Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İftira ediyorlar yalan yazıyorlar

    Hürriyet Haber
    05.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 05.05.2000 - 00:01

    Gökşin Sipahioğlu Hürriyet'e konuştu

    Yarım yüzyıldan bu yana gazete fotoğrafçılığının en önde gelen isimlerinden biri olan ve dünyanın en tanınmış ajanslarını geride bırakmayı başaran ünlü Sipa Press'in kurucusu, başkanı ve yöneticisi Gökşin Sipahioğlu ile Türkiye'de çıkan ve kendisini son derece üzen haberi, MİT ajanlığı meselesini konuştuk.

    Sipa Press'teki geniş bürosunda günün her saati kulağı dünyadaki olaylara açık olmasına rağmen Türkiye'de olup bitenleri de en ufak detayına kadar izleyen Sipahioğlu'na, ‘‘Bir süredir Türkiye'de yayınlanan bir gazete adınızı da vererek, bazen sizinle konuşulmuş gibi, bazen de başkalarına atfen hem Sipa Press ajansının, hem de sizin MİT tarafından kullanıldığınızı yazıyor. Son olarak da 6-7 Eylül olaylarını, o zaman, İstanbul Ekspres'te yaptığınız ikinci baskıyla provoke ettiğiniz ileri sürüldü, siz ne diyorsunuz’’ diye sorduk.

    Sorumuzu şöyle cevapladı:

    ‘‘Bu asılsız ve dayanaksız haberler gerçekten beni son derece üzdü. 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili bana isnat edilen suçlamalar asılsız olduğu gibi gülünçtür de. Bu iddiayı ortaya atan gazete, haberinde, olayları aktarırken, 'Daha şaşırtıcı olan ise kitleleri vahşete sürükleyen İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskı yayınıdır' diyor.

    ‘‘O zamanlar İstanbul Ekspres'in Yazıişleri Müdürü bendim ve ikinci baskıyı da ben yaptım. İkinci baskı yapmaya karar verdiğim haber, ilk önce radyodan, sonra da Anadolu Ajansı'ndan bize ulaştı. Haberde, Selanik'te, Ata'nın evinde, bomba patladığı söyleniyordu.

    ‘‘Ben haberi görünce, hemen ikinci baskı yapma kararını verdim. Arkadaşlara büyük bir Atatürk resmi bulmalarını söyledim. Manşet kalıpları rahmetli Hakkı Usta ve gazetenin o dönemdeki İdare Müdürü Oğuz Şeren tarafından hazırlandı.

    ‘‘Kağıt sıkıntımız olduğu için hemen gazetemizin sahibi Mithat Perin'e ikinci baskı yapacağımızı haber verip, işe giriştik. Acilen resim bulundu ve üç sütuna koydum, haberler yazıldı.

    YUNAN HÜKÜMETİ’NİN AÇIKLAMASINI KOYDUK

    ‘‘Tabii o zamanlar en önemli şey klişeydi ve klişeleri dışarıda yaptırıyorduk. Bu yüzden, acil olaylarda, ben bile Cağaloğlu'na gidip klişeleri alırdım. Daha çabuk kuruması için bazen güneşe tutardık. O gün de Atatürk'ün resmini yaptık ve olayı manşetten büyük puntolarla 'Atamızın evi bomba ile hasara uğradı' başlığıyla vererek birinci sayfayı hazırladık.

    ‘‘Tam baskıya girecekken Yunan Hükümeti'nden bir açıklama geldi. Açıklamayı 'Yunan resmi tebliği' başlığı ve 'Atina: Bu işi yapan, hakiki bir Yunanlı değildir' spotuyla verdik. Altına da, 'Aziz Ata'nın hatırasına girişilen bu sefil tecavüzden sonra, dostumuz Yunan Hükümeti'nin İçişleri Vekili bir tebliğ yayınlamıştır' diye yazıp sayfanın ortasına koyduk. Ardından Atina Büyükelçiliğimizi de arayıp, 15.30'da haberi teyit ederek, bu açıklamayı da birinci sayfadan spotla verdikten sonra baskıya geçtik.

    ‘‘Biz, acaba, 'Dostumuz Yunan Hükümeti' diyerek mi provokasyon yaptık? Gülünç olan budur.’’

    Sormaya devam ediyoruz: Peki, aynı gazetede, ‘‘Atatürk'ün evine ait fotoğrafın 4 Eylül'de çekildiği ve Selanik Başkonsolosu'nun eşi tarafından Türkiye'ye getirilerek 5 Eylül günü, İstanbul Ekspres'in Yazıişleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu'na teslim edildiği’’ iddiası yer alıyor. Yani olay çıkması için önceden hazırlandığınız ve gazeteyi daha önce bastığınız iddia ediliyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

    Sipahioğlu, 45 yıldır bozulmasın diye iki cam arasına sıkıştırıp çerçeveleyerek itina ile sakladığı, 6 Eylül 1955 günkü, ikinci baskı gazeteyi getirip gösteriyor:

    ‘‘Bu gazetenin birinci sayfasında görüldüğü gibi, Ata'nın evinin resmi değil, bizzat kendi portresi var. Gazetenin diğer sayfalarında da spor dışında zaten fotoğraf yok. Peki, nerede başkonsolosun eşinin olaylardan önce getirip bana verdiği iddia edilen fotoğraf? Yani bir yalan yazarken bari arşivlerdeki gazeteye baksalardı.’’

    Bir soru daha:

    Gazetenin bir gün önce, provokasyon amacıyla, 290 bin adet basıldığı ve 6 Eylül akşamı, iki saat içinde, göstericiler tarafından kapışıldığı iddia ediliyor. O yılların teknik seviyesinde bu kadar gazete basılabiliyor muydu, Tirajınız ne kadardı? Gökçin Sipahioğlu, sorumuzu tebessüm ederek cevaplıyor:

    ‘‘Bize yöneltilen iddialarda, gazetenin bir gün önce basıldığı söyleniyor, öyle olsaydı, bir gün sonra, saat 14.00'e doğru yapılan Yunan Hükümeti'nin açıklamasını, ardından da 15.30'da Atina Sefareti'mizden telefonla aldığımız haberi nasıl sayfaya koyabilirdik?

    ‘‘Tamamen uydurma bir haber. İstanbul Ekspres'in o zamanki 40 yıllık Alman rotatifi ile saatte en fazla 7 ile 8 bin gazete basılabilirdi.

    ‘‘Dolayısıyla İstanbul Ekspres'in baskı sayısı en önemli olaylarda bile 20 bini geçmez, geçemezdi. Bu iddiayı ileri süren gazetenin verdiği rakam en çılgın hayallerin bile ötesinde.

    ‘‘290 binlik baskıya yetecek ne gazete kağıdı, ne bu kadar kağıdı güpegündüz Babıali'ye taşıyacak kamyon, ne İstanbul Ekspres'in mütevazı binasında bu kadar kağıdı depolayacak yer, ne de bu kadar gazeteyi satacak müvezzi vardı.

    ‘‘Bizi suçlayan haberde, ikinci baskıyı 3 saat sonra verme becerimizden söz ediliyor. Aslında bunu her zaman 1,5-2 saat gibi bir sürede yapardık. Çünkü baskının daha uzun zaman alması gazetenin satışa çıkmasının gecikmesi, yani elde kalması demekti. O gün, üç saat sürdüyse Yunan Hükümeti'nin bildirisine yer verdiğimiz ve Atina'yı telefonla aradığımız içindir. 6-7 Eylül olaylarıyla tek ilişkim sadece bu ikinci baskıyı çıkarmaktır. Bu gün de bir gazetenin başında olsam ve buna benzer bir olayla karşılaşsam aynı şeyi yapacağımdan kimsenin kuşkusu olmasın.’’

    Dünya basınının manşetlere taşıdığı ve en tanınmış dergilerin kapak yaptığı usta gazeteci Sipahioğlu kendisine yöneltilen suçlamalara sert tepki gösterdi: ‘‘Ülkemin bir gazetesi ve benimle konuşmadan haber yapmayı başaran bir gazeteci beni sırtımdan hançerledi. Görüşüm alınmadan adeta yargısız

    infaz yapıldı.’’

    Demirkent: Yazacağım

    YENİBinyıl Gazetesi'nin Nezih Demirkent'le yaptığı röportajı yayınlamasından sonra Sipa Press'i MİT'in kurup kurmadığı yolundaki iddialara yönelik tartışmalar devam ediyor.

    Artık bu konuyla ilgili konuşmak istemediğini belirten Demirkent, ‘‘Yazacağım, başka çarem kalmadı’’ dedi. Demirkent, ‘‘Yazınızda, bildiğiniz isimleri açıklayacak mısınız?' sorusuna ise ‘‘O da benim bileceğim iş’’ diye yanıt verdi.

    SİPA'nın adını kendisinin vermediğini yineleyen Demirkent, ‘‘‘Ergun Babahan, Mehmet Güç'le görüştü' diyor. Ne günü, nerede görüşmüşüm? Bu çocuğu bir tanıyayım. Ben Mehmet Güç'ü tanımıyorum’’ dedi. SİPA Press'e yönelik tartışmayı ‘sakız çiğnemek' olarak niteleyen Demirkent, ‘‘Sakız çiğnemek istiyorsanız, muhatabı ben değilim. Ben 'başkaları da var' diyorum, niçin onları araştırmıyorsunuz?’’ diye konuştu.

    BABAHAN: HABERİH DOĞRULUĞUNDAN EMİNİM

    Dünya Gazetesi Sahibi Nezih Demirkent'in ağzından Sipa Press'in MİT tarafından Gökşin Sipahioğlu'na kurdurulduğu iddialarıyla, ‘basındaki MİT'çiler' tartışmasına yeni bir boyut getiren Yeni Binyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, ‘‘Haberin doğruluğundan eminim. Nezih Bey, bunları bana da anlattı ve anılarında yazacağını söyledi’’ dedi.

    Demirkent'in kendisine, yazılmamak kaydıyla daha ‘derin, detaylı bilgiler' verdiğini anlatan Babahan, Gökşin Sipahioğlu'nun Yazıişleri Müdürü olduğu İstanbul Ekspres Gazetesi'nin 6-7 Eylül olaylarını provoke ettiğine yönelik iddialarının ise Beyazıt Kütüphanesi'nde buldukları iki ayrı kitapta yer aldığını söyledi. Babahan, ‘‘Bu kitaplardan birinde, olaylardan önce gazetenin sahibi Mithat Perin, Yazıişleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu ile dönemin başbakanı Adnan Menderes veya İçişleri Bakanı'nın bir araya gelerek, gazetede neler yayınlanacağını konuştukları yer alıyor. Kitaplar yıllar önce çıkmış, dava konusu da olmamış. Yalanlanmamış da’’ dedi.

    Demirkent'in konuşmasının bant çözümünün, haberi yapan muhabir Mehmet Güç'te bulunduğunu belirten Babahan, sorunun Sipa sorunu değil, gazetecilik mesleğinin etik sorunu olduğunu söyledi. Babahan, çok genç olmamasına rağmen Akajans'ın varlığını Nezih Demirkent'in söylediklerinden sonra hatırladığını da belirtti.

    Gökşin Sipahioğlu'nun ‘Görüşüm alınmadan yargısız infaz yapıldı' iddilarına ise Babahan, ‘‘Kendisi bize yardımcısı Zafer Bey aracılığıyla, demeç vermeyeceğini söyledi’’ diye yanıtladı.

    Sipahioğlu: Her şey belgeli

    ‘‘Bu ikinci baskı nedeniyle bir de mahkemelik oldunuz değil mi, sonuç ne oldu?

    ‘‘Beraat ettik, ne olacaktı, yaptığımız her şey gazete kağıdı üzerinde belgeli. Olaylar başladıktan sonra, ben Yazıişleri ekibiyle 72 saat gazeteden çıkmadan haberleri yetiştirdik. Daha sonra hakkımızda dava açıldı ve mahkemeye çıktık.

    ‘‘Hatırladığım kadarıyla mahkemede benimle birlikte bazı talebe cemiyetlerinin idarecileri de sanıklar arasında bulunuyordu. Kıbrıs Türk Cemiyeti kurucularından Nezih Demirkent ve Orhan Birgit de mahkemedeydi. Sorgu sırasında arkamda bir genç vardı. Hakimin sorusuna 'Ben bir şey görmedim, orada değildim' cevabını verirken, ben ayağa kalkarak 'Hakim Bey, yalan söylüyor' dedim. Zira gazetemiz için fotoğraf çeken arkadaşlar, bana onu göstererek 'Kilise'yi yakın' diyenin o olduğunu söylediler, dedim.

    ‘‘Sanıyorum o genç bir öğrenci lideriydi. 6-7 Eylül olaylarının birdenbire büyüyüp çığrından çıkmasının nedeni asker ve polisin harekete geçmekte 24 saat gecikmiş olmasıdır. Zamanında bir müdahale tarihimizin bu karanlık sayfasını önlerdi. Bu artık herkesçe kabul edilmiş bir gerçektir.

    ‘‘İddialar arasında, 6 Eylül'ü MİT'in tertip ettiğini belirttiğim ve bu 'Tek cümlelik itirafın' dışında soruların hiçbirine yanıt vermediğim ileri sürülüyor. Tertip söylentileri olaylardan kısa bir süre sonra yayıldı. 6-7 Eylül döneminin İstanbul Valisi ve 1960'larda İsviçre Büyükelçimiz olan Fahrettin Kerim Gökay bana Bern'de verdiği bir mülakatta da bunu doğrulamıştı.

    ‘‘Yani herkesin bildiği bir gerçeği 40 yıl sonra yinelemiş olmamı 'İtiraf' diye tanımlamak abes.’’

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı