygı duyabileceğini göstermek istemiştim.

-  Deniz Gezmiş ile Erbakan Hoca’nın “bir davaya gönül vermek” türünden benzer bir ortak paydaya sahip olabileceklerini ima etmek istemiştim.

-  Her iki ismin de “sistem” tarafından horlandığına işaret etmek istemiştim.

-  Her iki ismin de söz konusu “dava” olunca sonuna kadar inatçı, sonuna kadar dirençli ve sonuna kadar ödünsüz olduklarına gönderme yapmak istemiştim.

* * *

Fakat amacıma ulaşamadım.

Ne diyelim? Sağlık olsun.

Artık bir dahaki sefere inşallah...

Barış sürecinde şunlara dikkat

-  SÜRECİN açmazlarına dikkat çeken herkese “Olmazlanıyor” muamelesi yapılmamalı.

-  “Henüz işin çok başındayız” diyenlere “İpe un seriyorlar” denmemeli.

-  Umudu da, umutsuzluğu da aşırı pompalamaktan vazgeçilmeli.

-  En zıt fikirlere, en aykırı yaklaşımlara sahip olanları bile sürecin içine dahil edecek platformlar oluşturulmalı.

-  Süreç ilerlerken ortaya çıkabilecek provokasyonlara karşı toplumu şimdiden hazırlamak için çaba sarf edilmeli.

-  Kısa vadeli takvimler açıklayarak hayali beklentiler oluşturulmamalı.

-  Süreci çok uzun vadeye yaymaktan da, “Oldu da bitti maşallah” edasına kapılmaktan da kaçınılmalı.

İsmet Özel meselesi şöyle halledilebilir

ŞİİRLERİNİ gürül gürül okumaya devam edeceksiniz.“Evet, İsyan” diyeceksiniz, celladınıza gülümseyeceksiniz, hayatınızı sevgili yapacaksınız, birbirinize “Yıkılma sakın” diye haykıracaksınız.

Dizelerin hakkını vereceksiniz yani...

Sonuna kadar.

Ama olay İsmet Özel’in “Türklük” ile ilgili tezlerine gelince...

İşte orada kulaklarınızı sonuna kadar tıkayacaksınız. Onun “Türklükte başımda duman” havasından, “Namaz kılmayan Türk olmaz” tezinden, “Türk demek Müslüman demek” teorisinden köşe bucak kaçacaksınız.

* * *

Ben böyle yaptım. Ve süper rahatladım.

İsmet Özel meselesi benim açımdan hallolunmuştur. Nokta.

Mağduriyet mübalağası

-  HER cümlene “Bize neler çektirdiler” diye başlarsan...

-  Yattığın 120 günlük hapis cezasını, 120 bin kere tekrarlarsan...

-  Anlı şanlı patronlar etrafında “Emret başbakanım” diye dolaşırken “Bize zenci Türk derler” diye konuşursan...

-  “Bize yarasa demişlerdi” diye kendine acındırırsan...

Çok esaslı bir “mağduriyet mübalağası” yapmış olursun.
* * *

Ve daha kötüsü bugün zulüm görenleri, gereksiz bir motivasyon içine sokmuş olursun.

Adamlar “Böyle giderse 10 sene sonra iktidardayız” diye hülyalar görmeye başlar.

Aman dikkat!

Özdalga’ya beş not

AK Parti’li Haluk Özdalga bana bir adet “tekzip metni” göndermiş.

Kendisine şu beş şeyi hatırlatmakla yetineceğim:

BİR: “Tekzip” metnini bana değil, asıl kaynağına, yani seninle ilgili haberleri yayınlayan gazetelere göndermelisin.

Ben o haberleri gazetelerden aldım.

İKİ: Hayatının hiçbir döneminde “Söz söylenmez sözüm üstüne” dememiş bir gazeteciyle nasıl iletişim kurulmasını öğrendikten sonra bana gelmelisin.

ÜÇ: “Kaliteli gazetecilik” bahsini açmadan önce “kaliteli siyasetçilik” bahsini açmalısın. Dünyanın hiçbir “kaliteli” siyasetçisi, içinde en küçük bir hakaret barındırmayan bir yorum yazısının yazarına telefon mesajıyla hakaretler yağdırmaz.

DÖRT: Bana “tekzip” metni göndermeden önce telefon mesajıyla yazdığın hakaretler için özür dilemesini bilmelisin.

BEŞ: Bana gönderdiğin o “tekzip” metnini, ancak “mahkeme kararı”aldıktan sonra yayınlatabilirsin. Şimdi git ve “mahkeme kararı” getir bana.

Faydasız notlar

-  AZİZ Yıldırım’ın Şenes Erzik’le bir toplantıda yan yana gelmemek için sarf ettiği çabayı anlayışla karşıladım. Çünkü bazen ben de bazı tiplerle yan yana gelmemek için akla karayı seçiyorum.

-  Sinem Kobal, Buse Terim, Burcu Esmersoy, Merve Hasman... Sizde de bunların aynı familyadan geldiğine dair bir algı mevcut mu?

-  Cüppeli Ahmet Hocamız kerimeleri ve refikalarıyla birlikte Boğaz’da balık yemiş... Biri “Lincoln”, diğeri “Cayenne” marka iki araba emirlerine amadeymiş... “Zenci Türk”ten sonra insanın “cemaat imamı” olası geliyor.

X