"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

İçimdeki Sibel Can

Nereden aklıma geldi, ne alaka bunu düşündüm hiçbir fikrim yok.

Zaten şu ara neyi nasıl yapıyorum bilmiyorum. "Koyveeer gitsin Yoncacım!” dedim, çok şükür gidiyoruz bakalım. Bazen insanın böyle dönemleri oluyor. Canım takılmak istiyor boş boş.

 

Dönelim şimdi başlıkla alakalı konumuza.


Hani insan birden bir laf eder ve altında kalır ya; artık çok geçtir ve diyecek sözün kalmamıştır ve olan olmuştur, dönüşü yoktur ve yiğitliğe kaka sürdüremeyeceğin için devam etmekten başka çaren de kalmamıştır ya…

 

Hah işte! Bana da öyle oldu işte.

 

Eşimin yaşgünü için arkadaşlarımıza haber saldım: “Kadınlar "Sibel Can" olsun, erkekler de "Kadir İnanır"” diye.

 

“Hay demez olaydım, ne yapacağım ben şimdi?” dediğimde, artık çok geç olmuştu bir kere. "Sibel Can" olacaktım artık. “Sibel Can” olmak da her ne demekse tabi! Ama olan olmuştu ve beni aldı bayağı derin bir düşünce. Hani bir ümit, aklıma bir fikir gelir diye ben de başladım deli gibi Sibel Can dinlemeye...

<ı>...

<ı>inatçıyım derdim çok
dostum çok hiç dermanım yok
ah ne zaman bu ayrılık pek yaman

<ı>neler çektim bu dünyada

<ı>El’mi yaman ben’mi yaman
bu devird kimse sultan değil
hükümdar değil bezirgan değil
bu kadar güvenme hiç kendine
kimse şah değil padişah değil

...

"Ha gayret kızım Yonca..." dedim, uğraştım didindim bir şeyler yaptım. Bir elbisem vardı onu azıcık elden geçirdim. Sırtındaki ipleri kestim, omuzdan askılarını yokettim, yırtmacını dikişlerinden söküp derinleştirdim, kemerini çıkarttım ve sahne kostümüne benzettim kendimce. Saçıma en okkalı topuzu kondurdum. Makyajımı sahne ışıklarına yaraşır hale getirip kaşlarımı da azıcık koyulaştırdım kalemle. Son noktayı da, gözlere mavi atmatik lens takarak koydum.

 

Size yemin ederim ben kendimi tanıyamadım.

 

Ama çok eğlendim!


Akşam bize gelen arkadaşlarıma da inanamadım. Meğer hepimizin içine sahne tozu kaçıkmış. Meğer hepimiz dünden hazırmışız içimizdeki sahne kadınını çıkarmaya… Peruklar, makyajlar, elbiseler, ayakkabılar derken; amanın aman ne biçim manzaralar çıktı ortaya.

Hele o Kadir İnanır’lar! Anlatamam ne çok farklı karakteri vardı ortada; Ağa halinden tutun, jön haline, tır şoföründen, ata binenine…

 

Arada böyle yaratıcılıklar iyi geliyor hepimize bence.

 

Hem kafayı dağıtıyorsun, hem de eğleniyorsun kendini o halde görünce.

 

İçindeki ötekini çıkarmak azıcık rahatlatıyor mu insanı ne...

 

Neyse ne!


Maksat mutlu günleri paylaşıp arttırmaksa...

 

Kılıktan kılığa girerim seve seve!

 

Yonca

“yoncaCan”

İçimdeki Sibel Can

X