"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

İki baba

MUSTAFA Balbay 1271 gün önce cezaevine girdiğinde...

Bebeğiyle hepi topu 8 ay aynı çatı altında yaşamıştı.

O sürenin yarısında, oğlu her yeni doğan gibi zaten günün dörtte üçünü uyuyarak geçiriyordu.

Henüz kendini annesinin bedeninin bir uzantısı sanıyordu.

Babası alıp onu göğsünde sevgiyle sıkıştıramıyordu bile, kemikleri kıkırdaktı.

Balbay ondan ayrıldığında, oğlu daha yeni, kucağında başını dik tutmaya başlamıştı.

Daha yeni, kendisini annesinin bedeninden ayrı bir varlık olarak görmeye başlamıştı.

Daha yeni, ağzından tek heceli anlamsız sözcükler çıkıyordu.

Daha yeni, babasının sesini tanımıştı.

***

Balbay cezaevine girdiğinde...

Oğlu...

İlk süt dişlerini çıkardı.

Daha az uyudu.

Beşikte, bebek arabasında destekle oturmaya...

Başını sağa sola çevirmeye başladı.

Emekledi.

İlk adımlarını attı.

Aynadaki yansımasına bakıp güldü.

Kendi adını öğrendi.

“Hayır”
dendiğinde anladı.

Yemek seçer oldu.

Yabancılarla tanıdıkları ayırt etmeye başladı.

İnsanları güldürmekten zevk aldı.

Oyuncağı alındığında sinirlendi.

***

Balbay’ın cezaevindeki ilk yılında...

Oğlu...

Yürümeye başladı.

Eşyaların yerlerini öğrendi.

Kendi kendine yemek yeme denemelerine girişti.

Otobüse, trene bindi.

Sokağa çıktığında insanları, hayvanları, otomobilleri izledi.

Resimli kitapları çevirmeye...

Söz dinlemeye başladı.

İlk kez “Anne” dedi.

Bebekti, artık çocuk oldu.

***

Balbay’ın cezaevindeki ikinci yılında...

Oğlu koşmaya...

Üç tekerlekli bisiklete oturmaya, ayaklarıyla yeri iterek yürütmeye başladı.

Kalemle kağıtları karaladı.

Annesi ve ablasıyla ilişki kuran bir aile ferdine dönüştü.

Duygulandığında, yorulduğunda ve korktuğunda sıkıca annesine sarıldı. Babası yoktu...

İlk arkadaşlıklarını kurdu.

Fotoğraflarda tanıdığı yetişkinleri ayırt etmeye başladı.

Kim bilir kaç kez annesi ona aynı fotoğrafları gösterip “Bu senin baban” dedi...

Durmadan “Kim?” dedi, “Neden?” dedi...

Bilerek değil, bu yaş çocuklarının en sık kullandığı sözcükler bunlar olduğundan.


***

Balbay’ın cezaevindeki üçüncü yılında...

Oğlu çocuk bahçesinde oynadı.

Birkaç çocuk şiiri ezberledi, şarkı söyledi.

Artık o kadar benmerkezci değildi; oyuncaklarını, şekerlerini paylaşmaya başladı.

Annesine defalarca aynı öyküleri okuttu. Babası henüz ona hiç öykü okuyamamıştı...


***

Balbay’ın cezaevindeki dördüncü yılında...

Oğlu merdivenleri koşarak inip çıkabiliyor.

Anlamlı resimler çiziyor, belki bir müzik aleti çalıyor.

Artık farkında, dünya onun isteklerinden oluşmuyor. Başkalarının da hak ve istekleri var.

Renklerin çoğunu tanıyor.

Kavga ediyor, mizah duygusu gelişiyor.

Arkadaşlarını seçiyor.

20’ye kadar ezbere sayabiliyor.

***
Balbay’ın bebeği babasından uzakta çocuk olurken...

Silivri’de bir albayın da...

Genç kızı kadın oldu.

Emekli albay Mehmet Yoleri cezaevindeyken kızı okulunu bitirdi. Mezuniyetinde babası yoktu.

Nişanlandı...

Babası göremedi.

Evleniyor.

Babası göremeyecek.

Bir babaya en çok hangisi koyar, kim bilir...

***

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde der ki...

“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”

Bunları korumak her devletin temel görevi.

Sorumluluk mevkiindekiler bunun farkında.

Cumhurbaşkanı tutuklu vekilleri de Meclis’te görmek istediğini söyledi.

Başbakan’ın “TSK mensupları tutuksuz yargılamalı” demesi boşuna değil.

Ya da Başbakan yardımcısının “Milletvekilleri serbest bırakılmalı” çıkışı.

Hukukçu kimliğiyle bildiğimiz Meclis Başkanı’nın “Tutuklama bir tedbirdir. Tedbir mahkûmiyete dönüşmemeli. Yargıçlarımızın da çıkardığımız yasaların ruhunu iyi anlamaları gerekiyor” sözleri belki bir kez daha okunmalı.

Elbette ki bu davaların yargıçları her şeyin farkında.

Herkesin gördüğünü onlar da görüyor da..

Evet ama yetmez mi diyorlar...

 

X