"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

İçimizdeki seyyah yazın ortaya çıkar

NEDENSE yaz geldiğinde, son zamanlarda hepimiz bir gezi krizine tutuluyoruz.<br><br>Çocukluğumda böyle miydi?

Hayır.

Kışlıktan yazlığa gidilirdi, yaşanılan şehri gezi amacıyla terk edenler çok azdı.

Cogito’nun (*) Turist: Modern Çağın Seyyahı? başlıklı yeni sayısında Oğuz Demiralp, Mahzen Yolcusu’nda, dünden bugüne seyahat duygumuzun tarihini, seyahat sözünden dün neyi anladığımızı, bilhassa onu etkileyen kültürel değerleri özetliyor:

“Klasik Osmanlı mahalle kültüründen gelenler için gezmek, sınırları aşmak demektir. Çünkü neredeyse ömrünün tümünü mahallede geçirmek olağandır onlar için. Evde oturmak erdemdir. Mahalle sokaklarında bile fazla sürtmemek, işsiz güçsüz dolaşmamak gerekir. Mahalle sakini uzakların çağrısını duymaz pek. Onun ufku mahallenin tinsel iklimidir. Sade bir düzen içinde sevdikleriyle birlikte yaşamak yeter ona. Gel gör ki, tarih izin vermemiştir Osmanlı mahallesinin sonrasızca sürmesine. Düzen değişmiş, o mahalleler kendilerini hayatın kenarlarına itilmiş bulmuşlardır.”

Yazdığı İstanbul üçgenini ben de bilirim:

Alemdar Sineması Divanyolu’ndaydı (şimdi yerinde yeller esiyor), Gülhane Parkı, İstiklal Caddesi’ndeki Atlantik Birahanesi. Gerçekten de gezi coğrafyası kısıtlıydı.

Turist ile seyyah aynı mı? Gezmek amacıyla keşfetmek amacı eşdeğer bir düşünce mi? Artık yeryüzünün keşfedilecek yanı kaldı mı?

Evet önceki yılların bazı yazarları, filozofları da aynı kentte, aynı mahallede yaşamadılar mı? Bugün de bizde ve yabancılarda böyleleri var.

* * *

MÜNİR GÖLE, Uzak Bir Balıkçı Köyünü Susmak’ta; gezmenin insan yaşamını nasıl değiştirdiğini, her şey hakkında yeniden düşündürdüğünü bir örnekle veriyor. Bir balıkçı köyüne niçin gittiğini, oradaki küçük otelin sahibinin yaşamöyküsünün etkisinde kaldığını belirtiyor:

“(...) Rio de Janeiro ile Sao Paolo’ya eşit mesafede yağmur ormanlarının ortasında, en yakın kent olan Paraty’ye otuz kilometre uzaklıkta bir balıkçı köyünü anlattı. Klişelerin ötesinde bir resim çizdi bana. Bir de küçük otelden söz etti, sahibinin hikâyesini anlattı: Çokuluslu şirketlerden birinin Sao Paolo’da üst düzey bir yöneticisi olan Fransız delikanlı, yeni görevi için Londra’ya atandıktan sonra işten başını kaldırıp görme fırsatı bulamadığı Sao Paolo yakınlarını gezmek için bir hafta izin alır. Yolu bu balıkçı köyüne düşer ve köyün yolu bittikten sonra tırmanılan patikanın ucundaki metruk eve vurulur. Onun yolculuğu ve kariyeri o gün biter. Hayat önünde yeni bir kapı açmıştır. Delikanlı da o kapıdan girer.

Fransız delikanlı, bir iki yıl boyunca elinde ne var ne yoksa harcar ve bu evi on odalı bir konaklama yerine dönüştürür. Çevre yağmur ormanları koruma altında olduğundan ve imar izni verilmediğinden dünyadan kopmuş bu küçük balıkçı köyünden başka bir yere böyle bir yatırım yapmak zaten mümkün değildir. Meraklısının bulabileceği, öyle turizm acenteleriyle işi olmayan bir yerdir onun mekânı.”

* * *

YUKARDAKİ alıntıların tamamını ve dergideki diğer yazıları okuduğunuzda, gezmek için epeyce gerekçe bulmuş olacaksınız.

(*) Turist: Modern Çağın Seyyahı?, Cogito, Yapı Kredi Yayınları -Üç aylık düşünce dergisi, Sayı: 59 / Yaz 2009

X