Gündem Haberleri

GÜNDEM

    İbadet için zaman ayıralım

    Doç. Dr. Nihat HATİPOĞLU
    03.10.2007 - 00:00 | Son Güncelleme:

    İslám, hayatın her sahasında kolaylaştırmayı esas alır. Zorlaştırmayı ise hoş görmez. Yüce Allah’ın isteği, temiz, imanlı, dengeli ve düzenli bir hayat için insanı eğitmektir. Bunu yaparken de insanı bir robot gibi cebri (zorlama) fıtrat üzerine değil, ihtiyári (hür iradeli) fıtrat üzerine yaratmıştır. Onun için de iki yol göstermiştir: İyi ve kötü.

    İyiliğin karşılığı Allah’ın rahmeti, sevgisi ve nimetleridir. Kötü yolun karşılığı ise rahmet ve mağfiretten uzak kalmaktır.

    Yüce Peygamberimiz bizden ibadet yapmamızı ister. İbadet ile ilgili genel kuralları Kur’án-ı Kerim belirler, teferruatı ise sevgili Peygamberimiz bize açıklar.

    Ancak bizden ibadet isterken de yukarıda belirttiğimiz prensibi aynen muhafaza eder. Toleranslı davranır, çıkış yolu gösterir. Emreder ama bunu uygulanabilir emirlerle yapar. Emirleri fıtratla çelişmez, kulu yormaz. Daha doğrusu, mazeretine uygun çıkış yolları gösterir. Hastalık, yaşlılık, özürlü olma ve daha birçok durum için farklı emirleri devreye sokar. İbadetten gaye, hayatı düzene, intizama ve anlamına kavuşturmaktır. Sadece kulu denemek değildir.

    Allah, kulunun hasmı değildir. O, kulunun yardımcısıdır, yaratıcısıdır, sahibidir.

    Biz insanların şöyle bir hatası var:

    Bazen arzularımız, isteklerimiz gerçekleşmezse, dualarımıza cevap bulmadığımızı zannedersek, Yüce Allah ile ilgimizi hemen kesiyoruz. O’na küsüyor, anlamaya çalışmıyor; bilakis anlaşılmaya çabalıyoruz. Halbuki bizi yaratan, bizi bizden daha iyi tanıyor ve kolluyor. O halde, bizi iyi bilen Rabbimiz’in rahmetinin yansıması olan kolaylık prensibini bir daha okuyalım. Belki ruh dünyamız insafı kuşanır. Belki bu güzel ayda, güzel kararlar alırız. Belki mazeretlerimiz azalır...

    Bazen şartların uygun olmaması veya oluşmaması, kişileri bazı yükümlülüklerden kurtarır veya erteletir. Mesela yolcular ve kadınlar için Cuma namazı farz değildir. Seferi olanlar için oruç tutma zorunluluğu yoktur, sonradan kaza etmek kaydıyla elbette. Maddi imkánı olmayanlara hac farz değildir. Nisab miktarınca (zekát için gerekli mal miktarı) malı olmayanlar, zekát vermek için yükümlü tutulmazlar. Şartlara göre, farzlar ya kaldırılır ya da ertelenir.

    Mesela hasta olan kişi, namazın şartlarından biri olan kıyam (ayakta durma) ile yükümlü olmaz, namazını oturarak eda edebilir.

    Yolculuk halinde dört rekát olan farz namazlar iki rekát olarak kılınır.

    Rükû ve secde edecek kadar takáti olmayanlar, ima ile namaz kılabilir.

    Yine bazı mezheplerde, yolculuk, hayatî önemi haiz iş vesair nedenlerle öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları birleştirilerek kılınabilir.

    Su bulamayanlar veya su kullanması sağlık sebebiyle sakıncalı olanlar abdestlerini teyemmüm ile alırlar.

    Herhangi bir şeyin haramlığı konusunda Allah ve resûlü tarafından kesin bir emir buyrulmamışsa, o şey helaldir.

    "Allah’ın helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri (tayyibat) haram etmeyin!" (Maide, 87) denilerek bu prensip ortaya konmuştur.

    O halde, dinin tolerans ve çıkış yolu prensibini hatırlatırken ibadetin vazgeçilmezliği sonucuna varabilmeliyiz.

    Önemli olan, salim ve duru bir niyetle Yüce Allah’a yönelmektir. Rabbimiz sıkıntımızı düze çıkaracak bir kolaylık mutlaka göstermiştir. Bize düşen de, bu rahmet kucağının farkına varıp Yüce Allah’a mahcup olmayacak bir hayat yaşamaktır...

    Baş şerbeti

    Bir ramazanda Medineli bir Müslüman Halife Hz. Ömer’i iftar yemeğine davet etti.

    Yemek sırasında yalnız Hz. Ömer’e bir kab içinde bir içecek sunuldu.

    Hz. Ömer sordu:

    "Bu nedir?"

    Ev sahibi cevap verdi:

    "Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da..."

    Hz. Ömer onu içmeyi reddederek şöyle dedi:

    "Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem!"

    Hz. Muáz İbnu Cebel (radiyallahu anh) anlatıyor:

    İki kişi Resulullah’ın (aleyhissalátu vesselám) huzurunda küfürleştiler. Öyle ki birinin yüzünden diğerine karşı öfkesi gözüküyordu. Resulullah (aleyhissalátu vesselám):

    "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Eûzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı