Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İç ve dış olaylar

Serdar TURGUT

Bugün tek bir konu üzerinde yazmayacağım.

İçerde ve dışarda o kadar önemli gelişmeler oluyor ki, bunları bir gün bile ertelemeden yorumlamam gerekiyor.

O nedenle bugün almış olduğum kısa notları size aktaracağım.

Anlayacağınız bir tür ‘oradan, buradan’ köşesi olacak bu.

***

Almanya'daki seçimi Kohl kaybetti.

Yapılan yorumlar,‘Almanya’daki açların oylarının sosyal demokratlara gittiği' yolunda.

Buna ben de katılıyorum.

Ancak diğer yorumculardan ayrıldığım bir nokta var.

Onlar Almanya'da açların sayısının artmasını çeşitli sosyal ve tarihsel nedenlere bağlıyorlar.

Halbuki bence neden çok daha farklı.

Almanya'da açların sayısı bence Almanya'daki sınırlı yiyecek stokunun büyük bölümünün Kohl'ü doyurmak için yönlendirilmek zorunda kalınmasıyla artmıştı.

Bir türlü doymak bilmeyen ve en favori yemeği domuz bağırsak zarına sarılmış yağda kızartılmış domuz eti olduğu bilinen Kohl, makamının imkânlarını sonuna kadar kullanarak, memleketteki yiyecek stokunu kendi çıkarlarına yönelik tüketti.

Aç kalan insanlar da son seçimde bunun öcünü fena halde aldılar.

Meseleyi karmaşık analizlerle yorumlamaya çalışmaya gerek yok, olay bu kadar basit.

Tabii olayın bir başka olumlu yönü daha var.

Biliyorsunuz Almanya'da başbakanların kilolarının açıklanması yasak.

Çünkü başbakanların kilolarıyla ilgili bilgiler devlet sırrı kapsamına alınmış durumda.

Yemin ediyorum, atmıyorum, gerçekten olay böyle.

Dolayısıyla dünya halkları yarından itibaren uzun yıllardır merak edilen bir konuyu da öğrenecekler, çünkü Kohl'ün kilosu artık devlet sırrı olmaktan çıktı.

Benim tahminime göre o 180 kilo filan ama tabii fotoğraflarda zayıf çıkıyor da olabilir, belki yanılıyorumdur.

***

Kohl şimdi ne yapacak?

Başbakanlık gitti. Parti liderliğinden de istifa etti.

Aktif bir yaşama alışmış olan bir insanın şimdi emekliliğe zor alışacağı söyleniyor.

Bu şekilde düşünenler modern dünyanın dinamiklerinden tamamen bihaberler.

Bu yazının yazıldığı saatlerde Kohl'ün emekli olmasına en fazla sevinenler Hollywood'daki prodüktörler.

Eskiden Godzilla filan gibi filmlerin yapımına milyonlarca dolar para harcanıyordu.

Çünkü özel efektler pek pahalıydı.

Ancak bundan sonra Godzilla türü filmler artık çok ucuza gelecek.

Çünkü bu filmlerde Kohl, sadece kostüm giyerek başrolü oynayacak.

Ve tabii ki bundan sonraki hayatı başbakanlık dönemine göre çok daha renkli geçecek.

***

Hollywood denilince halen sinemalarda oynamakta olan ‘Melekler Şehri’ adlı film aklıma geldi.

Başta Kohl olayı ile yazıya girmeseydim bu film ile ilgili görüşlerimi de yazacaktım.

Ancak filmde hakaret edilecek o kadar çok yan var ki, bundan sonra yazmam gerekenleri kalan yere sığdırmam mümkün değil.

O nedenle bununla ilgili görüşlerimi bir başka gün, belki de yarın, tam yazı olarak sunacağım.

***

Hafta sonunda yayınlanan ve bence son derece yararlı bir sosyal fonksiyona hizmet eden magazin dergilerinden bir tanesinde ilginç bir haber vardı.

Çağla adlı bir kızımız ile ilgiliydi bu.

Çağla hayatında hiçbir zaman iççamaşırı giymediğini açıklamış ve şöyle devam etmiş:

‘Bundan sonra da ilkelerimden taviz vermeden yaşamımı sürdürmeye kararlıyım’

Anlamadığım nokta şu.

Acaba kızımızın ilkeleri iççamaşırı giymemekten mi ibaret?

Bu böyleyse demeç hayli tutarlı ve son derece de ilginç.

Ancak hayat ilkeleri çok daha farklı konuları kapsamaktaysa, o zaman onun iççamaşırı katiyen giymiyor oluşundan bize ne?

***

Avcılar semtinde bir hipermarkette kaşar peynirinin bir kilosu 990 bin liraydı.

Bizim mahalle de ise bir kilo kaşar peyniri bir milyon 250 bin liraya satılıyor.

Şöyle bir hesaplama yaptım:

Yazarlığı tamamen bıraksam. Gazeteden de istifa etsem.

Meslek olarak peynir tüccarlığını seçsem.

Kaşar peynirini Avcılar'dan alıp bizim mahallede satsam.

Kısa sürede hem gazetede 10 yılda aldığım maaşın tümünü kazanırım.

Hem de stresim çok daha az olur.

Başımda genel yayın yönetmeni filan da olmaz. Sorunsuz, gül gibi geçinip giderim. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Tabii bu olayda son derece meçhul kalan bir nokta daha var.

O da benim hangi amaçla Avcılar semtine gitmiş olduğumdur.

Onu da açıklamak isterdim aslında.

Ancak o olay başlı başına bir uzun yazı konusu olacak kadar derin ve zengin bir olaylar yumağı.

Belki başka bir gün bunu da yazarım, bilemiyorum artık.

***

‘AMA’ kelimesi gündelik yaşamdan kaldırılmaz ise bu memlekette demokrasi katiyen olamaz.

Yani bu memlekette insanlar:

- Laikliğe biz de inanıyoruz AMA...

- Fazilet Partisi tabii var olacak AMA...

- Herkes fikirlerini özgürce ifade edecek tabii ki AMA...

- Ordu siyasete karışmaz AMA...

- Seçimler yapılacak AMA...

- Serdar da tabii ki tek başına gezebilir AMA...

- Basın özgürlüğüne biz de inanıyoruz AMA...

- Recep Tayyip'e yapılan yanlış AMA...

Demeyi bırakmadıkça...

Biz iflah olmayız.

Bilmem bunu da anlatabiliyor muyum?













X