Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İç barış yoksa başarı zor

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, dünkü konuşmasıyla bir kez daha gösterdi ki, ne Suriye konusunda ne de terörü önlemede kimsenin desteğine ihtiyacı yok.

Kendinden ve alınacak sonuçtan çok emin olsa gerek, Suriye’de zafer namazının çok yakında kılınacağının haberini verirken, terör konusunda atılacak adımların başında BDP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasını saydı.

Başbakan ülke için can yakıcı bu iki sorunda da, “Şu noktadan buraya geldik, bundan sonra da şunlar olacak, sorunlar şöyle çözülecek” demek yerine, muhalefetle medyayı ‘ihanet’ dahil en sert sözlerle eleştirme  yoluna gitti.

KAÇIRILMA DAHİ KAVGA NEDENİ

Başbakan’ın suçlamaları yenilir yutulur türden olmadığı için bir kez daha, “Demek ki terörü yenmek için iç barışa o kadar ihtiyaç yok” diye düşündük. 

Sonuçta, AKP’nin Hakkâri il başkanının kaçırılması sonrası çıkan tartışma dahi, bu mücadelede umut değil umutsuzluk kaynağı oluyor.

Sorun ülkeyi sıkıştırdıkça siyaset kurumunun dili sertleşiyor.

Doğrusu Erdoğan’ın dünkü konuşması bu konuda yeni bir zirve yaptı.

Umalım, terör bu şekilde yenilmiş olsun ve Başbakan haklı çıksın.

Ancak, toplumun geniş kesimlerinin temsilcilerini sürekli PKK ile yan yana göstermenin kime ne kazandırdığı ciddi bir sorudur.

Başbakan’ın sözleri daha çok tartışılacaktır, ama terörle mücadelenin kazanılması için bırakın iç barışı, dışarıda da en geniş ittifak gerek.

Suriye ve İran’la ilişkilerde gelinen nokta ortada, ama Başbakan’ın Suriye’de zaferin yakın olduğunu açıklaması önemli.

Erdoğan’ın, kendinden gayet emin görünmesi de çok başarılı bir politika, ancak kendisini dinlerken İsrail ile ilişkiler aklıma geldi.

Çünkü, İsrail’in hem terör hem de Suriye konusunda önemli bir bariyer olduğunu iktidar temsilcileri dahi kabul ediyor.

İktidarın sözcüleri yaşanan gerginliğin ardından İsrail’in hem terör hem de dış politika konularında farklı pozisyon aldığını ifade ediyor.   

O nedenle Mavi Marmara gemisi sonrası ilişkilerin tamamen koptuğu İsrail ile gerginliğin daha ne kadar sürdürüleceği merak konusu.

İSRAİL İLE TEMAS OLASILIĞI

Uluslararası camia için de aynı merak söz konusu ve bir çözüm isteniyor.

Başbakan Erdoğan’ın, olimpiyatların açılışı nedeniyle gittiği Londra’da, 27 Temmuz’da İngiltere Başbakanı David Cameron ile yaptığı görüşme de bunun bir kanıtı.

Heyettekilerin izlenimine göre, pek de beklenmedik bir şekilde ve sırada Cameron, konuyu gündeme getirdi, İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesinin gereğinden söz etti.

Sonrasında Türk heyetinin bunu, “Eğer bu konu, burada da önümüze çıkıyorsa, demek ki karşı tarafta böyle bir talep var” diye değerlendirdiğini belirteyim, ama görüşmenin devamı da ilginç.

Başbakan, Cameron’un bu sözlerine Türkiye’nin bilinen talebi ile yanıt verdi.

Yani, İsrail’in özür dilemesi, katledilen Türk vatandaşları için tazminat ödemesi ve de Gazze’ye ablukayı kaldırılması halinde barış mümkün.

Ancak bu görüşme sırasında ve sonrasında İngiltere üzerinde, sonuncu şartın ölüm kalım meselesi olmadığı yönünde bir izlenim bırakıldığını da söylemeli.

İşte o izlenim nasıl bir yankı verdi, İngiltere harekete geçti mi, İsrail ile Türkiye arasında bir ilişki kuruldu mu, bilemiyorum, bekleyip göreceğiz.

Bu arada, İran’la ilişkide henüz bir ilerleme olmadığını, Meclis Başkanı Ali Laricani’nin hükümet temsilcilerine açıkça söylediği, “Suriye bizim için her şey, düşmesine izin veremeyiz” sözünün geçerliliğini koruduğunu belirteyim.

 

X