"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

İddianame kabul; işte mahkemenin kararı...

OLEA Sativa hakkındaki hüküm açıklandığında, birbirine girdi salon. Flaşlar patladı ardı ardına.

Aylardır kamuoyunu meşgul eden bu önemli davanın sonunda “Nebatat Mahkemesi”, sanığın “kökü kurutularak” ölüme mahkûm edildiğini açıkladı. Oysa daha az önce, çok çarpıcı bir savunma yapmıştı:

“Ailem, kültür tarihine damgasını vurmuş bitkilerin başında gelir” diye başladı söze. “Sofraya gelene kadar her zevkin ve tercihin nazına oynadığım yetmedi mi?” diye sordu ardından. Sesini zaman zaman yükseltiyor, mahkeme heyetinin üstüne üstüne gidiyor, adetâ hesap soruyordu: “Kâh iğneyle deldiler, kâh taşla ezdiler beni bu salona getirilene kadar. Tuzlu sularda beklettiler; bazen ağırlıkların altında buruşturdular yüzümü. Bazen de nice baharatlarla tütsülediler; yalan mı? Özellikle Ege’de, ‘zeytinyağlı mutfağı’ denilen bir damak çeşnisi yaratıldı. Gurmelerin, bir mutfağa benim adımı lâyık gördüklerini hanginiz inkâr edebilirsiniz?” dedi ve soluklandı biraz. Bostan’dan bozma mahkeme salonunda çıt çıkmıyordu.

“Bir gün, daha olmadan topladılar beni... Acılığımı gidermek için kireç suyuna yatırdılar. ‘Limon ve rezene katılmış salamura’da bekletip ‘yeşil zeytin’e çıkardılar adımı... Beni tanıyanların dünya görüşünde yarattığım farklılığı önemsiyorum. Bana baktığınızda, çatalın ucundaki ‘mütevazı’ renkten fazlasını görebilmelisiniz. Toplumumuzda, yaşama sevincini ve pozitif düşünceyi, bir zeytin tanesinin iddiasız varlığıyla bağdaştırabilenler, hiçbir zaman çoğunlukta olamadı, biliyorum. Kalabalıklar, ‘dinlemenin ötesine geçip, duymayı başaramadılar, bunun da farkındayım’. Bu dava, benim gibi, dogmalara tek başına kafa tutanları yaşatmamak amacıyla açılmıştır; işte buna hakkınız yok...”

Seyirciler arasındaki dalgalanma, fasulye’den jandarmaları da hareketlendirdi. Biri balkabağı, diğer katırtırnakları arasından seçilmiş üyeler birbirlerine baktılar. Ağır ceza reisi bir şalgamdı ve her daim kıpkırmızı olan yüzünden duygularını anlamak mümkün olmuyordu. İddia makamında oturan hıyar da ne yapacağını şaşırmıştı. “Dalı bile, ‘barışın simgesi’ sayılmış bir bitkiye haksızlık ediyorsunuz” diye bağırdı ön sıradan biri. Herkes, başını isyan eden kerevize çevirmişti ki, bu kez de patlıcan gürledi: “Sadece yaprağından nice ilaçlar üretildi; ayıptır be! Bu onurlu ailenin adı Lokman Hekim’in reçetesinde bile geçer...” Yanındakine dert yandı nane: “Onu anlamadılar; özgürlükle beraber, estetiği de yok etmeye çalışıyorlar. Zamanında, benim de limonata ile gayrımeşru ilişkim olduğu iftirasını yaymadılar mı?”

Bar taburesindeki adam, elindeki gazeteye şöyle bir baktıktan sonra, “Bir martini kokteyl istiyorum” dedi ve devam etti: “Haberi gördün mü? Öldürdüler göz göre göre, hiçbir şey yapamadık. Onunla beraber ağız tadımız da eksilecek. Yeşil zeytinsiz martini olur mu birader?” Barmen, kadehin kenarına limon kabuğunu yerleştirirken, “Olmaz tabii” der gibi salladı başını. Göz ucuyla etrafı kolaçan etti. Tezgâhın altına eğildi. Usulca bir “yeşil zeytin” bırakıverdi kadehin içine ve ekledi: “Siz son şanslısınız...” Müşterinin gözleri hayretle büyüdü: “Nereden buldun bunu? Peki gazetedeki haber...” diye üstelemeye kaktı; eliyle “sus” işareti yaptı barmen.
 
İçkisini yudumlayan adam, az önce yan tarafa bıraktığı gazetenin bir gün sonraki manşetini daha bilmiyordu. Ertesi sabah herkesle beraber öğrendi gelişmeleri. “Yeşil zeytinin son isteğini açıklıyoruz” diyordu gazete; “Son dakikalarımı bir martini kadehinde geçirmek istiyorum” demiş. “Araya hatırlı siyasiler girince isteğinin kabul edildiği ve beş yıldızlı otellerden birine nakledildiği söyleniyor. Akıbeti bilinmiyor...”

X