Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İbrahim Tatlıses’in hocalığının perde arkası

İBRAHİM Tatlıses’in Bahçeşehir Üniversitesi Plato Uygulama Merkezi’nde ‘hoca’ olması haberine İbrahim Tatlıses bile şaştı. Tatlıses televizyon kameralarına şöyle diyordu: ‘Ne ders vereceğim orada ben ya... Benim ders almam gerekirken...’

İbrahim Tatlıses’in bile şaşırdığı habere başkalarının da şaşırması, eleştirmesi çok normal. Peki İbrahim Tatlıses niye şaşırmış, ‘hoca’ olduğundan haberi yok muymuş? Bilinmiyor...

Sinan Çetin ‘ulvi’ bir düşünceyle Plato Film Stüdyoları’nın yanında dört katlı bir bina alıyor ve burayı sinema, müzik, dans sevdalılarının ‘yaparak-öğrenecekleri’ bir uygulama merkezine dönüştürüyor. Çetin, eğitim programlarını tasarlamak için Bahçeşehir Üniversitesi’nin çevre eğitimi sertifika programları uygulayan kurumu Sürekli Eğitim Merkezi (BÜSEM) ile işbirliği anlaşması yapmak istiyor.

Anlaşma imzalanırsa Plato’nun ismi BÜSEM Plato Uygulama Merkezi olacak. Buraya kayıt olan öğrenciler de Plato’da uygulama merkezinde senaryo yazarlığı, ışıkçılık, kameramanlık, yönetmenlik, ses sanatçılığı, dans gibi konularda sertifika programlarına katılacaklar. Anlaşma imzalanma aşamasında iken nasıl oluyorsa oluyor, (Sinan Çetin ‘benim bilgim dışında’ diyor), İbrahim Tatlıses’e biri gidip ‘gelip birkaç saat katılımcılarla deneyimlerini paylaşır mısın?’ diye soruyor. Bu soru dönüp dolaşıp ‘İbrahim Tatlıses Bahçeşehir Üniversitesi’ne hoca oldu’ haline geliyor.

Sonuç? BÜSEM ile Plato Uygulama Merkezi arasında imzalanacak anlaşma askıya alınıyor. Artık Plato Uygulama Merkezi’nin önünde iki yol var. Ya başka bir üniversitenin Sürekli Eğitim Merkezi ile işbirliği yapacak ya da Milli Eğitim Bakanlığı’ndan sertifika programları için izin alacak.

Ya İbrahim Tatlıses? Plato Uygulama Merkezi’ndeki ‘hoca’ rolü devam edecek mi? Bu, bazılarının bu olaydan aldığı ‘derse’ bağlı...

Tarım Bakanlığı’na ne gerek var

TARIM ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, tarım sektörünün AB ile müzakerelere hazırlığı konusunda ‘Kapıdan süt alma alışkanlığını örnek göstermiş ve demiş ki: ‘Benim hazır olmam değil toplumun hazır olması lazım. Yani apartmanda bile hala kapıdaki sütçüden süt alıyorsanız sorun devam ediyor demektir.’

Tarım ve Köy İşleri Bakanı Eker haklı. Sorun ‘açık süt’ konusunda devam ediyor. Türkiye’de satılan sütün neredeyse yüzde 75’i hálá açık süt. Bu orana da, neredeyse 75 yılda geriledik.

Açık kırmızı et, açık tavuk, açık hindi konusunda da sorun devam ediyor. Bu ürünlerin de hala yüzde 75’i hijyenik olmayan ortam ve yöntemler satılıyor.

Sorun sokakta, marketlerde, bakkallarda satılan diğer açık ürünlerde, hatta ne idüğü belirsiz ‘ruhsatsız’ ürünlerde de sürüyor.

Sorun otellerin, lokantaların ‘ruhsatsız’ ürünleri alıp insanları kandırmaları konusunda da devam ediyor. Tarım Bakanı, bu sorunların çözümünü topluma bıraktığına göre, sorunlar bir yüz elli yıl daha devam edebilir. Belki iki yüz elli yıl daha...

Sorunları toplum kendi başına çözecekse, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na ne gerek var?

Giresunlular çok kızgın

CUMARTESİ, pazar Giresun’dayım... Fındık üreticileri neredeyse üzerime saldıracak. Çok kızgınlar... Bir kısım basının fındık üreticilerini ‘uluslararası birkaç fındık simsarı’ karşısında yalnız bıraktığını hatta yanlı davrandığını düşünüyorlar.

Geçen sene Giresun’da don olduğu için bir avuç bile fındık alınamamış... Bu yıl da ‘uluslararası simsarların lobi faaliyetleri’ ile fındık fiyatları düşme eğilimine girince moraller iyice bozulmuş. Fındık fiyatları dünya piyasasında belirlense, Giresun’lu fındık üreticileri de Fiskobirliğe yüksek fiyattan fındık satmış olsalar, bu nedenle de ‘kazıkçı’ olarak suçlansalar bir şey demeyecekler.

Onları kızdıran Türkiye’nin dünya fındık fiyatlarını belirleme gücüne sahip olduğu halde ‘sadece kendi cebini düşünen simsarlar’ sayesinde düşük fiyata mahkum edilmeleri. Aralarındaki konuşmalardan anladığıma göre Giresunlu fındık üreticileri basına karşı bir eylem hazırlığı içinde. Dilim döndüğünce yatıştırmaya çalıştım ama dinleyecek gibi görünmüyorlar. Bekleyelim görelim bakalım.

Sanal reklamlar da ‘doğal’ olmalı

KURTLAR Vadisi içine yerleştirilen Çaykur ve Pepsi Cola’nın sanal reklam uygulamalarını beğenmedim. Çok ‘kör gözüm parmağıma’ olmuşlar. Bu kadar ‘gözüne sokarak’ yapılan sanal reklam ‘bumerang’ etkisi yapabilir, markaya zarar bile verebilir. Zaten reklam özünde ‘doğal’ olmayan bir olgu, bir de ‘kabak gibi’ göze sokulunca itici oluyor. Daha ‘doğal’ olmak lazım.

Bu arada ‘sanal reklamların’ düzenlenmesi konusunda Avrupa Birliği ülkelerinde de, Türkiye’de de yasal bir boşluk olduğunu söyleyelim. Sanal reklamlara bir düzen getirmek isteyen sektörlere çok zarar vermeden teknolojiyi nasıl yönetebileceğini bilen yok.

Garanti’den toz bezli anımsatma

GARANTİ Bonus uzun süre kartını kullanmayanlara küçük bir toz bezi göndermiş. Kartlarının tozunu alsınlar diye. Çok zeki bir iletişim... Kartını kullanmayanlara ‘sıkı’ bir anımsatma... Bonus Card sahibi Melih Zafer Arıcan’ın da ‘espri’ hoşuna gitmiş... Ama ‘Bana niye gönderdiler anlamadım?’ diyor. Arıcan, üç ay önce kartını kaybettiğini Garanti’ye bildirmiş, yeni kartı eline ulaşmadığı için de kullanması mümkün değilmiş... Buradan ne sonuç çıkarıyoruz? Doğrudan pazarlama uygulamalarında hedef yığın olarak seçilse de ayrıntıya inip tek tek müşteri analizi yapılması şart! Siz insanları ‘yığın olarak görebilirsiniz’ ama onlar kendilerini asla o yığının parçası olarak görmüyorlar. Aman dikkat!

ÇEKİRGELİK

Çıkar at peçeyi, yeri göğü aydınlat, bu maddi dünyayı cennetten daha çok parlat.

(Zeyneb Hatun)
X