"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

İBB sitesinden dış basına imza kampanyası...

İBB’nin yazışmalarının yapıldığı elektronik posta sisteminden, ‘Taksim Gezisi’ ile ilgili olarak yönlendirici ve tahrik edici bir metin gönderilmiş arkadaşlarına...

Mesaj, belediyenin üst düzey görevlilerinden birine ait. Aynı Başbakan’ın mitinglerinin duyurulduğu ve metronun sabaha kadar çalıştırıldığı gibi bir olay.
Dün bu mesaj tartışma konusu oldu. Bazı kişiler, bu metnin gönderilmesini desteklerken, bazı kişiler de devletin resmi elektronik posta adresinden böyle tarafgir bir propaganda metninin, hele medyaya yönelik eleştirilerin gönderilmesinin sakıncalı olduğunu ileri sürdü.
Ancak “Belediyeye siyaset girmemeli” kuralı ihlal edildiği ortada.
Bu metin şöyle:
“Gezi Parkı ile ilgili olayları medyanın veriş şekli malum. Burada ağaçların kurtarılmasından öte bir şeylerin kotarılmak istendiğini hepimiz biliyoruz. Türkiye medyasının daha önce de bu tür operasyonları olmuştu. Dolayısıyla onların tavrı şaşırtıcı değil. Ancak Batı medyasının bu olay karşısındaki tavrı olağanüstü taraflı. Yıllardır takip ettiğimiz BBC bile kaynağı belli olmayan haberleri gerçekmiş gibi verebildi. Batı medyasının bu tutumuna karşı sesimizi duyurmak ve tepki vermek için bir şeyler yapmamız lazım. Aşağıdaki bağlantıda BBC, CNN ve USA Today başta olmak üzere Batılı medya kuruluşlarının editörlerine gönderdiğimiz ve aynı zamanda bir imza kampanyası olarak başlattığımız bir metin var.
Sizlerden bu metne imza koyarak destek vermenizi bekliyorum. Ayrıca mümkün olduğu kadar geniş kitlelere duyuralım.
Selam ve dua ile...”
Büyükşehir’in tüm bürokratları buradan yazışıyor, ilgili raporlar burada yayınlanıyor.
Size ‘yandaşlık’ garip gelmiyor mu? Buna ‘partizanlık’ denilir. İşte paylaşılan metin:
www.change.org/tr/kampanyalar/bbc-cnn-and-usa-today-accurately-report-events-concerned-with-gezi-park-in-turkey

Sabahki tam Oscar’lık

TAKSİM’de bu sabah (dün) Oscar’lık bir oyun sergileniyor: 2.5 saattir topu topu 25-30 kişilik bir grup polise molotofkoktelli ile saldırıyor, TOMA’lar da onlara göstermelik olarak suyu sıkıyorlar. Öyle de enteresan bir tesadüf olmuş ki, tüm naklen yayın kameraları molotof atan grubun tam üstünde, molotofları nasıl tutuşturup nasıl attıklarını yakın plan çekimde izleyebiliyorsunuz. 16 gündür molotof yokken ortada, değerli(!) medyamızın tam da bugün, hem de molotofçu vatandaşları(!) en güzel gösterebilecek bir konumda yerleşmiş olmaları da büyük bir habercilik başarısı olsa gerek...
Sahnelenen bu muhteşem gösteride yer alan tüm aktörleri kutluyor, 2013 Oscar törenlerinde kendilerini kırmızı halı üstünde görmeyi diliyorum.
Nafiz GÜVENÇ

Akşamki gaz farklıydı

İSTANBUL Valisi Hüseyin Avni Mutlu’ya; sabahtan sempatik tweet’ler attınız, akşam saatlerinde polislerinizle ağır ‘gazlama’ yaptınız. Bu gaz daha önce sıkılanlara hiç benzemiyordu, çok yoğundu. Herkes sarsıldı ve evlerine kaçmak zorunda kaldı. Gençleri kandırıp hayallerini yıktınız. İ.Ü. Rektörü Yunus Söylet, kimya hocalarına bu gazın tertibini inceletmeli, çünkü bazılarının üzerinde eskisi gibi yazılar yoktu.
Aysun ONUR

AKP’deki CHP’liler Başbakan’a direniyor

AKP’nin aykırı sesleri artıyor. Başbakan’a çıkışan üç isim de eski SHP-DSP ve CHP kökenli üyeler.

1) İzmir Milletvekili Erdal Kalkan, tweet’lerde “Yeter! Söz gençliğin... Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... Önce insan... Özgür insan, örgütlü
toplum, demokratik devlet”
mesajlarını atıyor. Nâzım Hikmet’in “Yüreklerin kulakları sağır. Hava kurşun gibi ağır. Bağır bağır bağır. Bağırıyorum. Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum” sözünü paylaşıyor ve kendisine istifa et çıkışlarına karşı da “Zamanı geldiğinde kimsenin kuşkusu olmasın gereğini yaparım” demişti.

2) AKP İstanbul Milletvekili Ziraat Yük. Müh. İbrahim Yiğit’in Amerika’da yayınlanan New York merkezli Posta 212 gazetesinde yayınlanan söyleşisinde, Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarına karşı takındığı sert tavrı eleştirdi. Bu metin dün yerli internet sitelerinde yer aldı. Yiğit’in çıkışı şöyle:
Başbakan eleştiriler karşısında sinirleniyor. Yüzde 50’yi tutuyorum diyor. Türkiye’de içsavaş mı çıkaracaksınız, insanlar birbirlerini mi öldürecekler?
Başbakan kucaklayıcı olmalı. Toplumda herkes eşit mesafede durmalı. Ama düzelir bunlar.
Yine restoranlar açık, bahçeler açık, yine her tarafta insanlar rahatlıkla içebilecek. Bu yaşam biçimidir, kimse kimseye karışamaz.  
3. köprüye Yavuz Sultan Selim isminin koyulmasını yanlış buluyorum. Ben Aleviyim ve AK Parti’den milletvekiliyim. Başbakan hep toparlayıcı, bütünleştirici, herkesi kucaklayıcı konuşmalar yapardı ve biz en ufak bir rahatsızlık duymazdık. Fakat Yavuz Selim, Çaldıran olaylarında 40 bin Alevi’yi öldürdü. Dolayısıyla ismi köprüye koymaları çok yanlış oldu. O kadar güzel isimler var ki, Yunus Emre’yi koy, Mevlânâ’yı koy. Hatta Sayın Başbakan kendi ismini koysaydı.

3) İZMİR Milletvekili ve eski Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da, Gezi Parkı olaylarındaki tutumu nedeniyle üstü kapalı olarak hükümetin ve Başbakan Erdoğan’ın tutumunu eleştirmişti. “Yanlıştan dönmek gerekiyor. Çünkü tabanda ciddi şikâyet var. Başbakan keşke empati yapsaydı.”

Biliyor musunuz

İZZETTİN Doğan’sız Cem Vakfı bildirisinde, ‘adı pek çok islam ülkesinde pek de hayırla yad edilmeyen’ YSS’nin adının 3. köprüye verilmesinin doğru olmadığını belirtilerek, bu isme karşı Alevi ve Sünni vatandaşların habercem.com sitesinde açılan ‘hayır kampanyası’na katılmasının istendiğini; YSS’nin yerine Mimar Sinan, Mevlânâ, Yunus Emre’nin isimlerinin önerildiğini...

Yargıçlardan Başbakan’a mektup

TARİHTEKİ gerici bir ayaklanmanın simgesi olan Taksim Topçu Kışlası’nın yeniden inşaası ve AVM yapımı için, anıtsal yeşil alan olan Taksim Gezi Parkı’nın yeniden düzenlenmesi projesinin gerçekleşmesi yolunda şahsınızın gösterdiği ısrar ve çabalar; İstanbul’da, Ülkenin ve Dünya’nın değişik yerlerinde düzenlenen örneği görülmedik toplantı ve gösterilerle protesto edilmektedir.

Her sınıftan, yaştan, meslekten, kökenden, düşünceden, inançtan insanın ortak irade ve paylaşım duygusu içinde katıldığı bu gösteriler; anlaşılmaz bir hırsla, ölçüsüz şiddet uygulanarak dağıtılmak istenmekte, polis kuvvetlerinin geri çekildiği yerlerde ise daha vahim sonuçlar yaşanması önlenmektedir.

Bu gösterilerde aşırılık gösterip kamu, kurum ve kişilere ait mallara zarar verenlerin eylemleri ise elbette ki kesinlikle onaylanamaz.

Bu toplantı ve gösterilere, toplumun barışçıl ve bugüne kadar tepkisiz kalmış kesimlerinin de yoğun ilgi ve duyarlılık göstermesi, başta siz olmak üzere hepimizi düşündürmelidir.

Tepki ve protestoların bu yoğunluk ve yaygınlıkta yaşanmasının nedenleri, hepimizce sorgulanmalıdır.

Tarihi bir sorumluluğun gereği olarak, biz gördüklerimizi, düşündüklerimizi söyleyelim:

- “İdeolojik, marjinal olmak” gibi sığ söylemlerle, kendinizden farklı düşünenleri ötekileştirip susturmaya çalıştınız.

- “Dinin emrettiğine neden karşı çıkıyorsunuz” türü ifadelerle, herkesin sizinle aynı inanç ve algılara sahip olması mecburiymiş gibi yaklaşım göstererek, başkalarının hukuk ve sosyal yaşam kurallarını kendi inanç referanslarınıza dayandırmayı alışkanlık hâline getirdiniz.

- Kendinizden görmediklerinizin iş, kariyer, özgür ve güvenli yaşam alanlarını gittikçe daralttınız. Parti referansı olmadan taşeron işçisi olmayı bile imkânsız hâle getirdiniz.

- Maksatlı, tek yanlı ağır vergi cezalarıyla; özgürlükçü, çok sesli basını, sesini çıkaramaz, demokratik işlevini yerine getiremez hâle getirdiniz.

- Batık gazeteleri devlet kurumları eliyle yandaşlara devredip iktidarınızın “hık deyicileri” yaptınız.

- Birkaç kadeh veya ne kadar içiyorsa içsin, içki içenleri “ayyaş-alkolik” diye aşağıladınız.

- Alkollü araç kullanmayı kabahatten cürme terfi ettirip hapisle cezalandırma niyetine girdiniz.

- Sigara içerek iyi bir şey yapmayan, ama asıl kendisine zarar verenlere, “gidin zehir odalarında için” diyerek kafes canlısı muamelesi yaptınız.

- Kentsel dönüşüm, imar planı değişimi gibi adlar altında birilerine tatlı rantlar sağlayan, beton yığını sitelerle, plazalarla, AVM’lerle her yeri doldurup fakirlik-zenginlik çelişkisini insanların gözüne gözüne soktunuz.

- 5-10 yıl öncesinde hiçbiri yokken şimdi milyon TL’lerini nereye harcayacaklarını şaşırmış, iktidarcı dinsel kimliklerini kartvizit yapan, sonradan görmelerle etrafı doldurdunuz.

- “Başörtülüler dışlanıyor, ötekileştiriliyor” yakınmalarınızı, başı açıkları dışlayarak, ötekileştirerek giderdiniz.

- Devlet okullarında okuyan çoğunluğun çocuklarını, yetersiz kadro, donanım koşullarına, geçim zorluğu çeken öğretmenlerin bıkkınlığına terk ederken, nitelikli eğitim-öğretimi yüksek gelir sahiplerinin ayrıcalığına dönüştürdünüz.

- Artık iktidarınızın, bakanlıklarınızın, belediyelerinizin arzu ve taleplerine aykırı pek az yargı kararı çıkmasına rağmen, Taksim Gezi Parkı’yla ilgili “yürütmeyi durdurma” kararında olduğu gibi aleyhe çıkan tek tük mahkeme kararını bile sindiremeyip “maksatlı” buldunuzu beyan ettiniz; “sonunda yine de bizim dediğimiz olacak” diyerek yargıyı, hukuk devletini hiçe saydınız.

- Adalet Bakanınızın Müsteşarı eliyle oluşturulan yeni HSYK kararlarıyla, yargıyı tepeden tırnağa yeniden dizayn ettiniz; Yargıtay üyeliklerinde, özel görevli mahkemelerde nerdeyse size aykırı gelecek tek bir yargıca, savcıya yer vermediniz.

- Darbe planlarına katıldıkları iddiaları çerçevesinde adları öne sürülenlerden yargılanmadık, tutuklanmadık, en üstten en alt rütbeye kadar asker, bürokrat, akademisyen, gazeteci, sivil bırakmadınız. Kalabalık iddianame sayfalarına rağmen birçoğunun hangi terörist fiilleri işledikleri konusunda kamuoyuna somut bilgi aktarımında bulunmadınız.

- Genelkurmay Başkanı’nın, hükümet aleyhine internet sitelerini yayına sokarak “terörist şiddet yöntemleriyle hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan” özel görevli mahkemede yargılanmakta olmasını sorgulamazken, MİT Müsteşarınız için çok çabuk çözüm ürettiniz.

- Kesin delillere dayalı mahkeme kararıyla, “33 askerin şehit edilmesinin baş sorumlusu olduğu” sabit olan bölücü bir terörist şefinin, başka suçların failleri olan şahısların dahil olduğu kimi gizli tanıkların beyanlarıyla, üst düzey görevler yapmış insanların ağır suçlarla çok kolay suçlanmasına zemin hazırlayan düzenlemeler yaptınız.

- Tarihin en karanlık ve umutsuz günlerinde dahi Vatanın ve Ulusun umudu ve kurtarıcısı olmuş Türk ordusunun binlerce onurlu subayını, bu dava-tutuklama kaosu süreci içinde büyük bir moral, güven yıkımına uğratırken, ayaklar altına alınmış onurlarından başka bir şey düşünemez hâle getirdiniz.

- Halkın hiçbir onayını almadan, şehit yakınlarının ve gazilerin yaralarını yeterince sarmadan, yasal alt yapı oluşturmadan, kendi ordumuzun tutsak komutanlarına göstermediğiniz müsamaha ve anlayışla, bölücü terör örgütüyle müzakereler yaptınız.

- Bu ülkenin her zaman asli unsuru olmuş milyonlarca Alevinin; “herkesin Sunni kurallara göre inancını yaşaması mecburiymiş” gibi “sapkınlık” olarak aşağılanmasına, hakarete uğramasına onay veren sözler sarf ettiniz.

- Bu aşağılama pervasızlığı üzerine; Alevi akıncıları ve yeniçerileri fetihten fetihe koşturup İmparatorluk topraklarını 2,5 kat büyütürken, diğer yandan 40 bin Alevi Türkmeni katleden bir padişahın adını “en uygunu bu” diyerek 3. Boğaz Köprüsüne vermeye niyetlendiniz.

- “Yasama, yürütme, yargı erklerinin, kendi içlerinde ve birbirlerine karşı ayrı görev ve sorumlulukları olmasını” ifade eden, “Devlette kuvvetler ayrılığı” ilkesini, “herşeye ilk önce ve en son kral karar verir” mantığına dayalı “kuvvetler birliği” ilkesine dönüştürmek isteyerek, “başkanlık despotizmi” tehlikesiyle toplumu son derece kaygılandırdınız.

- TV dizilerinin senaryolarını, oyuncu kıyafetlerini eleştirip baskılayıp değiştirecek, “kaç çocuk sahibi olmaları gerektiğini” söyleyecek kadar her konuya müdahil olarak, insanlarda özgürlüklerinin gırtlağına çöküldüğü duygusu yaratmaya başladınız.

- Kurucu önder Atatürk’ü getirdiği Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik kimlik ve ilkelerini pek benimseyemediniz; Sık sık çıkmaya başlayan mazeretleriniz nedeniyle katılamadığınız Milli bayramları, bayram gibi kutlamamıza da izin vermediniz.

- Kendi savaşımız olmayan Suriye’de çıkan iç savaşta, Meclis kararı bile olmadan “fiili savaş tarafı” oldunuz.

-İleride belki de onbinlerce, yüzbinlerce çocuğumuzun canına mâl olacak, on yıllarca sürecek bir savaşa girmemize heveskâr olarak, geleceğe dair kaygılarımızı artırdınız.

- İktidarınız yenilendikçe, halkınıza daha yüksekten ve uzaktan bakmaya başladınız.

- “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın” hadisini unuttunuz, eski Yunan tanrıları gibi davranmaya başladınız.

- Ve daha sıralayabileceğimiz pekçok gönül ve umut kırıcı şeyler yaptınız.

Ama siz maalesef bunların tek birini dahi görmediniz, kabul etmediniz.

Sanki, bizler sizin kullarınızmış gibi düşünmeye ve davranmaya başladınız.

Bu halkın düşünce ve iradesi, bir süre önce hararetle alkışladığınız başka ülkelerin meydanlarında toplanan halkların düşünce ve iradelerinden, çok daha demokratiktir, çok daha meşrudur ve çok daha az marjinaldir.

Siz bu halkın barış, özgürlük, güven içinde yaşama ve geleceğe umutla bakma duygularında travmalar ve korkular yarattınız; Onun için bardağı taşıran damlalardan birinin, Gezi Parkı’nda kesilen ağaçlar olmasına da çok şaşırmamak gerekir.

YARGIÇLAR SENDİKASI

Taksim Dayanışma’dan Başbakan’a: Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz

“Taksim Gezi Parkı’na 14. günde, Gezi Parkı için direnenlere yanıt yine polis panzeri ve gazla geldi! 10 gün önce sabah 05.00’te Gezi Parkına yapılan polis baskını ile bugün yapılan arasında sadece saat farkı bulunuyor. Bu kez 07.00’de yapılarak fark yaratılan polisin Taksim’in fethi harekatında yine onlarca yaralı ve toplumu endişeye sevk eden bir polis ablukası var. Polis ablukasının olduğu yerde demokrasiden, diyalogdan söz edilemez.

Taksim Dayanışması’nın yurttaşlarımızın ortak dileği haline gelen taleplerine hiçbir yanıt verilmemişken, İki haftadır omuz omuza her türlü dayanışmayı gösteren Gezi Parkı direnişçileri arasında parkçı-marjinal ayrımı yapılmasından medet umuluyor. Kimse parkına ve yaşamına sahip çıkanları ayrıştırmaktan medet ummasın. Biz bir arada durmaya ve haklı, meşru taleplerimizi dayanışma ile örmeye devam edeceğiz.

Oysa, Taksim Gezi Parkı’nı betonlaştıracak proje ortaya çıktığı günden bu yana kamuoyu oluşturma adına mücadele eden, parkına ve meydanına sahip çıkan, iş makinalarının önüne yatan, parkta sabahladığı için polis şiddetine maruz kalan; gece gündüz Taksim başta olmak üzere ülkenin her yanında parkı ve yaşam alanlarını savunanlara yönelik polis şiddetini kendisine yapılmış olarak kabul eden milyonlarca yurttaşımızın duygu ve taleplerini yansıtan TAKSİM DAYANIŞMASI olarak; mücadelemizin karalanmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere, Taksim Dayanışması heyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la görüşmüş ve taleplerini kendisi aracılığıyla hükümete iletmiştir. Bu görüşmenin ardından iletilmiş taleplere dair hiçbir açıklama yapılmamışken yeni ve nasıl oluşturulduğu belirsiz bir heyetle görüşmek, samimi bir diyalog çabasından ziyade kamuoyunu yanıltmaya ve milyonların günlerdir ülkenin dört bir yanında haykırdığı meşru ve demokratik taleplerin altını boşaltmaya yöneliktir. Bu gün yapılan polis çıkarması ise iktidarın niyetini ve halka karşı tutumunun en açık ifadesidir.

Talepler ortadadır. Muhatap bellidir. Taksim Dayanışmasıdır.

İki haftadır, şiirleri, şarkıları ve sloganlarıyla bir arada halay çeken, kadını genci, lgbt bireyi, emekçisi, inananı ve inanmayanıyla Taksim gezi parkı ve alanında demokratik tepkisini gösteren yüzbinlerin, başta Kızılay olmak üzere ülkenin 77 ilinde sokakta talepleri haykıran milyonlarca yurttaşımızın taleplerini reddeden, kendi yurttaşlarını tehdit eden, alternatif mitingler düzenleyerek toplumsal kutuplaşmayı arttırmaya çalışan AKP iktidarından endişeliyiz.

Parka karşı beton kışla, toplumsal barış talebine karşı polis saldırısı ve alternatif miting dışında somut adım atmayanların çok büyük bir vebal altına girdiklerini kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.

Bir kez daha yinelemek istiyoruz. Parkına ve yaşamına sahip çıkanlarla polisi karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Gözaltına alınanları serbest bırakın, iki haftadır süren polis şiddetinin sorumlularını görevden alın ve ilk ve en temel talebimiz olan Gezi Parkı’nın 1 metrekare olsun betonlaştirilmayacağını, park olarak kalacağını resmi olarak açıklayın...

Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında sahip çıkılarak meşruluğu tartışılmaz bir hal alan, açtığımız davalar ve uluslararası evrensel hukuk kriterleri açısından da en temel insan hakları ve demokrasi kriterleri açısında hukukiliği tartışılamayacak olan taleplerimizin takibinde ısrarcıyız.

Gezi Parkına, Taksime sahip çıkan gençlerin, meydanları dolduran kadınların, gece gündüz nöbet tutanların, evinden kalbiyle destekleyenlerin yani halkın talepleri karşılanana kadar, toplumsal barışa yönelik adımlar atılıncaya kadar buradayız. Taleplerimiz görülünceye, somut adım atılıncaya kadar parkımıza ve meydanlarımıza tüm yurttaşlarımızla birlikte büyük bir dayanışma ile sahip çıkmaya devam ediyoruz.

Saat 19.00’dan (dün) itibaren taleplere sahip çıkanları bekliyoruz.

Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.

TAKSİM DAYANIŞMASI

 

 

 

 


 

X