GeriİK/Yeni Ekonomi İş hayatı 40'ında başlasa
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İş hayatı 40'ında başlasa

İş hayatı 40'ında başlasa

Tam zamanlı çalışanların en çok zorlandıkları konulardan biridir iş ve özel hayat dengesini kurmak. Stanford Üniversitesi’nden Psikolog Laura Carstensen, bu konuda ilginç bir fikir ortaya attı. Carstensen, insanların 20’li yaşlar yerine 40’lı yaşlardan itibaren tam zamanlı çalışmaya başlamaları gerektiğini düşünüyor. Biz de kariyer koçlarına, uzmanlara bu öneriyi sorduk.

İş hayatı 40ında başlasaİş ve özel hayat arasındaki dengeyi kurabilmek özellikle tam zamanlı çalışan, aile kurmuş, çoluk çocuğa karışmış bireylerin en çok zorlandıkları konular arasında bulunuyor. Bu şekilde çalışan kişiler bir yandan özel hayatlarına bolca vakit ayırmak isterken, bir yandan da gelir elde etmek için günün büyük bölümünü mesaide geçirmek zorunda. Dünya Ekonomik Forumu’nun internet sitesinde yayınlanan bir makalede bu sorunun çözümüne ilişkin ilginç bir fikir ortaya atıldı. Önerinin sahibi Stanford Üniversitesi’nde insanların uzayan ömürleri hakkında bilimsel araştırmalar yapan psikolog Laura Carstensen. Makaleye göre Carstensen, iş ve özel hayat dengesini kurarken zorluk yaşanmasında ana neden olarak mevcut modeldeki sorunları işaret ediyor. Carstensen, şu an geçerli olan sistemde insanların genellikle okul bittikten sonra 20’li yaşlarda iş hayatına atıldıklarını, birkaç yıl içinde aile kurduklarını, tüm bunların yanında bir de kariyerlerinde başarılı olmaya çalıştıklarını vurguluyor. Bu modelde tam zamanlı çalışan, aile kurmuş, çocukları olan bir kişi ancak mesaisi bitip işyerinden ayrıldıktan sonra ailesine, arkadaşlarına vakit ayırabiliyorlar. Kendisine ayırabileceği bir zaman dilimi ise neredeyse hiç bulamıyor. Carstensen, “Bu model mesai saatleri dışında hayatın diğer hiçbir alanını tanımıyor” diyor.

YENİ BİR MODEL
Artık yeni bir modele ihtiyaç olduğunu savunan Carstensen’in önerisi insanların tam zamanlı çalışmaya 20’li yaşlar yerine 40’lı yaşlarda başlaması. Bu modelde eğitim ve stajyerlik dönemi 40 yaşına gelene kadar devam ediyor. Tam zamanlı çalışmayan ve bütün günü işyerinde geçirmek zorunda kalmayan insanlar, özel hayatları için daha fazla vakit bulabiliyorlar. Dolayısıyla çocuklarına, ailelerine, arkadaşlarına daha fazla vakit ayırabiliyorlar. 40’lı yaşlara kadar eğitimini tamamlayan, aile kuran, iş hayatını da stajyer olarak deneyimleyenler, tam zamanlı çalışmaya bu noktadan sonra geçiyor. Carstensen, hayatın bu şekilde planlanması halinde insanların çalışma hayatının da daha uzun süreceğini savunuyor. Tam zamanlı çalışmaya 40 yaşında başlayan bir kişinin yaş ilerledikçe kademeli olarak yarı-zamanlı çalışmaya geçebileceğini belirten Carstensen, 80 yaşına gelene kadar insanların aktif olarak çalışmayı sürdürebileceğini iddia ediyor.

Carstensen’in önerisinde insanların uzayan ömrünün etkisi büyük. Mevcut modelde 20’li yaşlarda işe başlayan bir insanın kariyeri yaklaşık 40 yıl sürüp 60’lı yaşlarda henüz çalışmaya devam edebilecek durumdayken ansızın bitiyor. Bu noktada bilimsel çalışmalardan bahseden Carstensen, “Araştırmalara göre bugün 40 yaşında olan kadınlar ortalama 45 yıl, erkekler ise ortalama 42 yıl daha iş hayatına devam edebilecek düzeydeler. Bu durumda insanlar artık tüm kariyer ve aile hayatlarını 20’li yaşlarla başlayan birkaç 10 yıla sığdırılmak zorunda değil” diyor. Öte yandan Carstensen, burada işin en zor tarafının mevcut model yerine yeni bir modele geçiş yapmakta olduğunu düşünüyor. Çünkü, önerilen fikir şu andaki sistemden tamamen farklı.

ŞİRKETLER AÇIK FİKİRLİ OLMALI
Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Eda Aksoy, özellikle gelişmiş toplumlarda insan ömrünün önemli derecede uzadığını belirtiyor. Bu durum Aksoy’a göre, kariyerlerin başlangıç ve bitişini mecburen değiştirecek. Esnek zamanlı çalışma modellerinin, iş-aile dengesi gibi kavramların etkisinin son 20 yılda arttırdığını belirten Aksoy, “Ancak, yaşa dayalı ayrımcılık devam ediyor. İleri yaşlardaki çalışanlar, iş olanakları bulmakta zorlanıyorlar” diyor. Aksoy, değişen sosyolojik dengelerin baskısı ile global iş dünyasının bu konularda daha açık fikirli olmak zorunda kalacağını öngörüyor. Eda Aksoy’a göre Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde Carstensen’ın önerilerini dikkate almak için henüz çok erken. Bunun nedenlerinden biri Türkiye’deki işgücü talebinin büyük kısmının fiziksel dayanıklılık gerektiren işlerden oluşması. Yani, bu tip işlerin ileri yaşlardaki insanların çalışması için elverişli olmaması. Bunun yanında, Aksoy’a göre Türkiye’de çalışanların ortalama ücret ve yan haklarının gelişmiş ülkelere göre düşük olması nedeniyle staj ve yarı zamanlı çalışma gibi alternatiflerle kırklı yaşlara kadar aile geçindirebilmek şuan için mümkün değil.

CİDDİ SORUNLAR ÇIKABİLİR
Kariyer Koçu Tamer Akın’a göre Carstensen’in önerisi teoride ideal görünmekle beraber uygulamada ciddi sorunlara yol açabilir. Türkiye gibi genç nüfuslu ülkelerde 20’li yaşlarda yarı zamanlı çalışmak özel hayata zaman ayırma problemini çözebilir. Ancak, bu işten elde edilen gelirle hayatı sürdürürken zorlanma ihtimali çok yüksek. Bunun yanında, Akın’a göre iş hayatı açısından 40 yaşının üzerinde olmak belirli göstergeler açısından önemli olsa da yapılan işin niteliği gereği fiziki açıdan yüksek kondisyon gerektiren işlerde düşük performans yaratabilir. Öte yandan, bu önerinin hayata geçirilmesi 60 yaşlarındaki yetkin çalışanları kendi bünyesinde daha uzun süre tutmak isteyen firmalar açısından yararlı olabilir. Bu gibi düzenlemelerde kişilerin çalışmaya elverişlilik düzeyinin göz önüne alınması gerektiğini vurgulayan Akın, “Emeklilik için belirli koşulların olması önemli. Bunun yanında, 65 yaşında olup da çalışma performansı kabul edilebilir düzeyde olan kişiler için farklı opsiyonlar sunabilen bir sistem yararlı olabilir” diyor.

40’INA GELİNCE YÜZLEŞME OLUYOR
Kariyer ve kişisel gelişim koçu Yasemin Sungur, Carstensen’in özellikle “İnsanların her şeyi birkaç 10 yıla sığdırmaya çalışması” çıkarımı üzerinde durulması gerektiğini düşünüyor. İnsanların 40’lı yaşlara geldiklerinde birdenbire yaşadıklarıyla yüzleştiğini belirten Sungur, özellikle beyaz yakalılarda 2. kariyer gibi kararların bu dönemde alındığını aktarıyor. Sungur, “40’larında 2. kariyer seçen pek çok kişide gözlemlediğim, becerilerini kullandıkları, kararlarına güvendikleri için daha huzurlu bir dönem yaşadıkları” diyor. Carstensen’in önerisinin uygulanabilmesi için sistemde çok büyük bir değişimin gerekeceğini vurgulayan Sungur, bunun da çok zor olacağını öngörüyor. Sungur’a göre Türkiye ve benzeri ülkelerde bireyler düşlerinden, yeteneklerinden çok, kolay iş bulabilecekleri, fazla para kazanabilecekleri mesleklerin eğitimini almayı tercih ediyor. Ancak, sonradan mutsuz oluyorlar. “Ben daha esnek süreçler üzerinde çalışılmasını öneriyorum” diyen Sungur, “Öğrencilik dönemi bireyin kendini keşfetmesine odaklanmalı. Bu dönem insanların potansiyelini fark ederek, beceri olarak hayatında kullanabileceği bir deneyimsel süreç olmalı” görüşünü paylaşıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle