"Ayşe Aral" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral

Huzurlarınızda benim küçük cadı

Küçük cadı derken kızımdan bahsetmiyorum, beni sürekli okuyanlarınız bilir; benim küçük cadım kız kardeşim Ayça.

Efendim şimdi bu hatun bir ağustos ayı “dan” diye hayatıma giriverdi. Benim yaş o sırada yedi. Evde bir telaş, bir heyecan; atıldı mı benim pabucum dama? Yedi yıllık hâkimiyetim, tüm havam anında yerle yeksan oldu mu? Oldu; bunların hepsi oldu. Ben de bu pembe suratlı bebişe gıcık oldum haliyle.

Yapılacak bir şey yok, çaresiz başladık beraber büyümeye ama tüm ilgi onda yine.

“Anne acıktım.”

“Dur kızım Ayça’yı yedireyim, geliyorum.”

“Baba başım ağrıyor.”

“Yat geçer canım, Ayça’nın gazını çıkartayım, sonra başına masaj yaparım.”

Baktım iş ciddi, başka bir şey bulmak lazım ilgi çekmek için, onu da bir doktor kontrolü sırasında buldular.

“Ayşe’nin kalbi delik”

Hayda, bu kadarı da fazla kaçmıştı ama yapılacak bir şey yoktu, ameliyat olmam lazımdı. (Bir şeyi isterken gerçekten çok dikkat edin okur dostlarım, evrenin şaka anlayışı yok çünkü)
Ayça’yı anneannelere, dedelere, amcalara, teyzelere, tüm mahalleye emanet edip annem, babamla beraber döküldük Ankara’nın taşlı yollarına.

Ameliyat oldum, her şey bitti, gitti; oralara pek girmeyeceğim, hastane bölümünün bu yazıyı ilgilendiren bölümüne geleceğim.

Ayça’ya...

Her gece Ayça diye ağlamama; daha dün ayağını kaydırıp eski tahtıma kavuşma hayalleri kurarken bir anda bir hastane odasında şu hayatta en sevdiğimin o olduğu düşüverdi aklıma.

Eve dönüşte iyi bir abla olmaya kararlıydım, sanırım öyle de oldum. Üzerine titredim, geceleri pişpişledim, amma velâkin bu hatun büyüyüp serpildikçe başladı bana burun kıvırmaya.

Huzurlarınızda benim küçük cadı

Ve sonunda dayanamayıp savaş ilan ettim. Meğer o da etmiş ve böylece biz başladık evin içinde saç saça baş başa, Allah ne verdiyse...

Annem, babam; “Aaaa ama sen ablasın” dediler.

“Yemez” dedim, “çünkü bu iflah olmaz bir cadı!”

Yıllar böyle geçti, ne o beni beğendi ne ben onu. Sürekli birbirimize bir mok atmaca, sürekli kim daha ileri işer durumu.

Sonra aramıza mesafeler girdi, ben İngiltere’ye üniversiteye gittim, o tabi ki evde kaldı.

İngiltere’den döndüm, evlendim. O, o yıllar liseye başladı ve bitirince o da İngiltere’ye üniversiteye postalandı.

İyice kopmuştuk; eh o yaşlarda aradaki yedi yaş da buna tuz- biberdi tabi ki.

Birbirimizi gördüğümüz zamanlarda da yine bir gerginlik oluyordu,  ben de artık ona evli kadın halimden ötürü çocuk muamelesi yapıyordum.

Yine yıllar geçti. Ayça üniversiteyi bitirip geldi. Bir süre sonra ben boşandım, o sıra o evlendi.

Benim kız genç kız oldu, “artık çocuğu büyüttün hadi Ayşe kariyer zamanı” derken; o işini, gücünü, kariyerini rafa kaldırıp çocuk doğurdu.

Hayat ikimizi hep birbirimizden farklı zamanlarda güldürdü ve ağlattı. Birimiz güldüğünde diğerimiz tabi ki güldü, birimiz ağladığında da diğerimiz tabi ki ağladı ama şu anki kadar, şu son iki senede olduğu kadar derin ve içten olmamıştı.

Benim küçük cadı son iki senedir büyüdü, öyle büyüdü ki beni geçti. Ben küçük cadı kıvamına geldim, o ise abla.

İki senedir nasıl elimi tutuyor size anlatamam. Ben de alıştım bu duruma, hatta çok da zevk almaya başladım, sırtımı ona yasladım.

“Ayça başım ağrıyor.”

“Psikolojiktir Ayşecim; biraz çık, yürüyüş yap, temiz hava al; kapandın yine inine.”

“Ayça şöyle bir yazı yazsam mı?”

“İçinden geliyorsa yaz Ayşecim, sahici olduktan sonra problem yok, çekinme.”

Daha nelerle ilgili fikirler veriyor, yollar gösteriyor artık siz tahmin edersiniz. Geçen hafta iki günlüğüne Paris’e gitti, bana da gel dedi.

“Siyatik” dedim, “o” dedim, “bu” dedim, yan çevirdim, gitmedim.

Telefonda; “Sana neler neler aldım, bayılacaksın” dedi.

“Eyvah, kendi zevkine göre bir sürü benim giymeyeceğim kılık kıyafet almıştır” diye düşündüm.

Sonra bana aldıklarını yolladı. Paketi açınca artık beni gerçekten tanıdığını anladım.

Alın size aldıkları;

1.değişik beş  çeşit hardal

2.yedi çeşit paket çorba

3.salata, et, tavuk ve sebze için soslar

4.mucize diş beyazlatıcı

5.yirmi kadar krem, üç tane parfüm

6.takma kirpikler

İşte bu tip şeyler; say say bitmez, benim  bu bayıldığım  hediyeler.

Hediye bahane, tanımış artık ablam beni; o 33, ben 40. Kardeşliğin tadına vardığımız günlerdeyiz ve onu çok seviyorum. Bir de şu yatma saatlerimizde anlaşabilsek; o  bir tavuk, ben  ise bir vampir.

Not: Kardeşliğe dair sizin yaşadıklarınızı bekleriz efenim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI