Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İğneden korkan cerrah

İtalya’nın Toscanalı tenor Andrea Bocelli’si varsa, bizim de Şanlıurfalı tenor Ferhat Göçer’imiz var... Bocelli’nin ‘Melodramma’sı, ‘Con te Partiro’su, ‘Il Mare Calmo Della Sera’sı varsa, Ferhat’ın da ‘Aşkların En Güzeli’si, ‘Sevgisiz Olmaz’ı, ‘Dola Dola’sı var...

Bocelli’nin Enrica’sı varsa, Ferhat’ın da Ayla’sı var... Bocelli’nin Amos ile Matteo’su varsa, Ferhat’ın da Şişli Terakki 3. sınıf öğrencisi Yağmur’u ile 4 aylık Can’ı var... Üstelik Bocelli hukukçu, bizim Ferhat ise hem cerrah, hem de konservatuvar opera-şan bölümü mezunu... Ferhat Göçer, son yıllarda sessiz sedasız, aşksız meşksiz bir fenomen oldu. Türkiye’nin neresinde olursa olsun bütün konserleri tıklım tıklım doluyor. Çalıştığı gece kulüplerine günler öncesinden rezervasyon yaptırılıyor. Ferhat Göçer’in limuzini, korumaları, uşağı, aşçısı, villası, yalısı, çiftliği, havası, cakası yok. İkinci eşi Ayla’sıyla Etiler Ulus’ta mütevazı bir bahçe dubleksinde oturuyor. Ayla, yıllar önce işçi olarak İngiltere’ye giden Yozgatlı Göksel ailesinin Londralı kızları. Ekonomi-politika lisansının üstüne London School of Economics’te mastır yapmış, Johns Hopkins ve Harvard üniversitelerine kadar da uzanmış. İki yıllığına Türkiye’ye geldiğinde tanışmış Ferhat’ıyla, 4 yıl önce de evlenmişler. Halen Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı. Ve işte karşınızda, Klasik Batı ve Türk müziğini kendine özgü neo-klasik yorumuyla tek vücutta ortak ruha kavuşturan efsane tenor, Op. Dr. Ferhat Göçer...

Andrea Bocelli ilk çıktığı zamanlarda özellikle Almanya’nın statükocu klasikçileri onu köylülükle suçlamıştı.

- Bana köylü diyemiyorlar da, işi dejenere eden adam diyorlar. Asla bu bir dejenerasyon değil, ben Türk dinleyicisine onun duymak istediği şan tekniğiyle sesleniyorum. Ben klasik şan tekniğiyle Türkçe şarkı okumaya çalışanlardan değilim. Aslına bakarsanız DMC’den çıkan albümümde de pop yaptım. Neo-klasik akımının temsilcisi olarak, orijinal eserlerle popüler klasik müzik yapıyorum. Buna, popüler şarkıları klasik şan tekniğiyle söylemek de diyebilirsiniz. ‘Anadolu Aryaları’ projemiz için İstanbul’dan Diyarbakır’a, Gaziantep’ten İzmir’e, Ankara’ya kadar uzanan konserler gerçekleştirdim. Bu projenin amacı, derin özgeçmişe sahip topraklarımızda bizim ezgilerimizi evrensel senfonik dünya müziği ile kaynaştırmak. Bunun sonucu olarak farklı ve keskin tarzların duysal çatışmalarının yarattığı mucizevi bütünlüğü dünyaya sunmak.

BOCELLİ’DEN ETKİLENDİM

Sosyetenin de gözbebeğisiniz, evlerinde, davetlerinde Türkiye’nin Bocelli’sine konser verdirtmek için birbirleriyle yarışıyorlar.

- Benim adım ilk önceleri böyle duyuldu nedense. Yener Bey, ben sosyete şarkıcısı değilim, ayrıca bu terimden de nefret ediyorum. Çalıştığım gece kulüplerinin kalitesine özen gösterdiğim için, mali bilançoları yüksek oluyor. O zaman da haliyle belli kitleler oraya gelebiliyor, belki de bunun için böyle söyleniyor. Ben bugüne kadar birçok üniversite konseri de verdim, halk konserine de çıktım. Evlerde verilen özel partilerin birkaçına katıldığım doğru, 50-60 kişilik dost davetleriydi. Böyle özel konser yalıda da olabiliyor, konakta da; ekstra fiyatım neyse onu alıyorum. Konserden önce evin yapısına bakıp ses ve orkestra düzenini ona göre ayarlıyoruz. Böyle özel konserlerde maksimum 2,5 saat sahnede kalıyorum. Bana Türkiye’nin Bocelli’si diyen çok, ilk zamanlar benim de idolüm oydu. Bocelli’nin beni en çok etkileyen şarkısı ‘Melodramma’dır.

Op. Dr. Ferhat Göçer acil ameliyat masalarında kim bilir hangi aryaları söylüyordur?

- Bugüne kadar sayısız ameliyat yaptım ama, hiçbirinde şarkı söylediğimi hatırlamıyorum. Fonda düşük volümde çalan müziğin patronu hemşire ve hademelerdir. Onlar hangi radyo istasyonunu seçmişlerse onu dinleriz, başka kimse karışmaz. Konsantrasyonu toparlamamızda müziğin büyük yararı var. Haydarpaşa Numune Hastanesi Acil Servisi’nde sabah 09.00’dan ertesi sabah 09.00’a kadar aralıksız görev yapıyordum. Şimdi sözleşmeli olarak part-time çalışıyorum, duruma göre belki de bir yıllık ücretsiz izin alacağım. Doktorluk maaşım 1.200 YTL civarında. Size biraz da utanarak itiraf ediyorum, sağlığıma, bedenime bakmıyorum. Hayatım boyunca yaptırdığım kan tahlili 1 veya 2’dir. Eskiden iğne olmaktan da korkardım, çok şükür onu atlattım. Ne kendimin, ne ailemin hiçbir ferdinin kanını görmeye tahammül edemem. Eşim parmağını kesse saramıyorum. Ameliyatta kan içinde yüzüyorum, donuma kadar kan oluyor ama, ailemin hiçbir ferdine iğne bile yapamıyorum. Sağlık memuru gelip iğnelerini yapar, ben o sırada binadan dışarı çakırım. İğneci gittikten sonra ben de evime dönerim.

BABASI BELEDİYE BAŞKANI

Ferhat Göçer’in duruşuna, tipine şöyle bir bakınca ‘Kendini Şanlıurfalı sanan bir İtalyan’ diyesim geldi.

- Ailecek Urfa Bozova’nın Yaylak beldesindeniz, bense Birecik doğumluyum. Annem ve babam ilkokul öğretmeniydi, ikisi de emekli olduktan sonra memlekete döndüler. Babam İbrahim Halil Göçer, son seçimlerde Yaylak’a AKP’den belediye başkanı seçildi. Ben 5 yaşındayken annemle babam İzmit’in Samanlı Dağları’ndaki Düzlük Köyü’ne tayin edilmiş. 1985’te İzmit Lisesi’nden mezun olduğum yıl İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandım. Bu arada sosyal faaliyet olarak çeşitli korolarda yer aldım. 1988’de İstanbul Devlet Konservatuarı sınavlarını kazanıp bariton eğitimi almaya başladım. Bir sene sonra ses rengim değişince, egzersizlerle tenor eğitimine geçtim. Bu arada Devlet Opera ve Balesi Korosu’nda da sözleşmeli olarak şarkı söylemeye başladım. Bir yandan da Haydarpaşa Numune’de genel cerrahi uzmanlığı eğitimi alıyorum. Gündüzleri hastanede, geceleri konservatuardayım, derken profesyonel olarak müzik yapmaya başladım.

Timur Selçuk’un ‘Kalamış’ fırçası

‘Yok başka yerin lütfü ne yazdan, ne de kıştan... Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan...’ Ferhat Göçer’in bu şarkıyı söylemeden sahneden ayrılması ne mümkün, seyirci parçalar alimallah. Ama ilk albümünde bu şarkı nedense yok.

- Ercan Saatçi’yle oturup konuşurken ‘Kalamış’ı da albüme almaya karar verdik. Randevu alıp çaldım Timur Hoca’nın kapısını. Beni karşısına oturttu, çok sakin bir ses tonuyla ‘Evladım, sen Kalamış’ı okumak için hazır değilsin’ dedi. ‘Orada burada okuyormuşsun ama, senin Münir babanın şarkılarını okumanı istemiyorum’ diye devam etti. Şok halde dinliyordum; ‘İnsanların seni beğenmesi, alkışlaması o şarkıyı doğru söylüyorsun anlamına gelmez. Senin yerinde olsam asla Türk sanat müziği söylemem. Benim İspanyol Meyhanesi falan var, al onları söyle.’ Timur Hoca’nın hakarete varan bu ağır sözleri yüzünden bir ay kendime gelmedim. Bu yüzden çok ısrar edilmediği müddetçe ‘Kalamış’ı sahnede okumuyorum. Şimdi kafamı Hacı Arif Bey’e taktım.
X