Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İç düşman sendromu hiç değişmedi

DEVLET devlete karşı. Savcı, savcıyı dinletip dosya hazırlıyor, Adalet Bakanlığı, Yargıtay’ı dinletiyor.

Asker askerin konuşmalarını kaydediyor, alt üstü, üst altı izliyor izletiyor.

Hepsi de aynı devletin, aynı ülkenin kurumları.

Zaten bildim bileli, bu ülkenin istihbarat kurumları da öncelikle kendi vatandaşlarını izlemiştir.

İç düşman, dış düşmandan daha tehlikeli görülmüştür ve vatandaş, sistemi ya da hükümeti her zaman devirme potansiyeli yüksek bir suçlu olmuştur iktidar kimdeyse onun gözünde.

Dün de böyleydi, ne yazık ki bugün de öyle.

Dün kullanılan yöntemler, bugün de demokratikleşme adına piyasaya rahatça sürülüyor.

İç düşman sendromu hiç değişmiyor. 

Darbeciler ile AKP’nin yöntemleri kesişiyor.

Buna ister demokrasinin subjektif yorumu, ya da keyfiliğin dik alası deyin, “iktidar için her şey mübahtır” anlayışı devam ettikçe Türkiye’nin demokratikleşmesini beklemeyin.

AYIKLAMA DEĞİL DEMOKRASİ

BAKIN Başbakan Erdoğan, önceki gün ne diyordu?

“Kurumlarımız arasında yanlışları olanları, lekeli olanları da asla barındırmamamız lazım. Bu, silahlı kuvvetlerimizde olabilir, bu diğer güvenlik örgütlerimizde,d evletin diğer tüm birimleri içinde olabilir. Ne kadar yanlış tipler varsa, yanlış insan varsa bunları devlet olarak ayıklamamız lazım ki yarınların Türkiye’si güçlü bir devlet eliyle kurulsun.”

Tamam da, yanlışları yanlışlarla, lekeyi lekeyle temizlemek mümkün mü?

Mesele yanlış insanları “ayıklamak” değil, demokrasinin kuralları ve kurumlarıyla tam olarak çalışmasını sağlayacak hukuki altyapıyı oluşturabilmek.

O zaman doğal “ayıklanma” zaten olacaktır. Tek tek adam ayıklamak ise neye göre ve nasıl yapılacaktır, Allah korusun? 

Bırakın demokrasi düşmanlarını, görevini kötüye kullananları bağımsız yargının adaletine. Çünkü hukuk devleti, ne darbe girişimlerinin peşini bırakacak, ne darbe sempatizanları ile uzlaşmalara tahammül edecek, ne de kendisine yönelik baskıları sineye çekecektir.

NEDEN BAĞIMSIZ YARGI

TÜRKİYE’de yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı. Darbe dönemlerinin ardına sığınmasınlar sakın, bu kara dönemleri izleyen sivil iktidarlar dün de, bugün olduğu gibi boşluklardan ve laçkalıktan istifade etmeyi köklü adalet reformlarına tercih ettiler.

Bugün ortaya çıkan manzara, devletin temelini sarsıyor ama yerine bir alternatif göstermiyor. Eğer yarının Türkiyesi’ni güçlü bir devletin eliyle kurmak için önce eskisinin yıkılması gerektiği hesapları yapılıyorsa bu çok tehlikeli. Çünkü eski yöntemlerle yeni ve güçlü bir devlet kurmak mümkün değil ama eskisini daha beter bir hale getirmek çok mümkün. Bunun anlamı da açık. Dışarıdan gelen rüzgarlara dayanıksız totaliter bir rejim.

Açılımlara hazırlanan Türkiye hedefi ile taban tabana zıt olan bu durum derhal değişmeli.

Demokratik açılımların tek güvencesi, iktidarın lütufları değil, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığının garantisidir.

X