Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İki Avrupa kavgası

<B>KAÇ </B>tane Avrupa var?<br><br>Soruyu felsefi, dolayısıyla ona uzantı oluşturan siyasi pratik açısından soruyorum. Cevabını da derhal ve kestirmeden vereyim:<br><br><B>‘İ-k-i’</B> tane Avrupa var!

Bazen uzlaşsalar da, hanidir ve hanidir birbirlerine zıt bir kutuplaşma sergiliyorlar.

* * *

EVET hanidir, zira yukarıdaki ayrışma asla yeni değil! Türkiye’yle de hiç ilgisi yok!

Aristo’lara, Erasmus’lara kadar falan çıkmayacağım ama, bu çelişki en azından tá Hümanizma’dan, Rönesans’tan, Aydınlanma’dan beri sürüyor.

İzafi sıfatlardan korkmadan ve yine kestirmeden, her ikisini de adlandırayım:

Birinci Avrupa ‘gerici’, en azından ‘muhafazakár’dır!

Diğer Avrupa ise ‘ilerici’ ve ‘modern’dir!

Ve, her ne oyladığı kararın hiçbir kıymet-i harbiyesi yoksa bile, Kıta’nın adını taşıyan AB Parlamentosu’nda Çarşamba günü şahit olduğumuz ‘Türkiye tartışması’ yukarıdaki zıtlaşmanın aynasını yansıtıyor.

Yani, Strasbourg’daki, Brüksel’deki, Viyana’daki bize ilişkin tartışmalar aslında iç bünyenin ‘Avrupa tartışmaları’na tekabül ediyor ve bir ‘tarihi kutuplaşma’ya uzanıyor.

* * *

ŞÜPHESİZ, ‘Birinci Avrupa’nın, yani ‘gerici’ yahut ‘muhafazakár’ olanının felsefi-siyasi yaklaşımında ‘din faktörü’ önemli bir yer tuttuğu asla inkár edilemez.

Bugünkü konuma girmiyor ama, o dinde dahi Katolik - Protestan eksenin belirleyici olduğunu ve bunun da doğu coğrafyaya yukarı Tuna sınırlı olarak yansıdığını söyleyebilirim.

Fakat hemen ekleyeyim ki, bunu ‘Haçlı zihniyeti’ şiarına indirmek de çok yanlıştır. Zira, ‘iki Avrupa’lar’ arasındaki çelişki aslında ‘imani boyutu’ haydi haydi aşıyor.

Esas itibariyle, ‘akılcılık’la, metafizik bir ‘ruhiyatçılık’ arasında yaşanıyor. Başka bir deyişle, ‘öteki’ni reddeden veya ona mesafeli duran ‘ruhi duyarlılık’ illá Hristiyan temele oturmurmuyor. Hatta, pagan ve kavmiyetçi kökenlerde hayat buluyor.

Nitekim, Heidegger felsefesi de dahil, ‘anti hümanist’ ve ‘anti mantıkçı’ tavırla moderniteyi reddeden; üstelik, kendi doğal uzantısında Hitler’i üreten ‘Alman romantizmi’ ‘káfir’ (!) bir ‘Birinci Avrupa’ kategorisinde yer alıyor.

Ve tabii ki, ‘dini’ yahut ‘pagan’, o ‘Birinci Avrupa’ bizi istemiyor ve istemeyecek

* * *

İKİNCİ Avrupa, yani nüanslarla hem akılcılığın, hem de İseviliğin ‘hümanizma’sından süzülen ‘modernist’ ve seküler Avrupa ise bize açık olan tek kapıdır. Bunu biliyoruz.

Fakat o kapı yalnız bizim değil, bizzat ve bizzat Avrupa’nın da yegáne açık kapısıdır.

AB’deki körler artık görsün ki, Türkiye’yi dışlayacak bir Yaşlı Kıta sırf mecazi anlamda ‘İhtiyar Kıta’ya dönüşmekle kalmaz. Kalmayacaktır.

Orta vadede ‘Kötürüm Kıta’ya, ‘Yatalak Kıta’ya, ‘İnmeli Kıta’ya dönüşecektir.

Bu takdirde ise, fazlaya kalmadan, ya Katolik papazın istavroz çıkartacağı son duayla; ya da putperest büyücünün başucuna koyacağı fetişle, ‘Hakk’ın rahmetine kavuşacaktır’.

İşte, Strasbourg’un ‘Türkiye tartışması’, dolayısıyla ‘Avrupa tartışması’ sırasında gördük ki; aynı yerde aynı gün Alman Şansölye Gerhard Schröder’in ağzından işittik ki; İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dün Ertuğrul Özkök’e verdiği demeçte okuduk ki, ‘İkinci Avrupa’ yalnız modern zamanların ‘Aydınlanmacı - insaniyetçi’ dürtüsünden ötürü değil, yukarıdaki gerçeği saptayan mantıki ‘akılcılığından’ dolayı Türkiye’yi sahipleniyor.

‘Birinci Avrupa’yla dişe diş cebelleşerek, kendi geleceği için de mücadele veriyor.

Zaten, kimin kazanacağı sırf bizim değil, bizzat Avrupa’nın da kaderini belirleyecek.
X